DÎLAN KARACADAÐ / HABER MERKEZİ


İngiltere’de kadınların maruz kaldığı şiddet, dünyanın diğer ülkelerinde yaşayan kadınların yaşadıklarından pek farklı değil. Dünya Ekonomik Forumu’nun 2016 Küresel Cinsiyet Uçurumu raporuna göre, cinsiyet eşitliğinde birinci sırada İzlanda iken İngiltere ilk 20’lere dahi girememiş. Bu kadın hakları bakımından da böyle. Yapılan araştırmalara göre yılda 85 bin kadın tecavüze uğruyor, kadın sığınma evleri bütçe kesintilerinden dolayı bir bir kapatılıyor, kadına yönelik şiddet her yıl biraz daha artıyor. Şiddet gören kadınların şikayetlerinin yüzde 90’ı dahi yargıya taşınmıyor. Aynı şekilde kadınlar maaş eşitsizliğinde de haksızlığa uğruyor. Kadınlar işgücünün yüzde 47’sini oluşturmasına karşın, yüzde 20 daha az kazanmanın yanı sıra “çocuk sahibi olma” ihtimali nedeniyle erkeklere göre ‘bir-sıfır’ geriden başlıyorlar. Yine İngiltere Meclisi’nin yüzde 77’sinin erkek olması da eşit temsiliyetin bulunmadığını gösteriyor. 

Tüm bu rakamların altında yatan zihniyeti, mevcut yasaları, kadının gördüğü şiddet ve baskıyı İngiltere’de avukatlık yapan Eylem Güler ile konuştuk. 


Şiddetin tanımı geniş

İngiltere’de kadına yönelik şiddetin İçişleri Bakanlığı tarafından geniş bir çerçevede tanımlandığı ve bu tanımın “şiddet suçlarının rehberi” niteliğini taşıdığını belirten Avukat Eylem Güler, “İçişleri Bakanlığı 2015’ten itibaren yeni bir yasa ile şiddetin tanımını daha da genişletti. Bu tanıma bakıldığında şiddet sadece fiziksel, cinsel, ekonomik, psikolojik, duygusal şiddetle sınırlı değildir. Şiddet, aynı zamanda kişiyi kontrol eden, zorlayan, tehdit eden, taciz eden her türlü davranıştır” diye konuştu.


Şikayetlerin yüzde 90’ı yargıya taşınmıyor

Kadına yönelik şiddet suçlarının ‘adli suçlar’ (taciz, öldürme, tehdit, vb.) kategorisinde yargıya taşındığını belirten Güler, ancak buna ilişkin özel bir yasanın olmadığına dikkat çekti. Güler, adli yasaların yanı sıra ek olarak çıkarılan kanunların cezalandırmak için yeterli olduğunu ancak uygulamada ciddi sorunlar yaşandığını ifade etti. 

Kayıtlara göre 2015-2016 yılında kadınların yüzde 7’si ve erkeklerin yüzde 4,4’ü şiddete maruz kalmış; yani toplam 1,2 milyon kadın polise şikayette bulunmuş. 16 ile 59 yaş grubu kadınların yüzde 26’sının şiddete maruz kaldığının bilgisini veren Güler, polisin bazı vakaları delil yetersizliğinden veya resmi suçla ‘yargılanma kriterlerine’ uymadığı gerekçesiyle işlem yapılmadığını belirtti. 

Kadınların şikayetlerinin yüzde 10’undan azının yargıya taşındığını kaydeden Güler, “Yüzde 90’ı yargıya taşınmıyorsa, o zaman mevcut yasalar neye göre uygulanıyor sorusunu akla getiriyor. Bu ülkede de kadın, eril sistemden ve eril yasalardan kaynaklı ciddi bir sömürü, cinsiyet eşitsizliklerin sonucu olarak ev içi şiddet, iş hayatındaki psikolojik şiddet ve yaşamın her alanında şiddetin farklı türleri ile karşı karşıya kalıyor. Mevcut yasaların uygulanmaması da kadına yönelik şiddet sorununu daha da derinleştiriyor” dedi.


Hizmet kurumları az, bütçe yetersiz

Şiddete maruz kalan kadın sayısı ile kadına hizmet veren kurum ve kuruluşların sayısı karşılaştırıldığında ciddi bir dengesizliğin görüldüğüne işaret eden Güler, kadınlara gerekli desteği verecek yeterli bir sistemin olmadığını ve gerekli olanakların sağlanamadığını kaydederek, şiddete maruz kalan kadınların korunmadığına vurgu yaptı. Güler, “Var olan hizmet kurumları çok ciddi durumlarda müdahale edebiliyor ya da o kadınları korumaya alıyor. Özellikle son birkaç yıldır ekonomik krizden kaynaklı kemer sıkma politikalarından en çok etkilenen kadına hizmet veren sektörler oluyor” dedi.

Güler, kadınlara hizmet veren kurumların bütçelerinin kısıtlanmasının kadınların mağduriyetini büyüttüğünü belirterek, sorunun ancak radikal bir sistem değişikliği ile çözülebileceğini kaydetti. 


Göçmen kadınların sorunları farklılık gösterebiliyor

Kadına yönelik şiddetin toplumsal cinsiyetçilikten beslendiğini söyleyen Güler, şunları vurguladı: “İngiltere’de yüksek sayıda göçmen var ve farklı kültürlerden kadınlar geliyor. Dolayısıyla şiddetin sebepleri farklılık gösterebiliyor. Hükümet farklı kültürdeki kadınların maruz kaldığı şiddetin sebeplerini incelemeye almıyor ve yasaları buna göre düzenlemiyor. Hükümet, ülkedeki bu kadınların özgün olan sorunlarını çözememiştir ve şiddeti minimum seviyeye indirmek için yeterli bütçe ayırmamıştır. Yapılan bütün planlamalar eksik ve yetersizdir.”



Ayrımcılığa ceza yok

İngiltere’deki kadınların hem evde hem de istihdam alanlarında ciddi şiddete maruz kaldıklarına değinen Güler, şu sözlere yer verdi: “İstihdam alanlarında kadınlara yapılan ayrımcılık yasalarla yasaklansa da bir ceza karşılığı olmadığı için önü alınamıyor. Dolaylı şiddet ve eşitsizlik böylece hayatın her alanında olduğu gibi kadının istihdam alanında da görülüyor.”




Esas sorun cinsiyetçilik


Kürt Kadın Hareketi’nin eril şiddetle mücadelede daha köklü bir yaklaşım geliştirdiğine vurgu yapan Güler, konuya ilişkin şu değerlendirmeyi yaptı: “Kürt Kadın Hareketi mücadelesinin sonucu olarak kadın kotasını veya eşit temsiliyeti siyasi örgütlenmelerde ve kurumsal her alanda mecburi tutması, temsiliyet eşitsizliğini gidermek için örnek alınması gereken bir yaklaşımdır. Dünyadaki birçok kadın kurumu, grubu, kadın sivil toplum örgütü bu kronik soruna sadece şiddet olarak yaklaşımın ve dar çözüm metodlarının sonuç vermediğini her fırsatta dile getirmiştir. Bu sorunun temelinde cinsiyet eşitsizliğin yattığını tespit etmiştir. Dünyanın her yerinde kalıcı bir çözüm için kadın sivil toplum örgütlerinin mücadelesi ve önerileri esas alınmalı, cinsiyet eşitsizliğini gidermenin tek yolu da kadının yasama, yürütme ve bütün karar mekanizmalarında eşit söz hakkı ve temsiliyeti ile mümkün olur. Ayrıca mevcut bütün yasaların bir an önce kadın kurumları ve kadın sivil toplum örgütleri tarafından incelenip yeniden düzenlenmesi kalıcı bir çözümün tek yolu gibi görünüyor.”




Kadın her alanda şiddete maruz


Avukat Eylem Güler, çalışan ve çalışmayan kadına karşı şiddeti şöyle değerlendirdi: “Çalışmayan kadın ekonomik olarak bağımlıysa daha fazla psikolojik baskıya maruz kalabiliyor ve ekonomik şiddete maruz kalabiliyor fakat şiddetin boyutları ve farkları kadının kültürüne, eğitim durumuna, dinine bağlı olarak değişebiliyor. Çalışan kadınlar ise maaş eşitsizliği, işe alınırken bile ayrımcılığa maruz kalabiliyor. Örneğin İngiltere’de iş mülakatlarında ayrımcılık yapmak yasaktır ve herkese eşit davranılması gerekir. Fakat bu yasa yetersizdir. İstihdam alanlarında bile işverenler genç kadınların doğum yapma riskini düşünebiliyor ve bir yıla kadar olan doğum iznini düşünmek zorunda kalıyor. Bu rakip erkek adayı işe alınabiliyor. İşverenler bunu direkt söylemese de...”


Maaş eşitsizliği

İngiltere’de maaş eşitsizliğin de ciddi bir sorun olduğunu kaydeden Güler, “Günümüzde kadınlar hala erkeklerden daha az maaş alıyor ve bu da kadının işgücünü sömürmenin ve şiddetin başka bir boyutudur” dedi. 

Yasalar yapılırken cinsiyet eşitsizliğini ortadan kaldırmak için her şeyin düşünülmesi gerektiğine vurgu yapan Güler, annelik izini gibi babalık izninin de verilmesi gerektiğinden yana. Güler, “Örneğin kadın doğum sonrası ilk altı ayı izin alıyorsa ikinci 6 ayı baba babalık izini alabilmeli. Mevcut yasalara göre babalık izini sadece 2 hafta” dedi. 


Kadın haklarında geride

İngiltere ve diğer Avrupa ülkelerinde, hatta 3. Dünya Ülkeleri ve Ortadoğu ülkelerinde şiddeti önleyici çok sayıda yasanın mevcut olduğuna işaret eden Güler, şunları dile getirdi: “Avrupa ülkeleri kendilerini kadın hakları konusunda bu ülkelerden gelişmiş olarak lanse etmeye çalışsa da aslında durum çok da iç açıcı değil, hatta daha geride. Eğer Avrupa ülkeleri kendi yasalarını 3. Dünya Ülkeleri ve Ortadoğu ülkelerinin yasalarıyla karşılaştırıyorsa Avrupa ülkelerinin şiddet tanımının ve yasaların kadını korumak için daha fazla olanak sağladığı kabul edilir. Ancak Avrupa’nın ya da ekonomik olarak gelişmiş ülkelerin Ortadoğu ve 3. Dünya Ülkelerine göre daha iyi olması bu ülkelerin kadına karşı şiddet sorununu çözdeği anlamına gelmez.”


Mevcut yasalar uygulanmıyor

Kadın sorununu çözen, kadınlara eşit haklar sunan veya cinsiyet eşitliğin tamamını sağlayan bir ülkenin olmadığı fikrini belirten Güler, “Gelişmiş ülkelerde ve Birleşmiş Milletlerde hala cinsiyet ayrımı ve kadına yönelik şiddet önleyici yasalar, projeler ve programlar var. Ülkelerin bütün bu çalışmaları uzun yıllar sürmekte fakat sorunu çözmüyor. Belki fiziksel şiddet ve ayrımcılık gelişmiş ülkelerde son yıllarda çıkarılan yasalar ve çalışmalarla çok az da olsa azaldı, ancak hala günümüzde milyonlarca kadın şiddete maruz kalıyor” ifadelerini kullandı.