Kürt halkıyla PKK’nin ve gerillanın nasıl bütünleşmiş olduğu Lice’de operasyona çıkan askerlerin önünün halk tarafından kesilmesiyle bir daha görüldü. AKP’nin süreçten, çözümden söz ettiği süreçte Kürt halkı göğsünü operasyon önüne siper ederek hem gerillayla nasıl bütünleştiğini, hem de demokratik çözüm istediğini ortaya koydu. Lice’de dağa çıkanlar içinde 7 yaşındaki kız çocuktan 70 yaşındaki neneye kadar herkes vardı. Yani toplumun hepsi oradaydı. Kürdistan’ın tümünün de ruh hali ve duyguları tamamen böyledir. Belki de dünyada bu düzeyde toplumsallaşan ve halklaşan başka bir hareket yoktur.

Kuşkusuz dünya tarihinde ve dünyanın başka yerlerinde büyük siyasal hareketler olmuştur, büyük toplumsal hareketler görülmüştür. Ancak hiç birinde toplumsal karakter Kürdistan’daki kadar derin ve kapsamlı olmamıştır. Aileden başlayarak toplumun tümü Kürt Özgürlük Mücadelesi içindedir. Bu nedenle hiçbir ülkede olmadığı kadar çocuklar da saldırının hedefi olmuştur. Bir şehir, bir kasaba, bir mahalle bombalanırsa kadın da çocuk da ölür; ancak Kürdistan’daki çocuk ve kadınlar böyle öldürülmüyor; bir toplumsal hareket içinde doğrudan hedef alınıyor. Bizzat bir mücadele içindeyken öldürülüyorlar. Bu toplumsal karakterine rağmen bu hareketin hala terörist olarak damgalanması tamamen ideolojik ve siyasi bir tanımlama olmaktadır. Aksine böyle bir toplumsal mücadeleye saldıranlar faşist terör uygulayanlar tanımını hak etmektedirler.
Lice’de halkın dağa çıkıp gerillaya sahip çıkması yeni değildir. Geçen yıllar da dağ dağ dolaşarak gerilla cesetlerini aradığı ve bunun için karakolları dinlemeden sınırları aştığı görülmüştür. Geçen yaz Beytüşşebap halkının dağlara çıkarak gerillayla birlikte cenaze töreni yaptığını biliyoruz. Beytüşşebap halkının gerillaya nasıl sahip çıktığı ve askerlere “burada ne işiniz var” dediği ekranlara yansıdı. Bir Kürt kadınının askeri konvoyun önüne geçerek yaptığı konuşma kafalara kazınmıştır.
Halkın gerilla cenazelerine nasıl sahip çıktığı her gün görülmektedir. Sadece cenazelere değil, Habur’dan gelen gerillaya nasıl sahip çıktığı da hala hafızalarda tazedir. Kürt halkı dünyada görülmeyen bir biçimde köylerden, dağlardan, ovalardan, kasabalara, kasabalardan şehirlere akmış, gerillayla kucaklaşmıştır. Böyle bir sahne hangi devrimde görülmüştür? Habur’dan giriş yapan gerillaların karşılanması, Türk devletinin özgürlük karşısındaki yenilgisinin somut ifadesi olduğundan sindirilememiş ve saldırıya geçilmiştir. O günden bu yana saldırıların artması bu halk gerçeğini cezalandırma ve halkın PKK ve gerillayla bütünleşmesini ortadan kaldırmaya yöneliktir. Ancak bunda başarılı olamadıkları her gün görülmektedir. Çünkü her gün karşılarına yeni bir Habur görüntüsü çıkmaktadır. Terörist deyip dünyadan ve toplumdan tecrit etmek istediklerine yönelik bu sahiplenme Türk egemenlerinde bir travma yaratmıştır. Nitekim Paris’te katledilen üç kadın devrimcinin cenazesinin Türkiye’ye getirileceği günlerde de bu sendrom görülmüştür. Aman Habur yaşanmasın denilmiştir. Yani o kadar da çok katılmayın, sahiplenmeyi bir ölçüde tutun denmiştir. Çünkü görmüşlerdir ki; bu halk büyük çoğunlukla özgürlük savaşçılarına sahiplenmektedir.
Herkes de biliyor ki Kürt halkı kimliğini bu kırk yılda bulmuştur. Bu kırk yılda yeni bir Kürt kimliği yaratılmıştır. Mücadele içinde yetişen ve şekillenen bir Kürt kimliği olduğu için hiçbir toplumda görülmeyen düzeyde sağlam bir temele ve direngenliğe sahiptir. Çeliğe su verilmesi gibi bu toplum da mücadele içinde çelikleşmiştir. Kuşkusuz bedelleri ağır olsa da bunun Kürt toplumuna kazandırdığı çok şeyler olmuştur. Kürt toplumunun son kırk yılda gerçek anlamda uluslaştığı söylenmektedir. Mücadele içinde uluslaşmak herhalde farklı bir uluslaşma karakteri oluşturmuştur. Hem direngen hem demokratik karakterli bir ulus. Direngenliği demokratikliğini, demokratikliği direngenliğini güçlendirmiştir, güçlendirmektedir.
Kürt toplumunda her zaman acılar karşısında direnen ve ayakta kalmaya çalışan kadın olmuştur. Tarihsel rol kadına böyle bir karakter kazandırmıştır. Olumsuz ve kara kader denilebilecek bu rolün kazandırdığı direnme azmi son kırk yılık mücadelede kadın açısından toplumda öne çıkma ve olumlu rol oynama biçiminde kendini ortaya koymuştur. Acılara katlanma gücü ve direngen kadın bu zorlu mücadelede toplumun direnme gücü ve moral gücü olarak yerini almıştır. Buna bir de Kürt Halk Önderinin Kürt kadınını öne çıkartması ve onure etmesi de eklenince yeni Kürt kadın gerçekliğinde yeni bir Kürt uluslaşması sağlanmıştır. Kadın etkisinin ağırlıkta olduğu ve direngenliği öne çıkan bir uluslaşma gerçeği!
Kuşkusuz bunu sosyologlar gün gün takip ederek, tarihten günümüze ele alarak bu gerçekliği daha yerli yerine oturturlar. Ama Kürt kadınının Kürt uluslaşmasındaki yeri ve önemi bugünden netleşmiş ve anlaşılmış bulunuyor. Bunu her günkü pratiklerden görmekteyiz.
Kürt Özgürlük Mücadelesinin en zorlu dönemlerde kadınlar direngenliği ve fedakarlığıyla öne çıkarak yol açmaktadırlar. Fedailikle mücadelenin önünü açmak neredeyse Kürt kadınının karakteri haline gelmiştir. Geçen yaz gerillanın yürüttüğü devrimci hamlede de bunu gördük. Jin ve Beritan adlı gerillalar kapsamlı eylemlerin en kritik anlarında fedailik yaparak eylemlerin sonuç almasında başrolü oynamışlardır. Kürt Halk Önderinin kadınlar ve gençler bu devrimin öncü gücüdür belirlemesi birçok mücadele alanında bu karakterde, ama farklı biçimlerde kendini ortaya koymaktadır. İşte Kürt devriminin gücü budur. Özgürlük tutkusu bu temelde açığa çıkarılan bu güce karşı tedbir almak da önüne geçmek de mümkün değildir. Amiyane deyimle cin şişeden çıkmıştır.
Kürt kadınının bu mücadelede ve Kürt uluslaşmasındaki rolü Sara, Rojbin ve Ronahi’nin Paris’te katledilmelerinden sonraki süreçte çok net bir biçimde ortaya çıkmıştır. Bu güç kadın Özgürlük Hareketi’nin gücüdür. Kadının Kürt uluslaşmasındaki etkisinin gücüdür. Öyle, ki bu güç sadece tüm Kürtleri bir araya getirmemiş, tüm Kürt dostlarını da bir araya getirmiştir. Özgürlük Mücadelesi tarihinde bu düzeyde bir bileşimin bir araya gelmesi ilk olmuştur. Kadın direngenliğinin özgürlük ruhu ve demokratik karakterli oluşunun uluslaşmada yarattığı etki bu süreçte çok iyi anlaşılmıştır. Kadın özgürlük çizgisinde uluslaşmanın bir halka, bir topluma ne düzeyde kazandırdığı bir daha görülmüştür.
Kadın özgürlük çizgisinin, kadının mücadelede etkin yer almasının ne kadar kazandırdığını herhalde kadının bu düzeyde mücadelede yer aldığına kuşkuyla bakanlar da ikna olmuştur. Çünkü PKK karşıtı bazı çevreler kadına siyasette, toplumsal mücadelede bu kadar fazla yer vermesinin kazandırmadığını söylemekteydiler. Öyle ki bir zamanlar BDP listelerinde kadınlar fazla olduğu için fazla oy almadığını söyleyenler bile çıkmıştı. Ancak yıllar Kürt Halk Önderini doğrulamıştır. Kürt Halk Önderinin gittikçe büyüyen bir liderlik olması; ağır saldırılar karşısında ayakta kalması da kadına verdiği önemden dolayıdır. Şimdi bu gerçeği dünyanın başka yerlerinde fark edenler de olmuştur. Hatta Tayyip Erdoğan bile son zamanlarda biçimsel de olsa kadına önem verdiğini ortaya koymaya çalışmaktadır. Ancak her zaman taklitler komedi olmaktan kurtulamazlar. Aslında gerçekleşen sonuçları da alamazlar.
Bugün başta Kürt anaları olmak üzere; Kürt kadınları Kürt Özgürlük Hareketi’nin temel moral değerlerindendir. Amiyane deyimle mücadelenin orta direğidirler. Bu orta sınıf anlamında bir orta direklik değildir, kelimenin tam ve gerçek anlamıyla bir orta direkliktir. Tarihin şafak vaktinde kadınların toplumu yaratma ve yaşatmada oynadıkları rol bugün yine aynı coğrafyada Kürt kadını şahsında canlanmaktadır. Bu onuru Kürt kadınının yaşaması geleceğin dünyasında Kürt toplumunun demokrasi ve özgürlükte öncülük rolü oynayacağı anlamına gelmektedir.
Kadın özgürlük ruhuyla mayalanan Kürt uluslaşması ve Kürt Özgürlük Hareketi yenilgisizliğin iksirini içmiş olarak mutlaka özgür ve demokratik yaşamı kazanacaktır.