Asimilasyon sözcüğü bir tür erimeyi, benzeşmeyi, benzeştirilmeyi ifade eder. Sözlükler ise, “Benzer hâle getirme, kendine benzetme, kendine uydurma, özümleme” diye tanımlar.
Kürt Halk Önderliği ise bu kavramı daha da genişleterek: “Asimilasyon kavramı uygarlık toplumlarında iktidar ve sermaye tekellerinin kölelik statüsü altına aldıkları toplumsal grupların üzerine uyguladıkları ve kendi eki, uzantısı durumuna indirgemek için tek taraflı ilişki ve eylemini ifade eder” demektedir.
Dikkat edilirse, asimilasyon birinin uzvu yani parçası haline gelme demektir. Bu ise kendisi olmaktan çıkmayı, başkası olmayı ya da başkasının istediği gibi olmayı ifade etmektedir.
Asimilasyonun bir adım ötesi ise kültürel soykırıma tabi tutulmaktır. Bu bir nevi, “Asimilasyon yöntemleriyle üstesinden gelinemeyen halkın, azınlıkların, her türlü farklı din, mezhep, etnik grupların fiziki ve kültürel olarak tamamen tasfiyesini amaçlar” gerçekliğidir. Daha da açacak olursak, “Kültürel soykırım denemeleri daha çok hakim elit ve ulus-devlet kültürüne göre zayıf ve gelişmemiş durumda bulunan halk, etnik ve inanç gruplarının üzerinde uygulanır. Temel mekanizma olarak hakim elit ve ulus-devletin dil ve kültürü içinde tümüyle tasfiye olmaya amaçlayan başta eğitim olmak üzere her türlü toplumsal kurumların cenderesi içine alınıp varlıkları sona erdirilmeye çalışılır.”
Bu iki tanımlama ardından Kürt kökenli Türklerin ne olduklarını daha iyi tanımlayabiliriz. Kürt kökenli olduklarını ama bir de Türk vatandaşı olduklarını, kişilik olarak başkasına benzetilmişler, bugünlerde sık dile getirir oldular.
Örneğin bir Mehmet Şimşek, Miroğlu, Metiner, Kızılkaya, Eker, Galip Ensarioğlu, Cevdet Yılmaz ve daha böyle nicelerini tek tek isimlerini vererek sıralamak mümkündür. Bunlar -nasıl oluyorsa- Kürt kökenli, Türkler oluyor. Ya da “makul Kürtler” mi diyelim?
Büyük bir ihtimalle dünyanın hiçbir yerinde böyle tanımlamaları bulmak mümkün değildir. Biliyoruz sömürge altına alınmış ülkelerde sömürgeciler, kendilerine benzettikleriyle iş çevirmişlerdir. Bir nevi kendi yedekleri haline getirerek sömürge haline getirilen halkları bastırmak, ezmek hatta bu baskı ve ezmenin üstünü örtmek için her zaman bu tür kişiliklere ihtiyaç duymuşlardır. Denilebilir ki, sömürgecilerin olmazsa olmazları, asla ama asla vazgeçemeyecekleri kişilikler bu tür asimilados haline getirilmişlerdir. Marksist literatürde ki volan kayışı misali, bunlar sömürgecilerin volan kayışlarıdır. Nasıl ki bu kayışlar olmadığında çark dönmez ise bu tür asimiladoslar olmadıkça sömürgeciler sömürge altına aldıkları ülkede duramazlar. Kendilerini meşru hale getiremezler. Toplumu kandıramazlar. İstedikleri gibi topluma nüfus edemezler. Kürtlerin meşhur olan deyişiyle; “Ağacın kurdu ağaçta olmazsa ağaç solmaz.”
Yukarıda dile getirilen kişilikler daha doğrusu Kürt kökenli Türkler tamamen ağacın kurtçukları gibidirler. Ağacın kurtçukları hem ağacın içerisinde ve ağaçtan yaşarlar, hem de ağacı içerden kemirerek bitirip, bitap düşürerek devrilmelerine yol açarlar. Bu bağlamda bir ağaç için asıl tehlike içeridendir.
Dışarıda gelen herhangi bir saldırıya karşı bir toplum, bir halk, bir topluluk ya da herhangi bir birim kendisini savunabilir. Lakin eğer o halk, toplum ya da topluluk içerisine kurtçuklar sızdırılmış ise ya da onların arasında kurtçuklar varsa, orada metabolizmanın kendi kendini savunması çok güç olmakta hatta bu kurtçuklar o metabolizmayı zayıflatarak, kendini savunamaz hale getirebilmektedir. Kendini savunamaz hale gelen bir toplum ya da bir halk ise başkasına benzemeye doğası gereği hazır hale getirilmiş demektir.
Dikkat edersek bugün Kürdistan'da Kürtlerin ilçeleri, şehirleri tanklarla, toplarla vurulmaktadır. Şehir ve ilçeleri abluka altına alınarak ezilmektedir. Her türlü hakaret ve saldırı yapıldığı halde, sömürgecilik meydanlarda mehter marşıyla dolaşarak, Kürdün diz çökmesini isterken, Kürt kökenli Türkler bu insanlık dışı uygulamaları hem savunmakta hem de bu insanlık dışı uygulamaları yapanların yanında durarak, kendilerinin ne kadar iyi yaşadıklarını bir de herkesin gözünün içine bakarak söylemektedirler. Bu tavır ve davranışlarıyla sömürgeciliğe meşruluk kazandırmaktadırlar. Yani Kürt Kırımının en ileri düzeyde ki temsilcileri olduklarını bu tavır ve davranışlarıyla da herkese söylemiş olmaktadırlar.
Özcesi, Kürt kökenli Türkler, Kürt soykırımının en başta gelen savunucuları, geliştiricileri, destekleyicileri, uygulayıcıları olmaktadırlar.
Sömürgecilere benzetilmek, benzeşmek, benzer hale gelmenin kendisi de tamamen bir sömürgeci haline gelerek Kürdistan’a bir dönemler Sel Hareketi yapanlarla sefere çıkarak, Kürt halkına savaş açmak demek olduğu için, bu tür Kürt Kkökenli Türklerin, öz be öz faşist Türklerden hiç bir farklarının olmadığı hatta onlardan daha tehlikeli oldukları açık değil mi?