Rojava Kürdistan’ın en küçük parçası ve Kobenê kantonu üç kantondan birisi. Ama şimdi en önemli parça Rojava’dır, en önemli şehir Kobanê’dir. Rojava Devrimi üç senedir kanlı saldırganların baş hedefi oldu. Sınır kapıları kapatıldı, etrafına tel örgüler çekildi, duvarlar örüldü, hendekler kazıldı. Her şey Rojava Devrimini boğmak içindi. Sadece kurşunlarla-süngülerle-hançerlerle değil, açlıkla, susuzlukla, hastalıkla yok etmek istediler. Ama Rojava halkı direndi, direniyor. Çoluk çocuk, yaşlı genç direniyor. Ölüyor ama boyun eğmiyor. Rojava halkı sadece kendisini değil, tüm ezilenleri ve insani değerleri savunuyor.
Rojava sadece Rojava değildir, Kobanê de sadece Kobanê değildir. Sadece Kürdistan halkının değil, bölgenin tüm ezilen halklarının umudu ve onurudur. Rojava’da sadece Kürtlerin değil orada yaşayan Asuri-Süryani, Ermeni, Türkmen, Arap tüm halkların demokratik ortak yönetimi kuruldu. Kısa sürede üç dilden anadilde eğitime geçildi. AKP Türkiyesi değil, Rojava model ülke oldu. Rojava Devrimi, kölelik zincirlerini kırarak “Özgür ve eşit insan”ı yarattı, onlara dayalı bir toplumsal sistem kurdu. Bu nedenle bütün işgalcilerin, sömürgecilerin ve bölgeden pay kapmak isteyen emperyalistlerin başhedefi oldu. Ortadoğu’nun vekalet savaşlarında, Kürtlerin ezilmesi DAİŞ’e ihale edildi. DAİŞ (IŞİD) üç senedir Rojava’ya saldıran en kanlı örgüt oldu. Ama şimdiye kadar püskürtüldü. DAİŞ, Şengal’deki Êzîdî Kürt soykırımından sonra, yeniden Rojava’ya ve özellikle Kobanê’ye yöneldi. Kuzeyi Türk ordusu tarafından, üç tarafı da DAİŞ tarafından sarıldı. Buna rağmen Kobanê halkı kahramanca ve ölümüne yurdunu savunuyor.
“Medeni” dünya İkinci Paylaşım Savaşı’nda SSCB’yi işgale ve fethe yönelen azgın Hitler ordularını zevkle seyrediyordu. Umutları Hitler’in Moskova’yı fethetmesi ve düşürmesiydi. Ondan sonra da kendileri duruma el koyacaktı. Ama hesap ters tepti. Sovyet halkları ve Kızılordu Hitler ordularına karşı kahramanca direndi. Stalingrad savunması dillere destan oldu. Kızılordu Hitler faşistlerini bozguna uğrattı, Berlin’e kadar kovaladı. Ondan sonra “Medeni” dünya Kızılordu’yu durdurmak için müdahaleye geçti.
Şimdi de, üç senedir “Medeni” dünya DAİŞ’in Kobenê’ye saldırılarını zevkle seyretti. DAİŞ, Rojava Devrimini ezsin diye beklediler. Ondan sonra da kurtarmaya gideceklerdi. Ama Rojava halkının direnişi bu oyunları bozuyor. Eğer bu savaş bir çok gözlemcinin değerlendirdiği gibi Üçünçü Paylaşım Savaşı‘ysa, Kobanê de bu savaşın Stalingrad direnişidir. Bölge ve dünya şartlarını, sonuçlarını göz önüne alırsak daha da önemli ve belirleyicidir bile denilebilir.
Burada önemli ve öğretici olan Türkiye’nin tavrı olmuştur:
“Çözüm süreci” ile Kürtlerle görüşme ve anlaşma yolunu seçtiğini söyleyen AKP yönetimi ve TC devleti Rojava’da tam tersini yapıyor. DAİŞ ile işbirliğini inkar etse de, bütün veriler AKP ile DAİŞ arasında sıkı bir işbirliği olduğunu gösteriyor. Bazı uzmanlar desteğin de ötesinde, TC-kontrgerilla subaylarının DAİŞ çetelerini bizzat yönettiğini iddia ediyor ki bunun da kanıtları var.
TC yönetimi son iki senedir Kürtlerle “çözüm süreci”nden söz ederken, nasıl oluyor da Rojava-Kobanê halkını imha etmesi için DAİŞ’e destek veriyor?
Bu durum gösteriyor ki devletin ve AKP’nin genlerine kadar “Kürt korkusu” sinmiştir. Buna Kürdofobi de diyebiliriz, Kürt düşmanlığı da. Kürtler deyince her türlü siyaset ahlakı, hukuk, insanlık değerleri bir kenara atılmaktadır. Kürt korkusu devletin gözünü bürümüştür. Bu nedenle gerçekleri görmezler. Anadilde eğitim hakkını bile hala kabullenemezler.
Ellerinde en ağır silahlar olan sömürgeciler Rojava-Kobanê halkından korkuyorlar. Ama Kobanê halkı onlardan korkmuyor. Dişiyle tırnağıyla direniyor.
Sömürgeciler korkuyor ama korkunun ecele faydası olmayacaktır. Tüm ezilenler, direnen Kobanê halkıyla birleşerek, mücadele ederek özgürlüğü kazanacaktır, Özgür geleceğin temellerini atacaktır.