Sakine, Leyla ve Fidan’ın Paris’te intikamvari bir biçimde katledilmelerinin üzerinden bir yıl geçti. Türkiye’de Gülen-Erdoğan savaşı sırasında ortaya saçılan bazı bilgi ve belgelerdeki izler MİT’i gösteriyor. Gülen- Erdoğan savaşı müthiş bir dezenformasyon ile birlikte yürütüldüğü için akla ilk gelen, ortaya atılan belgelerin doğruluk derecesi ve belgelerin hangi amaç ile yayınlandığı. Türk tarafında, iktidar savaşında ortaya atılan ve saçılan bilgiler ile Kürt tarafının Ömer Güney ile ilgili bildikleri açıklandıkça ister istemez akla bir sürü soru geliyor.

Bu soruların Türk ya da TC tarafı beni daha az ilgilendiriyor. Çünkü bu konuda yeterince yazıldığını düşünüyorum. En azından ben kendi adıma bu konuda düşüncelerimi yeterince ifade ettiğimi ve yazdığımı düşünüyorum. 28 Ocak 2013’te* bu köşede “Entegre strateji ve sembolleri” başlıklı yazımda, Erdoğan’ın ve danışmanlarının konuşma ve vücut dillerindeki bazı belirtileri, süreç ile ilgili var olan sembolleri analiz ederek, “Paris Katliamı entegre strateji gereği midir” sorusunu sormuştum. İsteyenler gazetenin arşivinden okuyabilir. Devamı olan 4 Şubat 2013’teki** yazıda, Paris Katliamı’nın var olan nokta operasyonlarının devamı izlenimi verdiğine ve bir nokta operasyonu olduğuna -yine sembolleri de inceleyerek- vardığım hipotez, Paris Katliamı’nın AKP’nin Kürt sorununu ‘çözmek’ için kullandığı ‘entegre strateji’ gereği olduğunu işliyordu. Vardığım hipotezin sağlamasını da PKK’nin bazı konularda yapacağı  açıklamalara bırakmıştım.
Kısacası o gün çok az bilgi ile yapılan analiz ve ortaya konan hipotez, bugün ortaya çıkan her belge ve bilgi ile adeta doğrulanıyor. Az bilgi ile doğru analiz yapabilmek yetenek değil, alışkanlık ve yeterince deneyim gerektirir. Bu konuda tek tek bireyler üzerinde yeterince deneyimim var. Ancak bunun toplumsal olgular için de geçerli olabileceğini, gazetede yaptığım analizler sayesinde öğrenmiş oldum.
Tekrar yazımın başına dönersem, beni asıl ilgilendiren Kürt tarafı. Onlar ne düşünüyor, ellerindeki bilgiler ve belgeler nelerdir? ‘Geliyorum’ diyen bu katliam önlenebilir miydi? Hangi önlemler alındı? Ya da şimdi alınan önlemler var mı? Çeşitli vesileler ile Kürt tarafından katliam ve katil ile ilgili bilgiler yayınlandıkça Kürt tarafının soğukkanlılığı oldukça şaşırtıcı.
Sakinelerin birinci ölüm yıldönümü nedeniyle bir dizi anma töreni yapılıyor. Bunlardan biri de 25 Ocak’ta Gültan Kışanak’ın da konuşmacı olarak katıldığı Rotterdam’daki idi. Paris Katliamı ile ilgili hazırlanmış bir sinevizyon gösterildi.
Sinevizyonda katil Ömer Güney ile ilgili birçok bilgi vardı. Bana göre en önemlisi şu: Güney’in 2012 yılındaki geleneksel Kürt festivaline girişi, kapıdaki görevliler tarafından engellenmiş. Çünkü üstünde bolca biber gazı ve mühimmat varmış. Gene 2012’nin Aralık ayında Hollanda’da yapılan gençlik çalışmasında gözaltına alınanlar arasında Güney de varmış. Güney’in sorgulanma biçiminin diğerlerinden oldukça farklı olduğu Kürtlerin dikkatini çekmiş. Kısacası Güney’i, Hollanda polisi ve savcısına karşı resmi bir yapı korumuş ve kollamış. Tıpkı bir zamanlar Abdullah Çatlı’yı İsviçre polisi ve savcısından koruyan kurum gibi... Bunlar Kürt tarafının tespitleri.
Bütün bu açıklamalardan anlıyoruz ki katil zanlısı Güney, katliam öncesi bir sivil Kürt kurumunda aktif bir konumda iken, Kürtler tarafından (yaptığı haraketlerden dolayı) ne olduğu tahmin ediliyor. Bu oldukça önemli. Tabii ki Kürt kurumları içinde birçok ülkenin ajanı olabilir. Önemli olan bunların tespit edilip vereceği zararların sınırlandırılmasıdır.
Kitlelere verilen enformasyondan da anlaşıldığı gibi, Kürt kurumları Güney’in kimliği ve ne yaptığı konusunda oldukça bilgili ve eminler. Tespit doğru. Ancak Güney’in verdiği zararın sınırlanamaması oldukça üzücü ve büyük bir kayıp ile sonuçlandı.
Güney ve Güney gibilerin vereceği zararları sınırlandırmak mümkündür. Daha çok acı yaşanmasını engelleyebilecek eylemliliklerin zorunluğu kendisini dayatıyor. Kürt tarafının bu konularda oldukça cömert enformasyon verirken kitlellere koruyucu önlemler aldıklarını da hissettirmesi gerekir. Koruyucu önlemlerin çok hayati anlamı var.
Anma törenleri gereklidir ve buna kitlesel ihtiyaç da vardır. Acının, üzüntünün ve kaybın ortak paylaşımı, anma törenlerindeki konuşmacıların bireysel tatminini sağlar; ancak kitleler üzerindeki travmanın psikolojik etkisini azaltmaz ve anma törenleri psikolojk işlevini tam görmez. Hatta çok tehlikli olan karşıtına dönüşebilir. Ayrıca kurumların içinin sürece yayılı bir biçimde boşalacağı ve işlevsiz hale geleceği açıktır ki bu, özellikle yurtdışında yaşayan Kürtler için büyük bir yalnızlaşma ve savrulmaya neden olabilir.
Bütün bunlar bizi bekleyen görünür-görünmez tehlikeler.
Sonucu ve zararları tahmin edeceğimizden daha büyük...
* “Entegre strateji ... ve sembolleri” 28.01.2013
** “Paris Katliamı ‘Entegre strateji’ gereği mi?” 04.02.2013