TEV-DEM Eşbaşkanı Aldar Xelîl, Demokratik Suriye Meclisi Eşbaşkanı İlham Ehmed ve PYD Eşbaşkanı Şahoz Hesen, gazeteciler Ragıp Duran ve Celal Başlangıç’a, Rojava ve sonrasında tüm Kuzey Suriye’de uyguladıkları modelin Suriye’yi demokratikleştirerek tüm bileşenlere kazandıracağını söyledi.

Gazeteciler Ragıp Duran ve Celal Başlangıç, Kuzey Suriye’ye giderek, bölgenin askeri ve siyasi yetkilileriyle görüştü, halkın tüm kesimleriyle röportajlar, söyleşiler yaptı. İki usta gazeteci, izlenimlerini de ekleyerek dört gün boyunca Artı TV ve Artı Gerçek’te yayınladı. TEV-DEM Eşbaşkanı Aldar Xelîl, daha çok örgütlenme ve siyasal duruşlarını, Demokratik Suriye Meclisi Eşbaşkanı İlham Ehmed, rejim ile yaptıkları görüşmelerin detaylarını, PYD Eşbaşkanı Şahoz Hesen de Türk devletinin düşmanlığını anlattı.

 

Halk iradesine sahip olmalı

   

TEV-DEM Eşbaşkanı Aldar Xelîl, toplumun kendi kendini yönetmesi, örgütlenmesi ve irade sahibi olmasını amaçlayan bir yapı olduklarını; halkın kendi iradesine sahip olmasını istediklerini belirterek, "Halkın kaderinin yukarıdan gelen bir grubun hiyerarşik yönetim metoduyla belirlenemeyeceğine inandığımız için böyle bir oluşuma gittik. Toplumsal bir örgütlenme metoduyla bu sorunlar çözülebilecek noktaya getirilsin. Demokrasi de özgürlük de ancak bu yöntemle sağlanabilir” dedi.

TEV-DEM’in eğitim, sağlık, belediye hizmetleri, savunma, siyasal ve sosyal alanlarda, kısaca toplumun ihtiyaç duyduğu tüm çalışma alanlarında kendini örgütlediğini aktaran Xelîl, içinde altı siyasi partinin yanı sıra çok sayıda kadın ve gençlik örgütleri, sendika ve dernekler gibi yapıları barındıran şemsiye bir örgüt olduklarını ifade etti.

 

Sınır tanımayan düşmanlık

Ankara ile 2015’e kadar resmi olarak bir problemleri olmadığını belirten Xelîl, şöyle özetledi: "AKP hükümetinin o dönemdeki amacı, beklentisi Suriye’de bir değişim olacak ve Suriye Türkiye’nin bir vilayeti haline gelecek şeklindeydi. Her şey Ankara’nın kontrolünde olacaktı. Türkiye, 2011’den 2015’e kadar her şeyin kendi kontrolünde olacağı saikiyle hareket etti. Ancak 2015’ten sonra Rojava’da kendileri dışında bir gücün örgütlendiğini görünce bu defa dengeler değişti ve düşmanlık politikası izlemeye koyuldu. Özellikle Kobanê direnişinden sonra, hem büyük bir direniş açığa çıktı hem de IŞİD’le geliştirmek istedikleri proje bozuldu. Dolayısıyla kendi projeleri de sekteye uğradı. Bu aşamada öç alma duygusu gelişti ve bize karşı sınır tanımayan düşmanlığa başladılar.”

 

Öcalan’ın felsefesi temeldir

Buradaki halkı kısa sürede bir araya getirip kurumları kısa sürede organize edip projeleri hayata geçirmelerindeki en büyük etkenin, Öcalan’ın 20 yıl boyunca burada kalması; toplumun örgütlenmesi ve iradesinin ortaya çıkarılmasında Rojava halkı üzerinde çok büyük bir etkisi olduğunu hatırlatan Xelîl, şöyle devam etti: "Şu anda burada oluşturulan yapı da Öcalan felsefesi üzerinde temelleniyor. Bu zaten görülüyor. Demokratik özerklik yapısını ele aldığımızda ya da toplumsal savunma gibi fikirleri ele aldığımızda bunların Sayın Öcalan’ın kitaplarından etkilenerek oluşturulduğu da zaten görülebilir.”

 

Suriye’nin daveti üzerine

 

Gazeteciler Ragıp Duran ve Celal Başlangıç, Demokratik Suriye Meclis Eşbaşkanı İlham Ehmed ile yaptıkları söyleşi de daha çok bir süre önce rejim ile yapılan görüşmeyi sordular. Görüşme heyetinin bir üyesi olan Ehmed, tüm sorulara açıklıkla yanıt verdi.

Görüşmenin, Suriye hükümetinin daveti üzerine gerçekleştiğini, Kuzey Suriye heyetinde bölgede yaşayan bütün halkların temsilcilerinin bulunduğunu belirten Ehmed, rejim heyetinin ise Milli Güvenlik Sorumlusunun başkanlığında oluştuğunu söyledi. İlk defa böyle resmi bir davet üzerine yapılan ilk görüşmeyi önemli bulduklarını kaydeden Ehmed, "Çünkü biz baştan beri Suriye hükümeti ile bütün sorunları diyalog yoluyla halletmeye çalıştık" dedi.

 

Taktik yaklaşımdan vazgeçtiler

Suriye rejiminin sorunların çözülmesi konusuna şimdiye kadar hep taktik olarak yaklaştığını, artık taktik yöntemlerle bu işin çözülemeyeceği ortaya çıkınca meseleye stratejik olarak yaklaşmak zorunda kaldıklarını ifade eden Ehmed, "Biz zaten eskiden beri soruna stratejik olarak bakıyorduk. Bütün müdahalelere rağmen Suriye meselesinin ancak bütün Suriyelilerin bir araya gelerek çözebileceğini savunuyorduk. Bu nedenle de Şam’a gittik. Oysa ki rejim bizi daha önce Suriye’yi parçalamakla itham ediyordu. Şam’ın daveti üzerine oraya gidip rejim heyeti ile görüşerek aslında bize yönelik iddiaları, ithamları da boşa çıkarmış olduk. Çünkü biz eskiden beri sorunun, sorunların ancak Suriye’nin toprak bütünlüğünü savunarak çözülebileceğini söylüyorduk, halen de söylüyoruz."

 

Komisyon kurma kararı

   

Toplantıda, yönetim sistemi meselesini ele alacak bir komisyon kurma kararı aldıklarını aktaran Ehmed, şöyle izah etti: "Şimdi burada 7 yıldır özerk bir yönetim var. Bölgeyi bu özerk yönetim anlayışı idare ediyor, halkın bütün ihtiyaçlarını karşılıyor. Rejim heyeti ise eski Yerel Yönetim sistemini savunuyor ve ona dönülmesini istiyor. Bizim özerk yönetimin daha iyi, daha başarılı olduğunu savunuyoruz. Çünkü rejimin eski Yerel Yönetim sistemi, halkların hukukunu, özgürlüğünü, ifade hürriyetini göz önünde bulundurmuyor. O eski sistem, sadece bir hizmet alanı belirliyor. Bizim Özerk Yönetim sistemimizin daha gelişkin, daha etkili, daha başarılı olduğunu söylüyoruz. Komisyon işte önce bu meseleyi ele alacak. Bütün Suriye için geçerli yeni bir model, yeni bir sistem öneriyoruz. Bu konu, ayrıntılı olarak müzakereler başlayınca gündeme gelecek. Biz ademi merkeziyetçilikten yanayız.

 

Rejime Efrîn için tepki

Rejim heyetinin Efrîn için eleştirdiklerini söyleyen Ehmed, "Efrîn üzerine büyük bir hamle oldu. Türkler Efrîn’i işgal etti ama siz bir karar bile çıkartmadınız. Mesela Suriye’nin hava sahasını kapatabilirdiniz. Hava sahamız kapalıdır, Türkiye uçakları Suriye’ye giremez, diyebilirdiniz ama bunu yapmadınız, yapamadınız. Şimdi bunu düzeltmek lazım" dediklerini paylaştı.

 

Rejim İdlib için hazırlanıyor

Rejimin İdlib için hazırlandığını, "İdlib’i geri alacağız, alacağız, başka yolu yok" dediğini ileten Ehmed, İdlib için kendilerine işbirliği teklifi gelmediğini, zaten askeri bir konu olduğu için tartışmadıklarını söyledi. "Biz sadece siyasi ve idari konuları görüştük" diyen Ehmed, şöyle devam etti: "Ama Efrîn’de halk göç etmiş. İdlib’te de halkın çoğu kentte ayrıldı. Bu nedenle onların yeniden evlerine, topraklarına dönmek için böyle bir müdahaleye katılma hakları var. Kendi topraklarını düşman elinden kurtarmak için yapılacak hamleye katılma hakları var."

 

Yaklaşık üç saat sürdü

İlham Ehmed, yaklaşık üç saat süren toplantıda Türkiye, Ankara, Erdoğan rejiminin gündeme geldiğini "Türk devleti işgalci bir devlettir. Ve onları topraklarımızdan çıkartacağız" denildiğini söyledi.

 

Qamişlo’daki rejim varlığı

Qamişlo’daki rejim varlığı konusundaki bir soru üzerine İlham Ehmed, şu bilgileri verdi: "Şimdi buradaki sivil havaalanında ve kapalı olan Türkiye ile sınır kapısında rejimin askerleri var. Şam’la buranın ilişkisi tamamen kopmamış. Kalan rejimg üçleri, tedavi, nüfus kaydı, kimlik, pasaport gibi konularda buradaki insanlara yardımcı da oluyor. Halen rejimle ilişkiyi sürdüren bir kesim de var."

 

Türkiye Kürtleri bitirmek istiyor

Türkiye’nin bütün Ortadoğu için olumsuz bir rol oynadığını söyleyen Ehmed, "Özellikle Suriye konusunda çok kötü bir rol oynadı. Hep çeteleri destekledi. Ona rağmen biz hep Türkiye ile ilişkileri sürdürelim, dedik ama olmadı. Çünkü Türkiye, Kürtleri bitirmek istiyor. Tamamen bitirmek istiyor. Irak’ta Kürtler varmış gibi yaptı, o da sadece bir kesimle ve onlarla mecburen ilişkiye girdi. Başka kesimlerle düşmandır yani. Bir tek partiyle ilişkileri var ve sadece onları kabul ediyor. Bu durum da, Erdoğan’ın Kürtleri kabul ettiği anlamına gelmiyor. Buradaki Kürtlerle de bir sorun var. Çünkü Türkiye hükümeti her Kürt’ü bir terörist olarak görüyor ve onu bitirmek gerektiğini düşünüyor. Onların bakış açısı budur. Türkiye Efrîn’de işgali bitirmek durumundadır. Yani geri çekilmesi gerekir. Onu yaptığında yeni bir merhale, yeni bir dönem başlatabiliriz. Olumlu bir dönem. Bir de Türkiye’deki Kürtler açısından siyasi bir dönemi başlatması lazım. Biz burada ne yapsak hep düşmanca görülüyor. Mesela biz diyoruz ki buradaki sorunu rejimle çözeceğiz. Ama Türkiye bakıyorsunuz ertesi gün hemen heyet gönderip Şam’a bizi kastederek bunlarla ittifaka girmeyin, diyor" şeklinde konuştu.

 

Yok edilmesi gereken hedefiz

PYD Eşbaşkanı Şahoz Hesen ise gazetecilerle söyleşisinde, Türkiye’nin düşmanlığını ve 'dehşet dengesi’ni anlattı.

"Türk devletinin politikası Kürt düşmanlığını öne çıkartan bir politika" diyen Hesen, şunları hatırlattı: "Rojava’ya olan yaklaşımı da ilk günden bu yana bu doğrultuda gelişti. Henüz daha ilk çatışmalarda, Serêkaniyê’deki çatışmalarda, ortaya çıkan güçler Türkiye sınırından geçerek geldiler. Belki rejimle (Suriye) bir iki saat çatıştılar ancak bizimle aylar süren çatışmalara girdiler. DAİŞ ve El Nusra ile bugün Efrîn’e uzanan bir yelpazede topraklarımıza saldırılar düzenledi. Türk devletinin mantığına göre burada Kürt halkının öncülüğünde ortaya çıkan oluşum, darbelenmesi, yok edilmesi gereken bir hedeftir. Bu sebeple saldırgan davranıyor ve politikasını bu temelde şekillendiriyor.”

 

Üçüncü yolun zorluğu

“Rojava’daki devrimin başlangıcında, daha da geniş anlamıyla Suriye’deki olayların başlangıcında biz tutumumuzu çok açık bir şekilde ortaya koyduk” diyen Hesen, şöyle konuştu: “Biz rejime karşı Suriye’deki anti demokratik durumu değiştirmek isteyen muhalif bir hareketiz. Tek parti rejimini de cihadist Sünni-İhvan anlayışını da kabul etmiyoruz ve biz ‘üçüncü yol’ dediğimiz yaklaşımı benimsedik. Biz, demokrasi yolunu temsil ediyoruz. Biz bu esas üzerinde mücadele ettik ve çalışmalar yürüttük. Ne despotik siyaseti temsil eden rejime ne de sırtını DAİŞ ve El Nusra Cephesi’ne dayayan güçlere taraf olduk.”

Hesen, bir tarafta Suriye, Rusya, İran dengesinde, diğer yanda ABD ve bir başka cephede Türkiye ile aralarında oluşturdukları 'dehşet dengesi’nin kodlarını şöyle ifade etti:

“Toprak anlamında bir ilerleme kaydettik. Politik duruşumuz karşılıklı bir takım fikir alışverişi yapmamıza olanak sağladı. Suriye ve Rusya tarafı DAİŞ ve El Nusra ile savaşımızın devam ettiğini görüyor. Onlar da bu savaşın içindeler. Bu güçlere karşı en etkin savaşı YPG ve YPJ olarak biz verdik. Uluslararası Koalisyon da Kobanê savaşından sonra gördü ki DAİŞ’in yenilgisi Kürtlerin sayesinde gelişti. Bu nedenle hem siyasi hem de askeri alandaki gelişmeler tüm taraflarla konuşabilme olanağını ortaya çıkardı. Fakat bu coğrafyada temel bir gerçekliği de görebiliyoruz. Biliyoruz ki İran ve Rusya’nın yardımları olmasa Esad rejimi ayakta duramazdı. Bu nedenle İran ve Rusya’yı dahil edebileceğimiz uluslararası güçler, demokratik bir çözüm için attığımız adımları doğru bir temelde değerlendirirlerse bu durum Suriye halkı için de sorunların çözümü için de doğru bir adım olacaktır. Fakat bunları yapmaz ve sorunun savaşa evrilmesine yol açarlarsa kötü şeyler yaşanacaktır.”

Halkı kendine yetebilmesi

Baskı ve ambargolar zamanında dahi halkın ihtiyacını karşılamaya çalıştıklarını belirten Hesen, şunları dile getirdi: "Bizim politikamızın temel paradigması halkın kendine yetebilmesidir. İyi olan şey şu ki Rojava zenginlik bakımından kendi kendine yeterli bir pozisyondadır. O yüzden çok büyük sorunlar çıkmayacaktır. Şu aşamada iki üç yıl önceki dönemlere yani DAİŞ ile savaşın sürdüğü ve etrafımızı kuşattığı döneme kıyasla çok daha iyi bir pozisyondayız.”

Farklı dinden, mezhepten ve etnik kökenden gelenlerin koskocaman bir mozaik, hatta gökkuşağı oluşturduğu bir coğrafyada yeni bir sistem kurmanın büyük zorlukları da var. Elbette geleceğe dönük özlem de biriktiriyor insanlar. Hesen bu konudaki beklentilerini de anlatıyor: “En fazla istediğimiz şey, bu çalkantılı dönemin bitmesidir. Özellikle Araplar için söyleyeyim, rejim döneminde, çok fazla imkan olmasına rağmen bugünkü kadar hizmet almadıklarını söylüyorlar. Elbette bu görüş, herkesin razı olduğu anlamına gelmiyor. Milliyetçi ve katı düşüncesinden dolayı kabullenememe durumu da gelişiyor. Ancak bunlar güçlü ve çoğunlukta değiller. Toplumun çoğunluğu huzur ve istikrar istiyor.” 

 

 QAMİŞLO