PJAK Yönetim Konseyi Üyesi Fuad Bêrîtan ile İran’ın PJAK’a yönelik saldırılarını ve Kürtleri bekleyen olası tehlikeleri konuştuk:

  • PJAK, saldırı değil meşru savunmayı esas alan pozisyonda duruyor. Önümüzdeki süreç son derece kritik olacak. İran, Kürtlere ve siyasi partilerine yönelik daha büyük saldırılar hazırlıyor.
  • İran’da şu an siyasi yapının fiili kontrolü her zamankinden daha fazla Devrim Muhafızları’nın elinde. Rojhilatê Kurdistanlı partilerinin ortak bir komuta merkezi oluşturmasını desteklediğimizi ilan ediyoruz.
  • Irak ve Kürdistan Bölgesel Yönetimi, pêşmergelerin ve ailelerinin güvenliğini sağlamakla yükümlüdür. İran’ın yeni bir suikast dalgası başlatabileceğini biliyoruz. Kürdistan Bölgesi’nin güvenlik kurumları dikkatli olmalı.

 

FELEKXAN SERHAT

İran rejimi, Rojhilatê Kurdistan’da PJAK ve diğer Kürt partilerine yönelik saldırılarını arttırdı. Geçtiğimiz hafta Serdeşt, Merîwan, Pawe, Banê ve Mahabad’da yaşanan sıcak çatışmalarda 4 YRK gerillası ve 6 KDP-İ pêşmergesi şehit düştü.

Gözler, Kürt partilerin alacağı tutuma çevrilirken, Kürdistan Özgür Yaşam Partisi (PJAK) Yönetim Konseyi Üyesi Fuad Bêrîtan, PJAK güçlerinin saldırı pozisyonunda değil, “meşru savunma” temelinde hareket ettiğini vurguladı. Fuad Bêrîtan, Kürdistan’daki siyasi partilerin dağınık kapasitelerini ortak bir komuta çatısı altında toplamak, koordineli ve etkili bir güce dönüştürmek için tarihi bir imkâna sahip olduğuna dikkat çekti.

Yeni Özgür Politika’ya konuşan PJAK Yönetim Konseyi Üyesi Fuad Bêrîtan, İran’ın hem Rojhilat’ta hem de dışarıda Kürtlere yönelik saldırılarını, çatışma bölgelerindeki son durumu ve Rojhilat’ın geleceğini anlattı:

İran’ın son dönemde Rojhilat’ta saldırılarını ciddi şekilde artırdığına ve çatışmaların yaşandığına tanık oluyoruz. Özellikle PJAK’a karşı gerçekleştirilen bu yeni saldırı dalgasının arkasında hangi hesaplar yatıyor? Neden PJAK hedef alınıyor.

İran, ne zaman dış krizlerden, savaşlardan ve yabancı müdahalelerden kaynaklanan tehdidin belirli ölçüde azaldığını hissetse, ülke içinde halka ve muhalif kesimlere yönelik baskı ve idam dalgasına başlıyor. İran, ABD ve İsrail’le savaşı geride bıraktı. Kırılgan bir ateşkes süreci mevcut. Kapsamlı bir anlaşmanın gerçekleşme ihtimali hâlâ belirsiz ve ciddi kuşkular barındırıyor. Savaş sürecinde İran’ın yapısında önemli değişiklikler meydana geldi. Rejimin lideri öldürüldü, Devrim Muhafızları’nın birçok stratejik komutanı hayatını kaybetti ve şu anda siyasi yapının fiili kontrolü her zamankinden daha fazla Devrim Muhafızları’nın elinde. Rejim içerisinde iktidar mücadeleleri ve hesaplaşmalar daha da sertleşti. Sistemin bütün kesimleri ya kendi hegemonik konumlarını korumak ya da tasfiye edilmemek için yoğun bir çaba içerisinde. Bugün İran’ı fiilen askeri bir yönetimin idare ettiğini söyleyebiliriz. Devrim Muhafızları aynı anda hem ABD ve İsrail’le karşı karşıya olduğunu hem dış düşmanla ateşkes sürecini yürüttüğünü hem de içeride yaşanan sayısız krize rağmen ülkenin kontrolünü elinde tuttuğu mesajını vermek istiyor. Peki, bu mesajı nasıl veriyor? Şiddetle, saldırılarla, baskı ve idamlarla.

PJAK güçlerine yönelik askeri saldırıları artıracak. Onlar Kürdistan’dan korkuyorlar; Kürdistan halkının direnişinden, mücadelesinden ve ortak iradesinden korkuyorlar. ABD ile müzakere etmenin, rejimi içeride kurtarmayacağını biliyorlar. İçeride kurtuluş ancak krizlerin köklü biçimde çözülmesiyle mümkündür.

PJAK’a saldırıları arttıracak dediniz... Peki, bu konuda bir programları var mı?

Hayır. Hiçbir programları yok. Şimdiye kadar dış düşman karşısında füze saldırılarıyla varlıklarını korudukları gibi, içeride de kurşunla, askeri operasyonlarla, idamlarla ve hapishanelerle iktidarlarını sürdürebileceklerini düşünüyorlar. Son haftalarda PJAK’a yönelik gerçekleştirilen ve toplumun bütün kesimlerine yönelik baskılarla eş zamanlı yürütülen saldırılar tam olarak bu anlama gelmektedir.

Bu noktada PJAK hakkında özellikle şunu vurgulamak istiyorum: ABD ve İsrail’in İran’la yürüttüğü savaşa biz katılmadık. Oysa yüksek savunma kapasitesine ve güçlü bir örgütlenmeye sahibiz. Güçlerimizin önemli bir bölümü Kürdistan’ın içinde bulunuyor. Neden katılmadık? Çünkü İran’ı nasıl tanıyorsak, yabancı devletlerin ne İran halkının ne de Kürdistan halkının mücadelesini başarıya ulaştırabileceğini ya da rejimi değiştireceğini düşünmüyoruz. Kürdistan ve İran’ın özgürlük isteyen halkları dışında hiçbir güç, gerçekten toplumu demokratikleştirmeyi hedeflemiyor.

Elbette bunu defalarca söyledik: Etkin ve etkili bir siyasi güç olarak diğer bütün güçlerle diyalog kurabilir, karşılıklı ilişkiler geliştirebiliriz. Biz izole olmuş, dogmatik bir hareket değiliz. Biz “Üçüncü çizgiyiz.” Ne yabancı devletlerin aracıyız ne de içerideki baskıyı, diktatörlüğü ve despotizmi kabul ederiz. İşte bu siyasi bağımsızlığımız, İran’ı her zaman rahatsız etmiştir. Biz kendi öz gücümüze ve halkımıza dayanıyoruz. Kendi gücümüz ve halkımızın iradesi dışında hiçbir şeye bel bağlamıyoruz. İran, PJAK’ın toplumu esas alan yaklaşımından korkuyor ve “Jin, Jiyan, Azadî” hareketini tanıyor. Toplumun özgürlüğü dışında hiçbir tavizi kabul etmediğinizi de biliyor.

Şu anda askeri operasyonlar hangi bölgelerde devam ediyor? Haziran ayında yaşanan şiddetli çatışmaların ardından Merîwan, Banê ve Mahabad’da durum nasıl?

Güçlerimiz Kürdistan’ın bütün bölgelerinde bulunmaktadır. İran, bütün bu bölgeleri askerileştirmiştir. Son haftalarda birçok bölgede güçlerimize pusu kurarak saldırılar düzenledi. Bunlardan biri de Mahabad’da yaşandı. YRK’nin 4 üyesi, kahramanca bir direnişten sonra şehit düştü. Devrim Muhafızları onları doğrudan çatışmada kolayca öldüremeyince, top ve Katyuşa gibi ağır silahlarla bulundukları mevziyi bombaladı. Yoldaşlarımız bu saldırılar sonucunda yaşamlarını yitirdi.

Banê’de ise Devrim Muhafızları güçlerimize SİHA’larla saldırdı. Bu saldırılarda güçlerimiz herhangi bir zarar görmedi. Yine Serdeşt ve başka birçok noktada da güçlerimize pusular kurdu. Açıkça ifade etmek istiyorum: Saldırılar güçlerimizin mücadele azmini ve Kürdistan’daki güçlü varlığını sürdürme kararlılığını etkilemeyecektir. Aksine bizi bu saldırgan ve insanlık dışı politikalara karşı daha kararlı bir mücadele yürütmeye sevk etmektedir.

Ayrıca güçlerimiz saldırı pozisyonunda değildi. Meşru savunmayı temel ilke olarak benimsiyoruz. Kim bize saldırırsa gerekli karşılığı vereceğiz. Güçlerimiz meşru savunma ilkesi doğrultusunda tam hazırlık halindedir. İran’ın bu terörist saldırılarına karşı meşru tepki göstermekte hiçbir zaman tereddüt etmeyeceğiz. Şunu özellikle vurgulamak gerekiyor: Bu saldırılar yalnızca PJAK’ı hedef almıyor.  Bu, Kürdistan halkına ve İran’daki bütün özgürlük yanlılarına karşı yürütülen sistematik, kapsamlı ve çok yönlü bir saldırıdır. PJAK’a yönelik saldırılar, KDP-İ ve Başûrê Kurdistan’da diğer Kürt partilerine ait merkezlerin bombalanması; siyasi idamların sürdürülmesi, özgürlük yanlılarının baskı altına alınması, kadınlar ve gençlere yönelik uygulamalar, Kürdistan ve İran halkına karşı kapsamlı baskılarla birlikte değerlendirilmelidir.

Rojhilat Siyasi Güçler İttifakı ilanından sonra Kürt partileri arasında “ortak bir komuta merkezi oluşturulması” tartışmaları gündeme gelmişti. Şu anda PJAK ile diğer Kürt partileri arasında saldırılara karşı ortak bir koordinasyon ya da bir tutum var mı?

Rojhilat Siyasi Güçler İttifakı’nın kurulması tarihi ve son derece olumlu bir adımdı. Bu girişim halk tarafından olağanüstü bir ilgiyle karşılandı ve büyük bir umut yarattı. Bu koalisyon, Kürdistan’daki siyasi partilerin, bütün farklılıklarına rağmen, artık tarihsel olarak şu bilince ulaştıklarını göstermektedir: Ayrışmayı geride bırakmalı, diyalog, iş birliği ve birlik mekanizmaları oluşturmalı. Kürt düşmanları, Kürdistan halkına karşı daha etkili sonuçlar elde edebilmek için kendi aralarındaki farklılıkları her zaman yönetmeyi başarmışlardır. Artık biz de Kürtlerin farklılıklarını tanıyıp kabul ederken aynı zamanda iş birliği ve koordinasyon içerisinde hareket edebileceklerini söyleyebiliyoruz. Bu çok önemli bir kazanımdır.

Ancak İttifak’ın kurulmuş olması tek başına yeterli değildir. Bu birliktelik, pratikte bütün bu partilerin enerjisini ve kapasitesini İran’daki Kürtlerin ortak yararı doğrultusunda seferber edebilmelidir. Bunu hem siyasi hem de askeri alanda yapmalılar. Rojhilatê Kurdistanlı partilerinin ortak bir komuta merkezi oluşturmasını desteklediğimizi ilan ediyoruz. Bu konuda üzerimize düşen bütün sorumlulukları yerine getirmeye hazırız. Güçlü bir savunma mekanizmasına sahip olmayan bir toplumun varlığı her zaman tehlike altındadır. Halkımız bunu herkesten daha iyi kavramıştır.

PJAK olarak KDP-İ’nin çok sayıda pêşmergesinin şehit edilmesini defalarca kınadık. Ancak yalnızca manevi destek ve sözlü dayanışmanın yeterli olmadığını biliyoruz. PJAK’ın Kürdistan savunma güçleri için ortak bir komuta merkezinin oluşturulmasına en büyük önemi verdiğini kamuoyuna duyurmak istiyoruz. Bu konuda bazı partilerin belirli sınırlamaları ya da kaygıları olabileceğini de biliyoruz. Ancak artık bu hedefin önündeki engeller kaldırılmalıdır. Siyasi partiler arasındaki siyasi koordinasyon ve iş birliği, meşru savunma alanı da dahil olmak üzere artık operasyonel bir boyut kazanmalıdır. Kürtler, ABD ile İsrail’in İran’la savaşı sırasında bağımsız bir güç olduklarını gösterdikleri gibi, şimdi de bu bağımsız gücün dağınık kapasitesini ortak ve örgütlü bir yapıya dönüştürebileceğini pratikte kanıtlamalıdır.

Önümüzdeki haftalar ve aylar son derece kritik olacak. İran, Kürtlere ve siyasi partilerine yönelik daha büyük saldırılar hazırlıyor. Kürdistan partileri seyirci konumunda olmamalı, koordineli ve güçlü adımlar atmaya hazır olmalı. Bu tarihsel bir zorunluluktur ve Kürdistan’ın kaderini değiştirebilecek niteliktedir.

İran’ın, PJAK Eşbaşkanı Eli Kerimi de dahil olmak üzere KDP-İ, Komele ve PAK liderleri için Interpol’e yaptığı “kırmızı bülten” başvurusunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

İran’ın bu girişimi yalnızca hukuki bir işlem olarak değerlendirilmemeli. Bu, hukuki bir görünüm kazandırılmaya çalışılan siyasi ve ‘güvenlik’ temelli bir projedir.  İran, Kürt siyasi liderlerini ve aktivistlerini siyasi mücadele yürüttükleri, toplumu örgütledikleri ve Kürdistan halkının haklarını savundukları için hedef aldığını açıkça söylerse, böyle bir dosyanın uluslararası düzeyde hiçbir meşruiyeti olmayacağını iyi biliyor. Bu nedenle dosyanın siyasi, güvenlik ve hatta askeri niteliğini, “özel şikayet”, “ceza dosyası” veya “adli talep” gibi başlıkların arkasına gizlemeye çalışıyor.

Buradaki temel soru şu: Bu özel şikayetçiler kim? Bunların önemli bir kısmı Devrim Muhafızları’na bağlı kişiler, güvenlik kurumlarıyla bağlantılı unsurlar, rejim tarafından organize edilen aileler ya da bizzat İran’ın baskı aygıtı tarafından bu dosyaya dahil edilen kişilerdir. Bunlar yıllardır Kürdistan halkına, Kürt siyasi partilerine ve İran’daki bütün özgürlük güçlerine karşı baskı, savaş, suikast ve dava uydurma politikalarını yürüten devlet ve güvenlik mekanizmasının parçalarıdır.

Oysa Interpol’ün kendi kuralları açısından bile bu tür dosyalar ciddi hukuki sorunlar taşıyor. Interpol, Kürt siyasi parti liderlerine yönelik dosyaların, İran ile Kürdistan halkı arasındaki tarihsel çatışmanın ortasında, Devrim Muhafızları’nın askeri saldırıları, Kürdistan Bölgesi üzerindeki baskılar, siyasi idamlar ve yaygın baskılarla eş zamanlı olarak açılan bir dosya nasıl sıradan bir ceza dosyası olarak değerlendirilebilir?

Ayrıca “Kırmızı Bülten” talep edilmesi, uluslararası bir tutuklama kararının verilmesi anlamına gelmez ve “Kırmızı Bülten” çıkarılmış olsa bile bu, uluslararası bir mahkemenin hükmü demek değildir. Her devlet kendi hukuk sistemi, insan hakları yükümlülükleri ve dosyanın siyasi niteliğini dikkate alarak karar vermek zorundadır.

Dolayısıyla bu girişime yalnızca hukuki açıdan bakmıyoruz. Hukuki bakımdan Interpol kendi kurallarına bağlı kalırsa, bu dosyanın siyasi ve güvenlik niteliği nedeniyle reddedilmesi gerekir. Ancak siyasi ve güvenlik açısından bu gelişme son derece önemli. Çünkü İran, bugünden başlayarak gelecekte atacağı adımlar için zemin hazırlamaya çalışıyor. Yarın herhangi bir Kürt liderine suikast düzenlemek, herhangi bir ülkeye diplomatik baskı yapmak ya da bir kişiyi gözaltına almak, sınır dışı ettirmek, kaçırmak veya öldürmek isterse, “Bu kişi zaten aranıyordu” diyebilmek için bunu yaptı. Yani amaç sınır ötesi baskı politikasına hukuki bir kılıf hazırlamaktır.

Eğer gerçekten hukuki bir yargılama söz konusu olacaksa, bağımsız, uluslararası ve adil her türlü mekanizmayı memnuniyetle karşılarız. İran’ın devlet terörizmi, Kürdistan halkına yönelik katliamları, siyasi idamları, “Jin, Jiyan, Azadî” serhildanlarının bastırılması, yurt dışındaki muhaliflere yönelik suikastlar ve topluma karşı sistematik şiddet kullanımı konusunda elimizde bulunan delilleri, bağımsız her mahkemeye ve hukuk kurumuna sunmaya hazırız.

Bu nedenle uyarımız son derece açıktır: Uluslararası toplum, insan hakları kuruluşları, Avrupa devletleri, Irak Hükümeti ve Kürdistan Bölgesel Yönetimi bu sahte hukukileştirme girişimine aldanmamalıdır. Kürt siyasi parti liderlerine ve üyelerine yönelik her türlü tehdit, suikast, kaçırma, baskı veya şiddet eyleminin doğrudan sorumlusu İran’dır.

İran, Iraklı yöneticilerden Kürt siyasi parti liderlerini, pêşmergeleri ve ailelerini İran’a teslim etmelerini ya da Irak’tan çıkarmalarını istedi. Kürdistan Bölgesi’nin bu konudaki tutumu nedir? Irak ve Hewlêr yönetimlerinin Tahran’la bu konuda bir anlaşmaya varması mümkün mü?

İran, Irak’tan ilk kez böyle bir talepte bulunmuyor. Bağdat hükümeti, siyasi mücadele yürüten ve İran’a gönderilmeleri hâlinde hayatları ciddi tehlikeye girecek kişileri İran’a teslim edemez ve etmemelidir. Bu ne hukuka uygundur ne de insanidir. Eğer Bağdat’ın bir önceliği olacaksa, bu öncelik Irak’taki İran’a bağlı milis güçlerinin silahsızlandırılması olmalı. Çünkü bu güçler yasa dışı biçimde Kürdistan Bölgesi’ne karşı faaliyet yürütüyor, SİHA saldırıları ve diğer terör eylemleriyle Kürtlerin güvenliğini tehdit ediyor. Dolayısıyla Bağdat’tan beklenen, İran rejiminin vekil güçlerini kontrol altına almasıdır, başka bir ülkenin muhalefetine ve siyasi mültecilerine karşı mücadele etmesi değil.

Bağdat’ın İran’ın baskılarına boyun eğmeyeceğini umuyoruz. Son aylarda Rojhilatlı partilerine yönelik saldırılar gayrimeşru ve insanlık dışıydı. Çok sayıda insan yaşamını yitirdi. Ayrıca İran bu talepleri dile getirirken aynı zamanda fiilen Kürdistan Bölgesi’nde Kürt siyasi parti üyelerini hedef almayı ve ortadan kaldırmayı da sürdürüyor.

Bu vesileyle açıkça uyarıyoruz: Irak Devleti ve Kürdistan Bölgesel Yönetimi, pêşmergelerin ve ailelerinin güvenliğini sağlamakla yükümlüdür. İran’ın yeni bir suikast dalgası başlatabileceğini biliyoruz. Bu nedenle Kürdistan Bölgesi’nin güvenlik kurumları son derece dikkatli olmalı ve İran’ın terör eylemleri gerçekleştirmesine izin vermemelidir.

Gerçekte hedefleri Irak Kürdistan Bölgesi’ni zayıflatmak ve nüfuzlarını bütün Irak’a yaymaktır. Füze ve SİHA’larla Kürdistan Bölgesi’nin çeşitli kentlerini bombalayan bir rejim, hiçbir zaman halkımızın dostu olamaz. Çözüm suikastlarla ve zorunlu göç ettirmelerle sağlanamaz. Gerçek çözüm İran’ın demokratikleşmesidir. İran’ın sınırlandırılması ve siyasi alanın özgürleşmesidir.