1990'larda yasaklar yüzünden iki Kürt romanı dışında herhangi bir romana rastlayamazken, 2000'lerle birlikte gerek Kürdistan'da gerekse de Avrupa'da çarpıcı bir yükselişe geçmiştir. 

Peki Kürt romanları ne anlatıyor? Pek çok şey. Ama en çok da tarihi. Savaşları ve bilhassa katliamları anlatıyor. Kürtlerin yaşadıkları zulüm ve savaşları anlatması çok da olası bir durum  olarak görülebilecekken, gayrimüslimlere uygulanan katliamlara ve Ermeni Soykırımı'na değinmesi dikkatlere değer.  Kürt romancıları genel anlamda romanlarında, gazetecilere özgü teknikleri kullanarak realite ve yaşanmışlıkları hayali karakterlerle harmanlarlar. Romanında ele aldığı konunun sadece bir hayal ürünü olmadığına dair okuru sıkça uyarır. 


Katliamlar ve işbirliği 

Öyle ki, romanların önsözlerinde "Bu romanda anlatılanlar gerçek hikayelerden esinlenilmiştir" ya da "Bu romanda anlatılan öykü gerçek bir yaşam öyküsüdür" şeklinde ifadeler bile bulunur. Romanda anlattığı hikaye ya kendisi tarafından yaşanmış ya da başkası tarafından yaşanmış olup yazara ulaşmıştır. Kürt yazar da,  belleği ve toplu hafızayı diri tutmak adına edebiyat aracılığıyla okurlara ulaşmaya çalışır. Kürt romanlarına bakıldığında bir çoğunun ya tarihi roman ya da tarihi bilgilere sıkça başvurulduğu görülebilir. Özellikle Kürt tarihi romanları, Osmanlı İmparatorluğu'nun son yıllarında ve Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşu sırasında gayrimüslimlere uygulanan baskılara dair Kürtlerin toplumsal hafızalarına önemli katkılarda bulunuyor. Romanlar Êzîdîlerin, Asurilerin ve Keldanilerin katledilmelerinin yanı sıra Ermeni Soykırımı'na da sıkça göndermeler yaparak okuru Kürdistan coğrafyasının tarihinden haberdar kılarken, Kürtlere geçmişten ders çıkarması için bir nevi nasihatler veriyor. 

Örneğin, Fêrgîn Melîk Aykoç'un 2002 yılında yayınlanan 'Dîlên li Ber Pûkê- Kar Fırtınasındaki Tutsaklar' isimli romanında, roman kahramanlarından biri olan Apê Musa'nın hatıraları üzerinden Êzîdî Kürtlerine uygulanan katliamlardan bahsedilir. Bu olaylar roman kahramanının yorumuyla tarihsel gerçekler olarak aktarılarak bireysel ve toplumsal hafıza arasındaki ilişki de hem içerik hem de yapısal olarak romanda işlenir. Apê Musa'nın bazen roman kahramanı bazen de anlatıcı olarak yer aldığı roman, Osmanlı'nın son yılları ve TC'nin ilk yıllarında yaşanan oldukça dramatik olaylara yer verir. Roman, 1930'larda yaşanan Dêrsim Katliamı'yla ilgili bazı gerçeklere ve sonrasında Kürtlerin Anadolu'nun çeşitli yerlerine zorla sürgün edilmelerine dair detaylara da yer verir. Kürtler arasında o dönemlerde yaygın olan aşiretçiliği de bilhassa sert bir dille eleştirir. Roman anlatıcısına göre Kürtlerin başına ne geldiyse devletle işbirliği yapmaktan kaçınmayan aşiretlerden gelmiştir. 


Yaşayan tarih: Şemun

Mehdi Zana, 2005'de yayınladığı yarı otobiyografik yarı kurgusal olan tek romanı 'Oy Dayê'de, Ermeni Soykırımı dönemi ile 1980 askeri dönem sonrası karanlık günleri paralel bir şekilde anlatır. Romanın ana karakteri Zana'nın kendisidir. Diğer önemli bir karakter ise, Zana'nın hapiste tanıştığı Keldani asıllı Şemun'dur. Hapisten çıktıktan sonra Zana, Şemun'un izini sürer. Şemun sayesinde Ermeni Soykırımı'na denk gelen dönemlerde gayrimüslimlere yönelik katliamları öğreniriz. Şemun bir nevi yaşayan tarihtir. Zana'da romanında Şemun bu dünyadan göçüp gitmeden önce tarihi tüm detaylarıyla ve acılarıyla kaleme almak ister. Kürtlerin, Osmanlıların provokasyonlarıyla katliamlarda rol almasını eleştirir. Şemun'a benzer sembolik bir karakter, Yaqop Tilermenî'nin 'Bavfileh' adlı romanında Hedla olarak karşımıza çıkar. Hedla, daha çocuk yaşta Kürt bir ailenin yanına sığınmasıyla soykırımdan kurtulmayı başarmıştır. Ermenice ismi Prapiyon Hedla olarak değiştirerek ve Ermeniliğini derinlere gömerek hayatta kalmayı sağlamıştır. 

Êzîdîlerin ve Keldanilerin 19. Yüzyıl sonu ve 20.yüzyılın başlarında yaşadıkları zulüm ve trajedilerine Mehmed Uzun, 'Hawara Dîcleyê- Dicle'nin Yakarışı' adlı romanın birinci ve ikinci cildinde acılı bir aşk hikayesiyle ele alır. Osmanlı Dönemi'nde Müslüman olmayan halkalara yönelik katliamları bize Êzîdî dengbêj Bıro anlatır. Bıro, Keldani olan Ester'i yanına alarak Kürdistan topraklarının dışına kaçar. Kaçarak hem kendisinin hem de Ester'in hayatını böylelikle kurtarmış olur ancak katliamlarda kaybettikleri sevdiklerinin ruhları ve ülke hasreti peşlerini bırakmaz. Her ikisinin de tek suçları Müslüman olmamaktır. Yalnızlık ve acı hayatlarından hiç eksik olmaz.  Kürt romanları tarihten olduğu kadar mevcut ideolojilerden de oldukça fazla etkilenmiştir. Yani mevcut siyasetçilerin Ermeni Soykırımı açıklamaları Kürt edebiyatını da etkilemiştir. Ermeni Soykırımı'na göndermede bulunarak özür mahiyetinde mesaj gönderen ilk siyasetçi PKK Genel Sekreteri Abdullah Öcalan olmuştur. Öcalan'ın Ermenistan Devlet Başkanı olarak seçilen Robert Kocharian'a 1998 yılında yazdığı kutlama mektubu özrü ortaya döküyor. Mektubunda Türkiye'nin ve uluslararası camianın Ermeni Soykırımı'nı ve Kürtlerin kendi kendini yönetme hakkını tanımasını talep ediyor. Sürgündeki Kürt Parlamentosu ile Kürdistan Ulusal Kongresi'nin (KNK) oluşumunda yer alan Zübeyir Aydar'ın 1997'de Ermeni Soykırımı esnasında Müslüman olmayan halklara yönelik katliamlarda, Kürtlerin çoğunlukta olduğu Hamidiye Alaylarının katliam suçuna ortak olduğu açıklaması, Kürt romanların değerlendirilmesine önemli bir yere sahip. 

Yine aynı şekilde dönemin DTK Eşbaşkanı Ahmet Türk, 1915'te Ermeniler, Süryaniler ve Êzîdîlere uygulanan politikalara işbirlikçi Kürtlerin de dahil olduğunu söyleyerek, "Burada Kürtlerin de payı var. Dedelerimiz, bu halklara zulmetti. Torunları olarak özür diliyoruz. Bu özrü kabul etmek önemlidir" şeklinde açıklamalarda bulundu. Geçtiğimiz sene Almanya'nın Hannover kentinde Êzîdî Bayramı olan Çarşema Sor (Kızıl Çarşamba) Bayramı etkinliklerine katılan dönemin Amed Sur Belediyesi Başkanı Abdullah Demirbaş, Ermeni Soykırımı'nın başlangıcının 98. yıldönümüne göndermede bulunarak "Türkler, Kürtler hepimizin yaşanan bu acıyla yüzleşmemiz ve özür dilememiz gerekiyor" şeklinde açıklamaları yine aynı şekilde önemlidir. Bu bağlamda Kürt Halk Önderi Öcalan'ın, BDP ve bağlantılı siyasi oluşumların yaptıkları açıklamaların yansımalarını Kürt romanlarında net bir şekilde görebiliyoruz. 


Halkların acıları yansıtılıyor 

Kürt romanlarında gayrimüslimlere yönelik katliamlar ve Ermeni Soykırımı esnasında Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyeti askerlerinin yanında yer alan devlet yanlısı Kürtler sert bir dille eleştirilirken, Kürtlerin mevcut iktidar devlet ve hükümetlerin benzeri provokasyonlarından ve kirli oyunlarından uzak durmalarına dair mesajlar veriliyor. 

Kürt romanları, Kürdistan'ın parçalanması, Osmanlı ve yeni kurulan Türk Cumhuriyeti'nin kirli oyunlarının sadece Kürtleri değil; Kürdistan'da yaşayan bütün halkları derinden etkilediğini yansıtmak istiyor. Sadece Ermeniler değil, Êzîdîler ve Keldaniler gibi Kürdistan topraklarına ait birçok kadim halkların tarih boyunca İslam bahane edilerek katledildiğini, bunun da Kürtlerin toplumsal hafızasında önemli bir yer kapladığını ve bunların bilhassa romanlara sızdığını söylemek mümkün. Romanlara göre Kürtlerin toplumsal hafızası, ancak tarihle yüzleşerek ve Kürdistan'ın diğer kadim halklara yönelik haksızlıkları kabul ederek oluşturulabilir. 


ÖZLEM GALİP/LONDRA