Kürt seçmen kurucu rol istiyor

Dosya Haberleri —

27 Ocak 2023 Cuma - 21:30

HDP mitingi

HDP mitingi

Sosyo Politik Saha Araştırmaları Merkezi Koordinatörü Yüksel Genç ile seçim sürecini ve HDP'nin aday çıkarmasının bölgedeki yansımalarını konuştuk: 

  • Oy deposu olarak görülen Kürt seçmen, özne olduklarını göstermek için kendi adaylarıyla yollarına devam etmek ve muhalefetin, iktidarın milliyetçi beka söylemlerine eklemlenmesine yanıt vermek istiyor. HDP'nin seçmen tabanı kilidi çözecek anahtar seçmen olduğunun çok bilincinde ve kurucu rol istiyor.

GÜLCAN DERELİ

Kürt kamuoyu, HDP'nin aday çıkaracağını ilan etmesiyle seçim sürecine hızlı ve oyun değiştiren bir hamleyle giriş yaptı. HDP ve onun temsil ettiği Kürt seçmenin seçimin anahtarı olduğu konusunda Türkiye kamuoyunda bir konsensüs var. Dolayısıyla seçimleri doğrudan belirleyecek Kürt kamuoyunun süreci nasıl okuduğu belirleyici önemde. Sosyo Politik Saha Araştırmaları Merkezi Koordinatörü Yüksel Genç konuştuk. Saha araştırmalarıyla bölgenin nabzını yakından takip eden Yüksel Genç, seçim sürecini, HDP'nin aday çıkarma kararının bölgedeki yansımalarını, HDP'nin anahtar konumuna dair seçmenin düşüncelerini, Kürt kamuoyunun HDP'den beklentilerini anlattı.

Öncelikle Kurdistan'daki atmosferi, genel seçim havasını, bölgenin bakışını sormak istiyorum. Bölge sahası ne söylüyor?

Bölgede insanlar, başından beri seçim sürecini, seçim sürecinin aktörlerini, ittifakları, siyasi parti liderlerini, aktörlerinin söylemlerini, partilerin hedeflerini takip ediyor. Bu konuda dikkatli bir saha var burada. Oldukça politik bir saha. Genel olarak Erdoğan’ın ve AKP iktidarının son 8 yıl içerisinde yaptıklarına, yaşattıklarına ciddi bir öfke var, ciddi bir ret var. AKP iktidarının ve Erdoğan liderliğinin çıkardığı otoriterizmin reddi var. Bu anlamda alternatif bir muhalefet siyasetini destekleme, oy verme eğilimini gösterme, AKP dışı bir iktidarın Türkiye siyasetinin geleceği a çısından gerekli olduğunu, demokratikleşme fırsatının yeniden yaratılmasının zorunlu olduğunu düşünen bir saha var burada. Ama bu sahayı tekli yorumlamak çok zor.

Peki ayrıntılarına inince yorumlar nasıl çeşitleniyor?

Şöyle; bu sahanın en büyük kesimi AKP iktidarı, Erdoğan gitsin ne olursa olsun diyen bir kesim var. Bu kesim biraz daha hem HDP siyasetine oy verenler içerisinde var, hem daha önce AKP’ye oy vermiş ama bugün AKP’ye oy vermek istemeyen kararsız seçmen içerisinde var. Hem AKP’den DEVA ve CHP’ye ya da kısmen Saadet’e gitmiş seçmen içerisinde var bu duygu. Ama esas büyük alan şu; AKP iktidarı gitsin ama yerine gelecek olan da bize çözüm adına bir şey söylesin. Biz bir kötünün yerine ikinci bir kötü gelsin istemiyoruz. Evet AKP ve Erdoğan nefreti üzerinden buluşuyor, onun gitmesini istiyor ama yerine ne gelecekle de ilgileniyor. Bu seçmenin çok ağırlıklı bir kısmı HDP seçmeninden oluşuyor. Kısmen daha önce AKP iktidarına oy vermiş ama sonra oy vermek istemeyen ulusal talepleri yoğun bir kesim açısında da bu kısmen geçerli. Bir kesim de; her ikisine de oy vermeyeceğim AKP iktidarı gitse yerine gelecek olan farklı bir şey mi olacak deyip seçim süreci içerisinde belirleyici rol oynamak istemeyip iki kesim birbirini halletsin bu onların problemi diyen bir kesimden de söz etmek mümkün.

Aslında Türkiye’nin hala Kürt meselesi başta olmak üzere, demokratikleşme ve hak taleplerine dönük yönelimlerini inandırıcı bulmayan, sadece mağduriyetler ortaklaştığında ses çıkaran ama durum değiştiğinde hızla Kürt meselesi dahil tüm demokratikleşme, özgürleşme sahalarında açığa çıkmış olan ihlallerin giderilmesine karşı aslında bigane olan bunlarla ilgilenmek istemeyen bir siyaset görüyorlar.

Bu üçüncü kesim "ne yaparsa yapsınlar biz karışmıyoruz, madem bize her ikisinin de bir faydası yok o halde kendileri halletsinler. Varsın Erdoğan iktidarı kalsın, biz çekiyoruz çekeceğimizi, ne fark edecek bizim için" deyip bu duruma daha duyarsız, ilgisiz kalmaya çalışan bir kesim var. Beklenti kuramayan bir kesim bu. Bu kesim açısından az önce söylediğim cümleyi tekrarlayayım: Türkiye’de yaşanan bunca anti-demokratik, hak ihlallerinin ve özgürlüklerin bu kadar ihlal edildiği otokratik yapının boğucu atmosferinin herkesi etkilediği bu dönemde Kürtlere yapılana ses çıkarmayıp kendilerine kısmen bulaştığında yani bir mağduriyet ortaklığı oluştuğunda Kürtleri hatırlayan ama mağduriyet ortaklığının izleri kaybolduğunda hızla egemene benzeyen bir profil var. Madem öyle demek ki Türkiye daha Kürt meselesini çözmeye, bizi anlamaya hazır değil, buna hazırlanana kadar gidecekleri yere kadar gitsinler diyen bir kesim var. Bu sınırlı bir kesim. İkinci söylediğim biraz daha geniş bir kesim. Üçüncü söylediğim de ortak kesimi kapsıyor.

Bu eğilimler şimdiye kadar nasıl değişti, son saha çalışmanız bize ne söylüyor?

Son çalışma bize eğilimin bahsettiğimiz ikinci grup lehine değiştiğini, genişlediğini gösteriyor. Yani AKP iktidarı gitsin, Erdoğan gitsin çünkü bu otokrasiyi reddediyoruz, kesinlikle gitsin ama yerine ne geleceğiyle ilgilenmek istiyoruz. Tam olarak da seçim sürecinin kilit noktasını bu kesim oluşturuyor aslında. Çok büyük bir kısmı HDP seçmeninden oluşuyor. Ve şöyle bir durum var; aynı zamanda bu kesim seçimin kilit seçmeni olduğunun, yani kilidi çözecek anahtar seçmen olduğunun çok bilincinde. Bunun getirdiği bir özgüvene de sahip. Ama aynı zamanda bunun getirdiği özgüvenin siyasetini de görmek istiyor kendisini temsil eden siyasetlerde. HDP’nin Altılı Masa’ya dahil edilmemiş olması, Türkiye’nin restorasyon sürecinde Kürtlere yer verilmemiş olması geçmişin restorasyonu olarak Altılı Masa’nın yeni Türkiye’yi sunuyor olmasına kızgınlar, tepkililer. Tam olarak fırsat kaçmadan bu kritik dönemde koşulların değerlendirilmesi adına HDP’nin daha özgün, daha açık, daha agresif yer yer ama aynı zamanda bağları koparmayan müzakereye açık siyaset yürütmesini istiyor. Kendi özgünlüğünün, talepleri olan bir tabanla temsil etmenin gereğine uygun siyasetler üretmesini istiyor. Bu kesim çok uzun süredir HDP’nin örneğin kendi cumhurbaşkanı adayını çıkarması gerektiğini düşünüyor.

Bu aday çıkarma düşüncesi nasıl bir politik bağlamla gerekçelendiriliyor?

Bunun üç nedeni var. Bir tanesi zaten iktidarı reddediyor, iktidar ve muhalefete dahil olmayı düşünmüyor tabi. Ama bu kesim için odak Kürt sorununun çözülmesine dair sürecin kurulması ve bununla ilgili bir ışık görmek. Ama ciddi, güvenilir bir ışık görmek. Esas olan Kürt ulusal kimliklerine ait talep ve beklentilerini duyan, oradan bir söylem kuran, onu anlayan bir muhalefet dili görmek. Ve yeni Türkiye’yi kurgularken tam olarak bu sorunun çözümünü de hedefleyen bir muhalefet dili görmek istiyor. Altılı Masa'da bunu görmediği gibi ağırlıklı oy verdiği HDP’nin yok sayılması, onun üzerinden kendisinin de yok sayılması, basit bir oy deposu olarak görülmesine öfkeli bu kesim. Birincisi bu nedenle istiyor.

İkincisi; HDP’nin kendi adayı etrafında seçmenini kendisine yeniden konsolide ederek gücünü, özne olduğunu, belirleyici olduğunu, Türkiye’deki değişimi yaratacak güç olduğunu kendi adayı etrafında yeniden göstermek istiyor.

Üçüncüsü; bu kesim aynı zamanda kendi iç yapılanmasındaki birkaç yıldır güvenlikçi politikaların ortaya çıkardığı aslında Türkiye’de sağından soluna Kürt meselesi, operasyonlar gibi meselelerde ortaklaşan iktidara eklenen muhalefetin zihni bağlamına kendince müdahale etmek istiyor. Gücünü göstererek, eski bagajlarından kurtulmayan geçmişin büyük Kürt sorununu tekrar etme olasılığı, potansiyeli bulunan, Kürt sorununa çözüm talebini politik ortamda görmek istemeyen, o siyasetin bu bagajlarını kırabilmesi için de kendi gücünü organize etmek ve göstermek istiyor. Tekrar edeyim, birincisi; Kürt meselesine dair talepleri olan bir seçmen olarak görünmez kılınmaları, yok sayılmaları, oy deposu olarak görülmelerine duydukları tepki gereği.