FEHMİ KATAR/BERLİN


Berlin’deki 7. Kürt Film Festivali’ne kadın yönetmenlerin kadın direnişini anlatan filmleri damgasını vurdu. 

Almanya’nın başkenti Berlin’de 6 yıl aradan sonra organize edilen 7. Berlin Kürt Film Festivali 15 Haziran’da yönetmen Soleen Yosuf’un, kadın karakterlerin güçlü olduğu “Huas Ohne Dach-Damsız Ev” filmiyle açılışını yaptı.

Festivalin son günü olan 21 Haziran’da ilk olarak yönetmen Dersim Zerewa’nın, direnişi ve devrimci yaşamı ile PKK’nin öncü kadrolarından Sakine Cansız’ı anlattığı “Sara-Hep Kavgaydı Yaşamım” belgeseli gösterildi. 


Kapanış ‘Dil Leyla’ ile

Kadın yönetmen Aslı Özarslan’ın “Dil Leyla” filmi ise festivalin son filmiydi. “Dil Leyla”, babası devlet tarafından katledildikten sonra küçük yaşta Avrupa’ya göç eden Leyla İmret’i ve Cizre’de 90’lardan bu yana direniş ve devlet terörünü konu alıyor. Yönetmen Aslı Özarslan, Leyla İmret’in Cizre’ye gidişinden, cezaevi süreci ve orada yapılan katliamlara kadar bütün süreci takip ederek kameraya aldı. 


Kürt sineması kendine kimlik yarattı

Festival ardından görüştüğümüz organizasyonunda yer alan Mitosfilm sahibi, yapımcı ve senarist Mehmet Aktaş, artık Kürt bir sinema kimliğinin oluştuğunu söylüyor.

Festivale geçmiş yıllara göre daha fazla ilgi olduğunu belirten Aktaş, “Benim gözlemlerime göre Kürt seyirciden çok Alman seyirci vardı. Özelikle bir şekilde Kürtlerle tanışmış onların mücadelesinden haberdar olan ya da haberdar olmak isteyen seyirciler oldukça fazlaydı” diyor. 


Neden 6 yıl ara verildi?

Festivale bu kadar uzun süre ara verilmesinin birçok nedeni olduğunu belirten Aktaş bunları şöyle sıralıyor: 

* İlk sebebi aslında daha çok ekonomik nedenlerden kaynaklanıyor. 

* İkinci neden olarak bu festivali düzenleyen ekip bu altı yıl içinde 6 tane film yaptı. Daha bir kaç filmin daha yapımını üstlenmiştik. Geçen sene yapmak istiyorduk ama Almanya Kültür Bakanlığı’ndan destek alamayınca yapamadık. 

* Festivali yaparken zengin bir içerikle yapmak istiyorduk. Sadece bir kaç film göstermek istemedik. Zaten yıl içinde bir iki filmin gösterildiği birçok organizasyon yapılıyor. Biz ise Kürt sinemasının kimliğini göstermek istiyorduk. Festival programı yaparken bu bizim için çok önemliydi. Programa baktığınızda da bunu görürsünüz. 


Dört parçadan filmler 

* Gösterilen filmler içinde Bakur, Doğu Kürdistan’dan filmler yine  Rojava, Güney Kürdistan ve diasporadan çok zengin filmler var.

* İkinci üçüncü kuşak yönetmenlerin yaptığı filmler var. Bu festivalde direniş filmleri çok ön plandaydı. Mesela Gülistan filmine ve diğer direniş filmlerine çok büyük bir ilgi vardı.  


 Savaş, filmleri etkiledi

Kürt sinemasının ülkedeki gelişmelerden bağımsız olmadığına işaret eden Aktaş, “Ülkedeki savaş ortamı bizim yapıtlarımızı da etkiliyor” diyerek, şöyle örneklendiriyor: “Bu festivalde gösterilen üç filmin projesi sahaya gittiğimizde, orada gelişen olaylardan dolayı değişti. Gülistan; Land of Roses’in burada daha önce projesini yapmıştık. Ama sonrasında Şengal’deki gelişmelerden dolayı proje sahada değişti. Keza Reşeva’da öyle oldu. Biz aslında Roboskî üzerine bir film yapmak için bütün projeyi bitirmiştik, hatta az sayılmayacak bir finansmanda bulmuştuk. Ama sahaya gittiğimizde birden DAİŞ’in katliamları başladı ve Êzîdîlerin başına o felaket geldi. Bunlar olunca bizde artık o şartlarda Roboskî’yi çekemedik. Onun yerine bu vahşeti en kısa sürede dünyaya duyuracak bir belgesel çekmeye karar verdik. Berlin Kürt Film Festivali’nin son filmi olan Dil Leyla’nın fikrini Aslı Özarslan’a bizzat verdim ama tabii biz o zaman olayların bu şekilde gelişeceğini bilmiyorduk. Festivalde gösterilen filmlerin bir kaçında daha buna benzer şeyler var.”


 Ulusal seyircimiz yok

Kürt sinemasının büyük gelişim içerisinde olduğu, ancak halen potansiyelinin çok altında kaldığını belirten Aktaş, bunun nedeni ve nasıl aşılabileceğine ilişkin şunları belirtiyor: “Bunun sebebi kendi ulusal pazarını oluşturamaması, yeterince ulusal seyircisini oluşturamamasıdır. Bunu oluşturamadığı için de kendini finanse edebilecek durumda değil, devamlı olarak dışarıdan, uluslararası fonlara ihtiyaç duyuyor. Mesela bizim yapımların çoğunu arte televizyonu destekliyor. Biz bunu mümkün oldukça kırıp kendi seyircimize yaslanmak istiyoruz. O zaman gerçekten bağımsız bir sinema yapabiliriz.”


 Seyirci farklılık istiyor

Aktaş, “Kürt sinemasının değişen öğeleri nelerdir?” sorusuna ise şöyle yanıt veriyor: “Mesela beni kendi yazdığım senaryoları daha çok ‘Siyah Komedi’ tarzında yazmaya çalışıyorum. Kürt seyircileri de artık farklı filmler izlemek istiyor; aksiyon, komedi gibi dallarda da film görmek istiyor. Son çektiğimiz filimleri biz de artık yeni bir tarzla çekmeye çalışıyoruz. Kürt sinemasında da bu yönlü bir değişim gözlemleniyor.”