Kürt Özgürlük Hareketi, gerçekleşmesi çok zor gözüken bir durumu başarmış bulunuyor. Normal şartlarda bir araya gelmesi ve birbirleriyle fikir alışverişinde bulunması çok zor olan Alman ve Avrupa solunun farklı akımlarını bir araya getirdi.
Nisan ayının başlangıcında yani Paskalya Bayramı’nda bu akımları Hamburg Üniversitesi’nin amfisinde aynı çatı altında topladı.
“Kapitalist Moderniteyi Teşhir Etmek- Demokratik Konfederalizm’i İnşaa Etmek” başlıklı konferansta, 800’den fazla katılımcı Kürt solunun çağrısına uyarak kapitalizmin dumunu ve onun yarattığı krizlere yönelik alternatifleri üç gün boyunca tartışmak üzere bir araya geldi. (http://networkaq.net/)
Konferansın en tanınmış katılımcılarından biri de Amerikalı Marksist David Harvey’di. Konferansta yer alanlara “Marksizm ve anarşizmi en iyi şekilde birleştirmeye davet ediyorum” çağrısı etkiliydi. Konferans sırasındaki atmosfere de göndermeler yaparak taşı gediğine oturtuyordu.
Ve gerçekten Harvey’in sunumu, dolu dolu bir sunum ve persfektif sağladı bizlere. Konu yelpazesi, ABD’deki kent meclislerindeki somut demokrasi deneyimlerinden, Kanada’daki özyönetim ve yerleşim mücadelesine, Hindistan, Bolivya, Venezuela, Güney Afrika’dan Rojava’daki devrime çok yönlüydü. Organizatörlerin aracılığıyla düzenli olarak canlı bağlantılarla Amed’deki Kadın Kooperatifi’ne ya da YPJ savaşçılarına bağlanılması çok etkileyiciydi.
Konferans, bunun yanında kapitalizm sonrası sistem alternatiflerinin teorik açılımları, ittifaklarla ilgili tartışmaları ve David Graeber’in “İnsani bir ekonomi vizyonu” gibi sunumların tamanını aynı potada bir araya getirmeyi başardı.
Gerçekleştirilen sunumların içinde herkesin birleştiği ve anlaştığı tek bir çizgi vardı; o da taban demokrasisi ve özyönetimin yeni şekillerinin ayrıntılı bir şekilde ele alınmasıydı. Gerçekliştirilen konferansta özgürlükçü yaklaşımlar ön plandaydı. Kürt Özgürlük Hareketi’nin ortodoks ve otoriter Marksizm-Leninizm’den farkı açık ve net bir şekilde gözlemlenebiliyordu. Asıl tehlike, konferasın tematik ve teorik bulanıklığa kayması, postmodern rastgeleliğe batması ihtimaliydi. Öyle ki bu durum temellendirilmiş bir kapitalizm analizine dayanmayan, birçok yeni, alternatif ve pratik yaklaşımlar için karekteristik bir durumu teşkil ediyor. Katılımcıların en sık dile getirdikleri söylem ise şu oldu: “Marksist teoriden kopma vakti geldi.” Aynı zamanda Marksist değer teorilerinin günümüzde geçerliliğinin kalmadığı kanısındaydılar. İlginç olan bu söz düellolarının Alman ve Avrupalı katılımcılar arasında yaşanmasıydı. Kürt katılımcılar ise kendilerini bu tartışmalardan uzak tutmaya çalıştı. Peki Kürt Özgürlük Hareketi nereye doğru gitmek istiyor?
Dinleyicilerden gelen bir soru üzerine Kürt solunun temsilcilerinden bir kadın şu cevabı verdi “Kürt Özgürlük Hareketi halen Marksizmin temel ilkelerine bağlı.”
Öyle gözüküyor ki sanki Alman ve Avrupa solunun farklı spekturumları Kürtlerin üzerinde etkide bulunmak ve yönlerini belirleme süreçlerine şekil vermek istiyor.
Başarı çekici kılar, bu Sol için de geçerli
DAİŞ’in klerikal faşizmine karşı tarihi olarak tanımlanan Kobanê zaferi ve özyönetim savunması, konferansa umut dolu bir yola koyulma havasını katıyordu. Prof. John Holloway, Kürtlere ve Zapatistalara selam yollarken, Rojava’nın, sermayenin global iktidar yapısı içerisinde özgürlükçü bir ‘çatlağı’ oluşturduğunu söyledi.
Sunumların bolluğundan bazı sorular yanıtsız kaldı. Mesela, “Rojava devrimi ne derecede Suriye ve Ortadoğu’ya yayılacak” sorusu belirsiz kaldı. Katılımcılar, gelecek konferansın formatına yönelik, bu tür konuların daha detaylı ele alınabilmesi amacıyla, ana sunumlara paralel olacak diğer sunumların yapılması gibi önerilerde bulundular.
* Araştırmacı yazar
Çeviri: Luqman Guldivê