İçerisinde Türkiye’nin de yer aldığı Emperyalist Batı, artık Ortadoğu topraklarının bütününü kucaklayan yeni bir savaş içerisinde yer almaktadır. Biliyoruz ki ne Türkiye’de, ne Suriye’de, ne Irak ya da İran’da Batı emperyalizminin bütününün ilgisi dışında kalabilecek bir karış alan yoktur. Üstelik bütününde Kürdistan’ın yer aldığı bu topraklardaki sömürgeci iktidarların kendi alanlarında yaşayan ‘halklara düşmanlık’ üzerinde biçimlenmiş çıkarları da, hem birbiriyle düşmanlığın temel kaynağını, hem de devletler düzeyinde ‘Şer Ortaklığının’ temel nedenini oluşturur.
Türkiye’nin Şırnak’tan Cizre’ye, Silvan’a, Nusaybin’e ve diğer Kürt kentlerine habire tekrar ederek Kürt halkına yönelik yürüttüğü doksan yıllık savaş, günümüzde artık üç noktada kapsamını değiştirerek ortaya çıkmaktadır. Sömürgeciliğin Kürt halkının özgürlük mücadelesini bastırmaya yönelik eylemleri artık sadece yerel ve dönemlik bastırma hareketleri değil, sınırları değişmekte olan Ortadoğu içerisindeki en büyük alan olan Kürdistan’ın dört parçasını da kapsayan boyutta bölgesel ve stratejik bir nitelikte ele alınacaktır. Ve bu nedenle sömürgeci devletlerin kendi topraklarında Kürtlere yönelik sürdürdüğü savaşın gerçek muhatapları da sadece sorunu kendi içinde ve sıcak yaşayan dört ülke ile sınırlı değil, Ortadoğu politikalarıyla doğrudan ya da dolaylı olarak ilişkili olan bütün ülkeleri kapsayan, uluslararası bir nitelik kazanmıştır.
Ortadoğu’da sınırların değiştirilmekte olduğu gerçeğini bilmekte olan AKP Devleti, Kürt sorununun ‘radikal’ çözümünün artık, daha büyük, kitlesel Kürt ve Alevi katliamlarına imkan verebilecek bir bölgesel savaşın yaratacağı mezhepsel ayrımları kışkırtmak gibi muhayyel olanaklara endeksleyerek düşünmeye başladı. Ama bu politikanın uygulamasına yönelik ilk adımlar olarak üretilen Suriye iç Savaşı ve IŞİD cinayet örgütü, amacın tersine Kürt Özgürlük Mücadelesini geriletmek yerine, Rojava ve Kobanê adlarıyla destanlar yaratarak, Kürt sorununu ‘parçalar sorunu’ olmak darlığından çıkarıp Kürdistan bütününe taşıdı. Kürt özgürlük sorunu artık her bir parçanın kendi alanıyla sınırlı bir özgünlük mücadelesi olmaktan çıkarak, dört parçanın kaderini daha somut olarak ortaklaştıran bir ortak çıkar bütünlüğüne bağlandı.
Bu nedenledir ki Suriye üzerinde koparılan kavganın asıl nedeni sadece Suriye’nin geleceği sorunu değildir. Yani Suriye’de savaş sorunu Suriye’nin sorunu olmaktan daha çok, bütünüyle Ortadoğu’nun ve elbette bunlara da hükmeden Global dünyanın emperyalist efendilerinin sorunudur. Bu aynı zamanda Kürdistan’la birlikte var olacak bütünlüklü bir Ortadoğu’nun yaratılış öyküsüdür. Ve bunun artık tek anlamı vardır: Kürt halkının özgürlük mücadelesi, Kürdistan topraklarının bütününün ortak sorunu olmak zorundadır.
Artık anlamı sadece bir coğrafi deyim olarak kalmak durumunda olan Kuzey Kürdistan’da Kürt halkı sömürgeciliğe karşı özgürlük mücadelesini yükseltirken kendi kendini yönetmeye hazır bir sosyal ve siyasal örgütlenme düzeyini yaratmıştır. Halk örgütlenmesi ve sömürgeciliğe karşı direniş düzeyinde elde ettiği bu büyük güce rağmen Kürt Özgürlük Hareketi diğer bölgelerdeki benzerleri gibi, bu gücü birlikte yaşadığı halklarla eşit koşullarda ve ortak yaşama istemi yönünde kullandı.
AKP’nin 14 yılı ancak böyle bir perspektif ışığında aydınlanabilir.
İttihatçı Kemalist Devlet'in kurumlarını ‘asker-sivil elitist kurucuların’ vesayetinden kurtararak ‘kendi vesayeti” altına almayı başaran AKP, İttihatçı Kemalist Devlet'i İslamcı anlayışla yeniden bütünleştirerek, İslam-Türk ideolojik dayanaklı bir diktatörlük kurmayı başardı. Devletin bütün erklerini tek başına ele geçirdikten sonra artık AKP, ırkçı-milliyetçi devlet geleneğini güçlendirerek İslami ideallerle süslenmiş bir geleceğe taşımaya çalışırken, 'stratejik derinlik' anlayışı çerçevesinde bölgesel emperyal idealleri de fiilen adımlamaya yöneldi.
7 Haziran’dan sonra Seçim Darbesi sonrası kurulan Savaş Kabinesi, devlet aklı idi. 24 Temmuz’da TSK’ya ait uçakların Dağlıca hattındaki Avaşin bölgesini bombardımanıyla ile birlikte yeni stratejinin zorunluluğu olarak Kuzey Kürdistan’a yönelik savaş resmen başlatıldı. Ankara Katliamı eşliğinde sürdürülen 1 Kasım seçimleri bu ortamda gerçekleştirildi ve Savaş Kabinesi seçim sonrası devletin savaş politikasını onaylayarak, iktidarını yeniledi. Bu koşullar altında yapılmasına rağmen seçimler, Kuzey Kürdistan halklarının Türk Devleti’nin sürdürmek istediği ‘biat’ istemini reddettiği gerçeğini bir kez daha su yüzüne çıkardı.
İşte Kuzey Kürdistan ve Rojava’da bir türlü bastırılamayan bu özgürlük tutkusunun, bütün Ortadoğu halkları için bir gelecek modelini oluşturabilmesinin sırrı da; Alman Başbakanı Merkel gibi emperyalist Batı’nın temsilcilerinin bir diktatör olan Tayyip’e desteği de, Rusya’nın bölgede aldığı Suriye yanlısı yeni duruş da bu yeni gelişimlerden koparılarak anlamlandırılamaz. Yani Kürt sorunu artık dünyanın bütününün sorunudur.