Dünya siyaset arenasında hala ahlak, vicdan ve insani değerler gibi değerlerin önemli olmadığını en iyi Kürtlere yaklaşımda görebiliriz. Özellikle devletler arası ilişkiler sadece çıkara dayalıdır. Kürtler ulusal, toplumsal ve kültürel olarak yok edilmeyle karşı karşıya oldukları halde demokrasi ve insan hakları değerlerine sahip olduğunu söyleyen batı dünyası kılını kıpırdatmamaktadır. Dostlar bizi pazarda görsün misali bir iki cılız tepki dışında seslerini çıkarmamaktadırlar. Hem de Türkiye kendilerinin içinde bulunduğu kurumların üyesi olması ve birçok sözleşmeyi imzalamasına rağmen! Türkiye, göçmen şantajı ve Suriye’deki işleri yokuşa sürerim tehdidiyle bu ülkeleri Kürtler üzerinde yürüttüğü ulusal, sosyal ve kültürel soykırıma onay vermelerini sağlamaktadır. 

Türk devleti Kürdistan'daki şehirleri yakıp yıkarak; kadın, çocuk, yaşlı demeden öldürerek, halkı göçe zorlayarak kültürel soykırım politikası uyguladığı halde, hala terörizm saldırısından söz etmektedir. Tayyip Erdoğan ve Ahmet Davutoğlu’nun yüzleri kızarmadan pişkin pişkin kendi yaptıkları yıkımı ve katliamları Kürt Özgürlük Hareketi'nin üzerine yıkmaları nasıl bir utanmaz soykırımcı olduklarını gözler önüne sermektedir. Anlaşılıyor ki AKP diplomatik görüşmelerde de "teröristler şöyle saldırıyor, böyle saldırıyor" yalanı ve demagojisiyle gerçekleri saptırmaya çalışıyorlar. Biz, Avrupa’nın ve diğer ülkelerin bu yalanlara ve demagojilere inandıklarını sanmıyoruz, ama çıkarları gereği Türk devletinin kirli ve soykırımcı saldırılarına sessiz kalmaktadırlar. ABD başkan yardımcısının "Biz PKK'ye karşı mücadelesinde Türk devletinin yanındayız" demesi, batının bu soykırıma nasıl ortak olduğunu göstermektedir. 

Bir iki gün önce Ermeni Soykırımı ile ilgili araştırmaları bulunan Avukat Erdal Doğan, Türk devletinin Kürdistan'daki uygulamalarını Ermeni Soykırım sürecine benzetmiştir. Gerçekten de Osmanlıların Ermenileri soykırıma tabii tuttuğu süreç ve bu süreçte Avrupalıların takındığı tutum tam da bugün Türk devletinin Kürtlere uyguladığı soykırım politikalarına karşı gösterdikleri tutuma benzemektedir. Ermeni Soykırımı'nı Osmanlı devleti yapmıştır. Ancak politikalarıyla Osmanlıları cesaretlendiren; "soykırım yapsak da bunlar bir şey yapamaz, birkaç protesto ve ses çıkarırlar, sonuçta yine çıkarlarını düşündüklerinden yerlerine otururlar" izlenimini veren bu devletlerdir. Osmanlı bu devletlerin tutumunun böyle olacağını görerek soykırım politikasından vazgeçmemiş; tüm dünyanın gözü önünde göz göre göre Ermeni Soykırımı'nı gerçekleştirmiştir. Osmanlı o zaman devletlerin kendi arasındaki çelişkileri kullanarak ve bazılarına dayanarak Ermeni Soykırımı'nı yapmıştır. Gerçekten de Ermeni Soykırımı süreci başta Almanya olmak üzere tüm Avrupa ve batı dünyası için bir utanç durumudur. 

Ermeni Soykırımı Avrupa için bir utanç durumudur; ancak bu utanç durumu bugün de Kürtler soykırıma uğratılırken gösterilmektedir. Hatta bu defaki tutumları daha da utanmazcadır. Hem soykırımlara karşı artık hassas olduklarını söylüyorlar, hem de kendi kurumları içinde yer alan Türkiye'nin soykırım politikalarına göz yumuyorlar. 21. yüzyılda böyle bir uygulamaya göz yumulması, aslında 20. yüzyılda gerçekleşen soykırımlara yönelik tepkilerinin ve özeleştirilerinin samimi olmadığını ortaya koymaktadır. 

Bir soykırım ve katliam olduktan sonra tepki göstermek çok anlamlı değildir. Böyle bir söylemi herkes yapabilir. Hatta soykırımı yapanlar bile soykırımı yaptıktan sonra günah çıkarabilir. AKP Dersim Soykırımı'nı CHP’ye karşı kullanmak için gündeme getirirken, şimdi kendisi aynısını uygulamaktadır. Zaten AKP hükümeti de "biz şimdi katliam ve soykırım yaparız, sonra da bazı yanlışlıklar yapılmış diyerek bu işin içinden sıyrılırız" biçiminde düşünmektedir. 

Tayyip Erdoğan Kürdistan'da yürüttüğü savaşı kast ederek bu mücadelenin bin yıldır sürdüğünü söylemiştir. Yani "biz Kürdistan'ı bin yıldır Türk vatanı yapma mücadelesi veriyoruz; geçmişte de isyanlar ve direnişler olmuştur, şimdi de oluyor; bunları ezerek amacımıza ulaşacağız" demiştir. Zaten Kürdistan'da yürüttüğü soykırım saldırılarını kastederek "bu topraklarda hiçbir kazanımı kolay elde etmedik; şimdi de ezerek bu topraklarda hakim olacağız" demektedir. Tayyip Erdoğan’ın bu sözlerini tüm Kürtler ciddiyetle dikkate almalıdır. Nasıl bir saldırı ve düşmanlıkla karşı karşıya olunduğu görülmelidir. Tayyip Erdoğan soykırım amaçlı özel savaş toplantılarında konuşulanları dışa vurmaktadır. 

Tayyip Erdoğan ve AKP hükümeti bu soykırım uygulama cesaretini kesinlikle Avrupa’nın ve ABD’nin tutumundan almaktadır. Almanya Ermeni Soykırımı'nda olduğu gibi şimdi de Kürt Soykırımı'nda Türk devletinin suç ortağı olmaktadır. Ekonomik çıkarlar, mülteci şantajı ile AKP hükümetinin soykırım politikasına destek vermektedirler. Almanya Başbakanı ya Ermeni Soykırımı'nda nasıl suç ortağı olduklarını bilmiyor, ya da bilerek Kürtlere yönelik bu suç ortaklığını yapıyor. Kuşkusuz Avrupa’nın diğer ülkeleri ve ABD de bu suç ortaklığının parçasıdırlar. 

Tüm bu ülkeler bilmelidir ki, şu anda Kürdistan'da yaşananlar ne sadece insan hakları ihlalidir, ne de bu uygulamalar başka ülkelerdeki katliam ve insani krizlere benzemektedir. Başka yerlerde iç savaş ya da savaşın yarattığı ağır sorunlar olmaktadır. Kürdistan'da ise Türk devletinin uyguladığı bir soykırım politikası vardır. Kürt halkının direnişini ezdikten sonra düşündükleri tüm planlamalar soykırım amaçlıdır. Bunu da hiç gizlemeden açıkça ortaya koymaktadırlar. 

Şu anda Kürdistan'da gerçekleşen öz yönetim direnişi Türk devletinin soykırım amaçlı "çöktürme planına" karşı yürütülen direniştir. AKP hükümetinin amacı kesinlikle soykırımdır. Yüz yıldır uygulanan soykırım politikasının günümüz koşullarına ve imkanlarına göre sürdürülmesidir. Kuşkusuz bu soykırım politikalarına karşı da Kürt halkı ve Kürt Özgürlük Hareketi tarihin en görkemli direnişini gösterecektir. Kürt halkı varlığını koruma mücadelesini fedaice vererek bu defa Türk devletinin soykırım saldırılarının amaca ulaşmasına fırsat vermeyecektir. Kürt halkının direnişi ve kararlılığı bunu ortaya koymaktadır.