
2006 Aralık ayında Wan’da Kürt sorunu üzerine araştırma yaparken polis tarafından gözaltına alındı. İstanbul’da birkaç gün tutulduktan sonra sınırdışı edildi. Mahkeme kararı olmamasına rağmen Türkiye ve Kuzey Kürdistan’a girişi yasaklandı ve Habur’dan Kuzey Kürdistan’a geçme girişimi başarısızlıkla sonuçlanınca araştırmalarını Güney Kürdistan’da sürdürmeye karar verdi. Selahaddin ve Süleymaniye üniversitelerinde eğitim görevlisi ve araştırmacı olarak görev yaptı. 4,5 yıl süren çalışmasının sonucu olarak ortaya çıkan “The Kurds, A Nation of Genocides” adlı kitabını geçtiğimiz ay İngilizce olarak yayımladı.
Tanzimat’tan bu yana Kürtlere soykırım politikası uygulandığını ve bu politikanının tarihsel süreç içinde değişik biçimler alarak gününüzde de sürdüğünü söyleyen Koivunen’le kitabını ve Kürt sorununu ele alan bir şöyleşi yaptık.
Kürt sorununa ilginiz ne zaman ve nasıl başladı?
Finlandiya’da sosyonom olarak çalışırken Kuzey Kürdistan’dan gelen Kürt kadınlarıyla ilişkim oldu. Kürt kadınlarının Avrupa ülkelerindeki durumlarını araştırmaya karar verdim. Bu çalışmanın bir parçası olarak da bilgi edinmek için 1997 Newroz’unda ilk kez Amed’e gittim. Orada gördüklerim beni oldukça etkiledi. Böylelikle Avrupa’daki Kürt ilticacılarla ilgili araştırma yerine Kürdistan’daki yaşam koşullarını ve Kürt halkının durumunu araştırmaya karar verdim. 2008 yılında Güney Kürdistan’a gittiğimde pek çok şeyin Kuzey Kürdistan’dakine benzediğini buralarda da köylerin yakılıp yıkıldığını gördüm. Kürtler aynı yöntemlerle burada da baskı altında tutuluyordu. Dönüşümde Kürtlere yapılan baskı ve soykırımları anlatan bir kitap bulup okumak istedim. Ama böyle bir kitap bulamayınca kendim araştırıp yazmaya karar verdim.
Araştırmalarınızı yaparken hangi yöntemleri izlediniz?
Kürtlerle ilgili bulabildiğim tüm kitapları okudum. Kürdistan’ı dolaştım ve halkla konuştum. Onlardan çok şey öğrendim. Eğer Kürt halkının yardımları olmasaydı bu kitabı yazamazdım. Ben tarihte ortaya çıkan katliamlara ve asimilasyon politikalarını tek tek inceleme yerine bütünlüklü bakmaya çalıştım ve sonuçlar çıkarmaya çalıştım.
Hangi sonuçlara ulaştınız?
Kürtlere yönelik soykırım 1839’da Tanzimat Fermanı’nın ilanıyla başladı. O zamana kadar Kürtlerin özerk 16 Emirlikleri vardı. Kürtlerin ve diğer halkların durumları oldukça iyiydi. Osmanlı İmparatorluğu’nun ekonomik ve politik durumu kötüleşmeye başlayınca yönetimi merkezileştirmeye başladı. Kürtler ve öteki halk gruplarının özerkliğini sınırlamaya ve giderek ortadan kaldırmaya başladı. Birleşmiş Milletlerin Soykırım Sözleşmesini hazırlayan Rafael Lemkin soykırımının birçok yönteminden söz ediyor. Bu yöntemlerden biri de liderlerin halklarıyla bağlarının koparılmasıdır. Tanzimat’la birlikte bu yapıldı. Kürtlerin prenslerinin yetkileri kaldırıldı ve Kürdistan’dan sürüldü. Böylelikle Kürtlerin bir ulus olarak ortaya çıkmasını engellemek istediler. Osmanlı İmparatorluğu’nun çözülme sürecinde 20 farklı halk bağımsızlıklarını kazanıp kendi devletlerini kurarlarken yukarıda belirttiğim nedenlerden dolayı Kürtler bunu yapamadı. Böylelikle Kürtler tarihi bir fırsatı, bir devlet kurma şansını kullanamadı.
Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra soykırım nasıl sürdürüldü?
1917 yılında Kürtler toplu göçe zorlandı. Ama tarihçiler bundan fazla söz etmiyor. Kitabımda da belirttim. 700 bin Kürt Kuzey Kürdistan’dan zorla göç ettirildi. Bu sayı daha fazla olabilir. Tarihçiler Kuzey Kürdistan’da yoğun olarak yaşayan Êzîdîlerden de fazla söz etmiyor. Burada yaşayanların hepsi göç ettirildi. Bir kısmı Güney Kürdistan’a bir kısmı da Avrupa’ya gitti.
Kürdistan’ın bölünmesiyle birlikte zorla asimile etme politikası başlatıldı. Kürtler Araplaşma ve Türkleşmeyi reddettikçe devletlerin uyguladıkları yöntemler artmaya başladı. Kürt soykırımından söz edildiğinde insanların aklına sadece Kürtlere yönelik yapılan fiziki katliamlar anlaşılıyor. Kürtlere yönelik soykırım bir süreç. Bu Enfal ve Halepçe’den daha kötü. Sadece insanların fiziki olarak ortadan kaldırılmasıyla sınırlı değil. Kürt dili ve kültürünün ortadan kaldırılmasıyla ilgili. Kürt Kültürünü yok etmek için çok çeşitli yöntemler kullanılıyor. Kürt soykırımının her zaman sürdüğünü görmek gerekir.
Uzun süre Güney Kürdistan’da kaldınız. Oradaki durumu nasıl değerlendiriyor sunuz?
Her şeyden önce ulusal bir politikaları yok. KDP Hewler ve Duhok, YNK de Süleymaniye’yi yönetiyor. Her iki parti de kaynakları kendi bölgelerine aktarmaya çalışıyor, kendilerine göre ayrı ayrı planlar yapıyor. Güney Kürdistan’da gerçek anlamda sivil toplum örgütleri yok. Buna karşın Hükümetin destek verdiği birçok örgüt ve dernek var. Bu derneklerde çalışan bir kişinin maaşını devlet ödüyor. Arkalarında halk desteği yok.
Ayrıca çok pasifler. Güney’de yaşayan Kürtlerle Kuzey’de yaşayanlar arasında bu konuda çok ciddi farklılıklar var. Bunlar eleştiri olarak görülebilir ama ben gördüklerimi anlatmak zorundayım. Güney’de halk büyük acılar yaşadı. Dünyanın diğer ülkelerinden tecrit bir durumda yaşamak zorunda bırakıldı. Bu durum insanları çok pasifleştirmiş. Çalışmak yerine evde oturup televizyon seyretmek onlara daha cazip geliyor.
Irak’ın Kürdistan’ı işgal etme tehlikesi insanları çok kaygılandırıyor. Özerk yönetime eleştirileri olsa bile kendilerini yabancı güçlerin saldırılarına karşı koruyacak bir mekanizma olması onları sevindiriyor.
Suriye’de Kürt partileri bir araya gelip bir birlik oluşturdu. Bu çalışma şimdiye dek başarılı oldu. Ama Güney’de birbirlerinin tabanlarından insan kazanmak için çaba harcıyorlar. O çabayı birlik için harcasalar ve politik konularda tavırlarını netleştirseler daha yararlı olur. Eğer bu Suriye’de yapılabiliyorsa Güney’de ve tüm Kürdistan’da neden yapılmasın?
Güney’deki halk Kuzey Kürdistan’da başlatılan barış sürecini nasıl değerlendiriyor?
Halk olanları çok yakından izliyor. Kürt Hükümeti ise çok dikkatli davranıyor. Sıradan insanların bu konuya yaklaşımları çok net. Halk Saddam Hüseyin döneminde yapılanların şimdi Kuzey’deki Kürtlere yapıldığını düşünüyor. Öcalan’ın kitapları son dönemlerde Sorani lehçesine çevrildi ve birçok insan bu kitapları okuyor. Kürt gençlerinde PKK’ye büyük bir sempati ve destek var. Kürt Hükümetini pasif buluyorlar ama PKK’yi de çok militan görüyorlar. Gençler Suriye’deki durumu da çok yakından izliyor. Pek çok genç destek vermek amacıyla Batı Kürdistan’a gitti. Bunların içinde Kürt bölgelerini savunurken yaşamını yitirenler oldu.
MURAT KUSEYRİ