
Avusturya Federal Parlamentosu’nun Yeşiller Partili milletvekili Aygül Berivan Aslan, Kobanê ve Şengal ile ilgili yaptığı çalışmaları ve bunların somut sonuçlarını anlatarak, vekilliğinden önce birçok Avusturyalının Kürtleri tanımadığını, şimdi ise Kürt tarihi ve siyasetine yoğun bir ilgi olduğunu belirtti. Önemli diplomatik çalışmalarıyla gündeme gelen Berivan Aslan’ın Avrupa’daki Kürtlere bir de çağrısı var: ‘’Siyasi partiler içinde çalışalım, parlamentolarda siyaset yapalım. Ben, tek bir insanın bile çok şeyi değiştirebileceğini gördüm.’’
Avusturya’nın Kürtlüğünü gizlemeyen ve Kürt haklarını Parlamento gündemine taşıyan ilk milletvekili Berivan Aslan’la, çalışmaları üzerine konuştuk.
Parlamentoda partiniz adına hangi görevi yürütüyorsunuz?
Yeşiller Partisi’nin temel çalışmalarından olan ‘’kadın ve eşit haklar’’ alanında sözcüyüm. Ayrıca hukukçu olduğum için partimin Tüketici Hakları sözcülüğünü de üstleniyorum.
Avusturya Parlamentosu’na giren ilk Kürt vekilsiniz. Nasıl tepkilerle karşılaştınız?
Kendimi seçim öncesi ve sonrasında Kürt olarak tanıttığımda Alperen Ocakları ve başka çevrelerden ölüm tehditleri aldım. Geri çekilmem için baskı yapmaya başladılar. ‘’Suriye’de kökünüzü kuruttuk, Avusturya’da da kurutacağız’’ gibi tehdit mesajları aldım. Sadece adımın ‘’Berivan’’ olması ve kendimi Kürt olarak tanıtmam, ‘terörist’ olarak adlandırılmam için yeterli oldu. Fakat mücadelemden, düşüncemden taviz vermedim. Medyaya bu ırkçı söylemleri de taşımadım; çünkü kendimi mağdur göstermek istemiyorum. Bu konudaki ilginç bir olay da adımla ilgili yaşandı. Pasaportumda iki isim yazılı: Aygül Berivan. Aday olduğumda kampanya için bana akıl verenler, ‘’Berivan’’ adını kullanmamamı önerdiler. Eğer kullanırsam, Türklerin önemli kısmından oy alamazmışım. Kabul etmedim. Aslımı üç beş oy için harcayamazdım. ‘’Seçmenler beni sırf bu yüzden seçmeyeceklerse seçmesinler. Seçeceklerse de eğer, etnik kimliğimden değil, insan kimliğimden dolayı ve iyi siyaset yapacağıma inanarak seçsinler’’ dedim.
Nihayetinde Kürt kimliğinizi kabul ettirerek seçildiniz. Peki Meclis’te Kürt halkı için ne yaptınız? Ne yapmayı planlıyorsunuz?
Meclis’e girdiğimde beni zor bir sürecin beklediğini biliyordum. Ezilen bir ulusun evladı olarak çok önemli bir siyasi aktör olacağımı, belirli süreçlerde bir nevi köprü fonksiyonu üstlenebileceğimi biliyordum. Şimdiyse bir de, tam doğru bir zamanda Parlamento’ya girdiğimi düşünüyorum.
Halkım için yaptığım ilk şey, Parlamento’ya girmek oldu bence. Gazetelerde ilk defa bir Kürt’ün Avusturya Parlamentosu’na girdiği yazıldığında birçok Avusturyalı ülkesinde Kürtlerin varlığını kavradı. Birçok Avusturyalı Kürtleri halen sadece Karl May’in ‘’Vahşi Kürdistan İçlerinde’’ kitabından tanıyordu. Fakat şimdi Kürtlere büyük ilgi var. Gazetecilerle konuştuğumuzda Kürt tarihi ve kültürüne oldukça ilgi gösteriyorlar.
Meclis’e girdikten kısa süre sonra Şengal Katliamı başladı ve ben de bu katliamı Parlamento gündemine getirmeyi görev bildim. Bu eylemi de üzerinde ‘’Kızlarımızı DAİŞ’ten koruyun’’ yazılı tişört giyerek yaptım. Doğrusu bu eylemin bu kadar yankı bulacağını tahmin etmemiştim. Parlamento’daki dokuz partiden ancak ikisinin desteğini alabileceğimi düşünüyordum; ancak bütün partiler konuşmamı alkışladı; çıkışta tek tek sarılıp acımızı paylaştıklarını belirttiler, ellerinden geleni yapacaklarına söz verdiler.
Ardından DAİŞ Kobanê’ye saldırdı. İnternet ve telefonla bilgi almaya çalışıyordum, içim içime sığmıyordu. O konuşmadan sonra burada sadece oturup yine sadece konuşma yapmanın fazla bir getirisi olmayacağını düşünüyordum. Oraya gidip katliama uğrayan insanlarımız için bir şeyler yapmak istedim. Hemen hükümetteki partiden iki başkanla görüştüm. Şengal ve Kobanê’nin benim için hayati önemde olduğunu belirttim ve ‘’Kobanê sınırına gidersem bana destek verir misiniz’’ diye sordum. Sosyal Demokrat Partisi (SPÖ) Grup Başkanı Andreas Schieder ve bir muhafazakar olan Avusturya Halk Partisi (ÖVP) Başkanı Reinhold Lopatka kabul etti. Sonunda, SPÖ’den Schieder ve ÖVP İnsan Hakları Sözcüsü Elisabeth Pfurtscheller ile birlikte Suruç’a ve Amed’e gitmeye karar verdik. Gideceğimizi öğrenen 20’ye yakın medya kuruluşu da bizimle gelmek istedi. Fakat o dönem DAİŞ tarafından tehdit ediliyordum ve gidişimiz oldukça riskliydi. Bu nedenle Türkiye Büyükelçiliği grubu küçük tutmamızı önerdi. Biz de öneriyi dikkate alarak altı basın mensubunu yanımıza alarak yola çıktık. İlk durağımız, Suruç’taki çadır kentler oldu. Avrupa kamuoyuna, ‘’madalyonun öbür yüzünü’’ anlatmaya çalıştık. Bizimle gelen parlamentlerler de insanlarımızın nasıl yaşadığını gördü, duyarlı hale geldi. Bunun başarılı bir çalışma olduğunu düşünüyorum. Ayrıca SPÖ Başkanı Andreas Schieder, daha oradayken PKK’nin ‘terör örgütleri listesi’nden çıkarılması için çağrıda bulundu. ÖVP, yardımların yerine ulaşabilmesi için çalışmalar yapacaklarını söyledi.
O dönemdeki bir başka çalışmayı ise Yeşiller Partisi’nden 14 milletvekili olarak yaptık. Kobanê’ye koridor açılması için sembolik bir işgal eylemi gerçekleştirdik. Aynı gün Dışişleri Komisyonu toplandı. Orada da Şengal ve Kobanê’ye dair konuşmam ilgiyle dinlendi. Neticede Avusturya, resmi olarak insani yardım koridorunun açılması ve Kobanê’nin savunulması konusunda karar aldı. Bu, Parlamento düzeyinde alınan önemli bir karar oldu. Sonrasında Avusturya Dışişleri Bakanı, Tayyip Erdoğan’la telefonla konuştu ve talebi iletti. Ayrıca Avrupa’daki Kürtler açısından da bir ilk oldu.
Peki partinizin Kürtler ve direnişleri konusundaki bakış açısı nasıl?
Partimiz de DAİŞ saldırılarını şiddetle kınadı. Yardım çalışmalarına büyük duyarlılık gösterdi.
Kısa süre önce de Amed’deki Kadın Konferansı’na katıldınız. İzlenimlerinizi paylaşır mısınız?
Kürdistan ve Türkiye’deki kadın hareketleri, kadın politikası konusunda her zaman bir şeyler almak ve vermek istiyorum. Konferans’ta da en azından fikir alışverişinde bulunmak istedim. Oraya gittiğimde çok farklı bir kadın bakış açısıyla karşılaştım. Kadınların daha mücadeleci, cesur, özgüvenli ve kararlı olduklarını gördüm. Daha Konferans’ın ilk gününden kadın mücadelesine dair vizyonumun değiştiğini söyleyebilirim.
Amed’de kadınların, mücadele sayesinde politik bilinçleri dorukta. Konferans’ta konuşan her kadın, demokrasi için düşünce üretiyordu. Benimle birlikte başka ülkelerden gelen kadınlar da vardı. Onlar da Kürt kadınlarının kocaman bir devrim yaptığını fark etmişlerdi. ‘’Dışardan baktığımızda erkek egemenliğinin çok yoğun olduğu topraklar; ama burada gördük ki büyük bir kadın devrimi de yaşanıyor’’ dediler.
Parlamento’daki çalışmalarınız, Avrupa’daki Kürtlerin diplomatik çalışmaları açısından da sonuçlar içeriyor mu?
Parlamentoda bir şekilde ezilenlerin sorunlarını gündeme getirmeye çalışıyorum. Verimli çalışmalar yaptığımı da düşünüyorum. Avrupa’daki insanlarımızın siyasi partiler içinde çalışması gerektiğini, parlamentolara girip siyaset yapmaları gerektiğini düşünüyorum. Ben, bir insanın bile neleri değiştirebileceğini gördüm. Dolayısıyla koşulların değişmesini istiyorsak kendimizi sürece dahil etmeliyiz. Bize dayatılan sistemle ancak bu şekilde baş edebiliriz.
Aygül Berivan Aslan kimdir?
Aygül Berivan Aslan, 1982 yılında, Konya Kulu’da dünyaya geldi. 5 yaşından itibaren Avusturya’da yaşamaya başlayan Aslan, 16 yaşındayken okuduğu liseden Karl Marx’a olan hayranlığı nedeniyle uzaklaştırıldı. Bunun üzerine eğitimine Kızıl Haç’ta devam eden ve bir süre gönüllü acil tıp personeli olarak yardım çalışmalarına katılan Aslan, sonrasında ise Tirol Eyaleti’ndeki iki üniversitede Hukuk eğitimi aldı. Yeşiller Partisi üyesi Aslan, Ekim 2013 tarihinde yapılan son seçimden bu yana partisini Federal Parlamento’da milletvekili olarak temsil ediyor. Genç siyasetçi, Parlamento’ya ve ülke gündemine Kürtlerin sorunlarını ve taleplerini taşımasıyla tanınıyor.
OSMAN YILDIRIM/VİYANA