Ortadoğu'dur, burası. Bakmayın, süslü nutuklardaki "batı da batı" tekerlemesine. TC, bir Ortadoğu garabeti olarak ortaya çıktı. Çıkış o çıkıştır, değişmezlikle devam edip, gidiyor.

Garabeti, insan oğlunun yaratıcı beynine hakaret olan Türk ata sözü, "tarih tekerrürden ibarettir" ibaresi temsil ediyor…
Hakaret, çünkü bu söz, "daima yerinde sayarak arş ileri ve marş ileri" demektir. Dünya başka doruklara kanatlanırken, geride kalmışlığa methiye, çürüyen eskinin demirine bağlı kalmayı kader bilmek, ona tapınmaktır.
Ortadoğu’da hukuka dayalı insani haklar yok, efendi şeflerin buyurganlığı, dinden bihaber, dine Merih gezegeni uzaklığında dinci Mafya çeteleri ve varoşlarında beslenenlerin tahakkümü var. Gerisi biat ve ittaat etmekle yükümlü köle…
Ayrıntılarını medyaya düşen ses ve kelimelerden duydunuz, okudunuz Soma’da katledilenler çağdaş işçi değil, tekerrüz eden tarihle köleydi. Sendikaları da sapsarı…
Tarihin, her gün yeniden "tekerrür" ettiği "kurtarıcılar" batalığı Ortadoğu, inen, sonra çıkan tahtaravallidir. Kesintisiz bir süreklilikle havada kalan ise efendiler oligarşi…
Alt beyniyle düşünme sistematiği, baskı altına alınarak esir edilmiş kalabalıklar, baş olana, biat üzere hizaya getirilmiştir.
Her gelen, şaşkınlıkları dağılana kadar, alkışlanıp kutsanmayı hak eden kurtarıcıdır. Şaşkınlıkları dağıldıktan sonra, yeni kurtarıcı araya güdüsüyle bakınmak ikinci iş ve işlevleri…
Ortadoğu düzenlerinden biri, ötekinden farkı yok. Arayışları da aynı.
Mısırlılar, generallerden kurtulma adına, dinci Mafya çetesini kurtarıcı bellediler. Onların daha gaddar, beter talancı olduklarını görünce, tarihin tekerrürüyle generallere döndüler.
Dinci Mafya, yakıp, yıkma, cinayet ve katliamlarla Libya'yı ele geçirdi. Şimdi de, eski General Halife Haftar, ülkeyi kurtarıcılardan kurtarma savaşlarında.
TC’nin destek verdiği dinci Mafya, Suriye’de, su başları yollarında, "Allahu ekberli" insan kasaplığına, soygun ve talana geçince halk, kurtarıcı diye eskiye sarıldı.
TC, kurtarıcısını arayarak, yer yüzüne çıkmış, "tarih tekerrürden ibarettir" diye diye aramaya devam ediyor.
1950’de ortaya çıkan Menderes dönemi kurtarıcıydı. Ama tarih kendini tekrarlamaktan (tekerrür) ibaret kalınca, ordu alkışlar arasında, yeni kurtarıcılığı üstelendi. Sonra Demirel kurtarıcılığı ve arada iki ordu darbesi…
Kuratıcıların indi, bindi yaptığı tahtaravalli hep aynı, sadece "zapt u raptçı" efendiler, öne çıkan soyguncular, talancı ve hırsızlar değişiyor, sonrası, "tarihin tekerrürü"ydü.
Ve, nihayet AKP dönemi. Onlar, en alttan gelenlerdi. Ekmeklerini, güç-bela temin edenlerin, çok hoşlanılan deyimle "emekçiler"in çalışan, sokaklarda işportacılık ve çığırtkanlık yapan çocukları.
Onlar, "demokrat" da değil, "liberal" yaftasıyla düzene ayak uyduran Türk aydınları destekli "ileri demokrasi"ye koşan "kurtarıcılar"dı.
Sonrasını gördük. Kafalarına uygun polis teşkilatını kurup, orduyu hizalayarak adliye ve medyayı terbiyesine uydurunca tarih tekerrür etti. Faşizm amentüsü ile devlet "kutsal", Başbakan laf söylenemez, itiraz edilemez efendi, kendi adlandırmasıyla "koskocaman" oldu. Nizam, intizam ve düzenin tek düzenleyicisi, tek adam.
Her dönem, kendi kafasına uygun seçkinini, yakışan burjuvasını yaratıyordu. Atatürk dönemi burjuvazisi Ermeni mülküne konanlar, Yaşar Kemal’in Kavlakoğlu tipi olarak Rum mallarını talan edenlerdi. İnönü’nünkiler Yılmaz Karakoyunlu’nun anlatımıyla, "varlık vergisi tehşetinde üste fırlayan hamallar"dı.
Demirel’in tenekeci Şellefyan'ı, hayalici Yahya Demirel’i ünlüydü. 12 Eylül darbecileri ve Özal’ın Kemal Horzum'u, Papatya kadınları, Selim Edesleri…
Eski işportacı, bankaya borçlu Cavit Çağlar, bankalardan sorumlu bakandı. O da, Şubatçı generaller döneminde, kendi bankasını soyanlarla içeriye düştü.
Bunlar, eski işporta çığırtkanları, mahalle kabadayıları, inşaatlarda avanta arayanlardan burjuvalarının çatısını çatarak "tarihin tekerrürü"ne ivme verdiler. İstanbul’u, talanla yeniden fethe giriştiler, Soma’dan çıktılar. Rüşvet, hırsızlık yeni erdem, utanma duygusu da, bu arada "utanç" oldu.
En başları kişi, oğlunun önüne atılan 10 milyon Dolarlık rüşveti beğenmeyince, oğluna, "merak etme, kucağımıza düşecekler" diyerek hem kendini, hem de onu teselli ediyordu. Rüşvet havuzuna 100 milyonlarca Dolar atan yakınınca, arkadaşı "milletin a….na koyacağız" deyip, bu sayede önlerine açılacak talanı müjdeliyordu.
Onlardan umduğunu bulamyan melüller, şimdi yeniden kuratıcılar arıyor. Soma’da, arayıcıların öfkesine hedef olan Başbakan da, markete sığınıyordu.
Aranan kurtarıcı bulunsa ne mi olur? Hiç, bir şeycik. Çünkü, bu coğrafyada "tarih tekerrürden ibaret"tir.  
***
ÖZÜRE GELİNCE
Cumartesi günü yayımlanan yazım, "milletin a….koyacağız" başlıklıydı (Millete küfreden düzen). Beni bilen bilir. Böylesi iğrenç lakırdıları, hayatım boyunca bilmedim, tanımadım, kullanmadım. Küfürse eğer, benim en büyük küfrüm, alçağa "alçak" demektir.
Talancıların edepsiz, adapsız zihniyetini, vahşi kültür ve davranışlarını, medyaya döküleniyle, "tırnak" içinde aktardım. Alın, seyreleyin bunların kalitesini diye…
Düşük seviye benim değil onların. Yine de rahatsızlık verdiysem eğer, özür dilerim.