Kürtçe 45'lik plaklar

7 Şubat 2021 Pazar - 12:36

  • 45’liklerin piyasaya girdiği yıllar Türkiye’de Kürtlerin sosyal ve siyasi yapısının da değiştiği yıllardır. İstanbul ve Ankara gibi büyük kentlere çalışmak veya okumak için yerleşen Kürtler, 1960 darbe sonrası oluşan ortamdan yararlanmaya çalıştılar. 

İBRAHİM BULAK

Türkiye’de 1961 Anayasası’nın getirdiği nisbi serbestlikle beraber Kürtler kültür, sanat ve basın alanında görünür olmaya başlar. Müzik piyasasında plak şirketlerinin artışı ile beraber Kürt müzisyenler de plaklara Kürtçe şarkılar okumaya başlar. Söz gelimi plak ve kasetleriyle Kürtlerin evine konuk olan Ayşe Şan, plak yapmak için 1963 yılında İstanbul’un yolunu tutar. 60’lardan başlayarak 70’lerin ortalarına kadar devam eden plak furyasında, Kürtler arasında en bilindik isimlerden biri de Ayşe Şan’la beraber, Mahmut Kızıl’dır. Bu iki isim dışında Hüseyin Tutal, Zülfükar Yumruk, Kemal Örkün gibi isimler de kısmen tanınan kişilerdir. Nisbi serbestliğin yanı sıra plak çıkaran şirketlerin sahiplerinin Kürt olması da Kürtçe plakların o yıllarda müzik piyasasında bulunmasına imkan sağlamıştır.  

İlgi görmeyen bir konu

Irak ve Suriye’de çıkmış veya ABD, İngiltere gibi ülkelerde kayda alınmış Kürtçe taş plaklar kadar ilgi görmeyen bir konudur Türkiye’de çıkan Kürtçe 45’lik plaklar. Kasetleri 'kayıt-dışı’ olarak basıp çoğaltmak mümkünken plaklar için resmiyet ve belli başlı prosedürler gerekliydi. Bu yönüyle görünür olması gereken Kürtçe 45’lik plaklar her nedense sadece birkaç isimle kotarılmaya çalışılmıştır. 

1953’te yasaklanan Kürtçe plaklar

Türkiye’de taş plak döneminde bilindiği kadarıyla kayıtlı herhangi bir Kürtçe plak yoktur. Ancak bu, Türkiye’de Kürtçe taş plakların bulunmadığı anlamına gelmez. Bu dönemde özellikle Irak ve Suriye’den gelen Kürtçe plakların gizli bir piyasası olmuştur. Bu konuda 15 Eylül 1953 tarihli Milliyet gazetesinin haberi dikkat çekicidir. ‘Kürtçe plâklar toplatılıyor’ başlığıyla yayımlanan haberde şu bilgilere yer verilir: 
“Müddelumumlik piyasaya çıkarılmış bulunan bir kısım Kürtçe plâkların toplattırılmasına karar vermiştir. 
Suriye’de doldurulmuş bulunan bu plâkların bir propaganda veya siyasi bir manevra gayesile memleketimize sokulduğu zannolunmakta ve tahkikata devam edilmektedir.” 

Tesadüf veya ilgili başka bir olay da aynı yıl yaşanır. Hesen Cizîrî, Celal Güzelses’i görmek için Diyarbakır’a gider. İki gözünden âmâ olan Hesen Cizîrî, Ulu Camii yakınındaki bir kahveye oturur. Kendisine çay getiren kahveciye ‘Dengbêj Celal burada mı? diye sorar. Başkalarının yardımıyla Celal Güzelses’in evini bulur ve konuğu olur. Beraber köye gidip çalar, söylerler. Hesen Cizîrî, Celal Güzelses’i de kendisi ile Irak’a götürmek ister. Celal Güzelses bu teklife sıcak bakmaz. Fakat daha sonra, plak doldurmak için Suriye’ye doğru yola çıkar. Sınırdan öteye geçemeyen Güzelses, Türkiye-Suriye sınırında konser vermekle yetinip Diyarbakır’a geri döner. (1) Yasaklanan Kürtçe plakların bu ziyaretle bağlantılı olabileceği ihtimali çok da akıl dışı değildir.(2)   

45’lik piyasası

1960 sonrası oluşan 45’lik Kürtçe plak piyasasına giriş yapmadan önce bu piyasanın Türkiye’de ne zaman oluştuğuna bir göz atalım. 
Türkiye’de ilk 45’likler 1962 yılında basılmaya başlanır. Zeki Müren, Behiye Aksoy, Muzaffer Akgün 45’lik plak çıkaran ilk isimler arasındadır. Taş plaktan, yani 78’lik plaktan 1965 yılında tamamen vazgeçildi. Her iki yüzünde birer şarkı bulunan 45’lik plaklar sonraki yıllarda ikiden fazla şarkı barındıran Mini LP’ler ile beraber varlığını sürdürecektir.(3)

Sosyal ve siyasi yapının değiştiği yıllar

45’liklerin piyasaya girdiği yıllar Türkiye’de Kürtlerin sosyal ve siyasi yapısının da değiştiği yıllardır. İstanbul ve Ankara gibi büyük kentlere çalışmak veya okumak için yerleşen Kürtler, 27 Mayıs 1960 darbesinin ardından oluşan ortamdan yararlanmaya çalıştılar.

Kürtler, basın alanında 1962 ve 1963 yıllarında çıkardıkları Dicle-Fırat, Deng, Roja Newe gibi yayınlarla, siyasi arenada ise Türkiye İşçi Partisi’nde kısmen de olsa kendilerini ifade edebilmiştir.1967 yılında başlayan Doğu Mitingleri de sonraki yıllarda bağımsız örgütlenmenin temelini oluşturacaktır. 13 Ağustos 1967’de Silvan’da başlayan mitingler serisi Diyarbakır, Siverek, Batman, Dersim, Ağrı ve aynı yılın 18 Kasımı’nda Ankara’da yapılan mitingle son bulmuştur.(4) Bu gelişmelerin yanı sıra Irak’ta Mele Mustafa Barzanî önderliğinde Kürtlerin devlete karşı verdiği savaşın Türkiye’deki Kürtler üzerinde de etkisi oluyordu. Politik gelişmelerin yanı sıra 60’lı yıllara girdiğimizde Kürtçe yayın da yapan Erivan, Bağdat ve Tahran radyolarının etkisiyle Kürt müziğini dinleyenlerin sayısında artış olmuştu ve haliyle pazarın müşterileri de hazırdı.(5) Zaten Türkiye’de çıkan Kürtçe 45’liklerden bazıları da Kürtlerin bu radyolar aracılığıyla duyduğu Karapetê Xaço, Kawis Axa, Mihemed Arif Cizrawî gibi isimlerden olacaktır.  

Pazar mı, sesin kayıt altına alınması mı?

Bir bakıma Kürt müziği üzerine yapılan çalışmalarda piyasa veya pazardan kasıt, aslında sesin kayıt altına alınması ve dağıtılmasıdır. Çünkü Türkiye’de Kürt müziğinin pazarı ne plaklar ne de kasetlerle başlar. Öncesinde de köy ve ilçelerde kurulan düğün ve divanlardaki icracılar aracılığıyla Kürt müziğini canlı tutan bir pazar zaten vardı. Özellikle geçimlerini düğünlerde icra ettikleri Kürtçe müzik ile sağlayan Kurmancların ’mitirb’ diye adlandırdığı peripatetik gruplar, bu pazarın önemli aktörlerindendi.(6) Tor bölgesinde oda ile sınırlı kalmayıp, tahmini olarak 1970’li yılların başına kadar Zêw ve Şêhr adı verilen müzik şölenlerinin de bulunduğu festivaller düzenlenirdi.(7) Kürt müziğini canlı tutan oda kültürü sadece bir bölgeyle de sınırlı kalmamıştır. Söz gelimi İç-Toroslar’da yaşayan Kürtler için de belleğin kayıt cihazı olduğu ’Oda Kültürü’, Kürt müziğinin önemli merkezlerindendi.(8)