Mezopotamya’nın en kadim halklarından biri olan Kürtler Medler sonra belki de ilk kez tarih sahnesine oyun kurucu olarak geri dönüyorlar. Tarihi geçmiş irdelendiğinde Kürtlerin bu denli örgütlü ve tarihsel bir önderliğe sahip olduğu başka bir döneme pek rastlanılmamaktadır.

Mezopotamya toprakları üzerinde kurulan bütün imparatorluklar Kürdistan coğrafyasının her karış toprağına nüfuz etmiş ve Kürt halkını boyunduruk altına almıştır. Egemen güçlere karşı zaman zaman direnişler sergilemişler, isyan ve başkaldırılar olmuş, fakat sonuç pek değişmemiştir. Son hüküm süren Osmanlı İmparatorluğu döneminde Kürt başkaldırıları olmuş fakat ezilmekten kurtulmamıştır. Cumhuriyet Türkiye’sin de gerçekleşen isyanların sonuçları da benzer akibete uğramıştır. 

Türk devletinin Kürtlerle ilişkilenmeleri tarih boyunca faydalanma temelinde olmuş, Kürdistan’ı da kendisinin arka bahçesi olarak kullanmıştır. Egemenlik çıkarları neyi gerektirmişse öyle davranmış ve her türlü uygulamayı mübah saymıştır. 

Kürtler egemen despotik Türk menşeli iktidarların sultası altında yaşamak zorunda kalmışlardır. TC iktidarları döneminde ise inkar ve imha, böl ve yönet, asimilasyon politikaları stratejik düzeyde ele alınıp uygulanmıştır.

Şimdi ise tarih Kürtlerden yana evrilmiş ve rüzgar tersine esmektedir. Bu duruma gelmesinde en temel faktör tarihsel bir önderliğe sahip olmasıdır. 40 yılı aşkındır süren amansız mücadele gerçekliği Kürtleri etkili bölgesel bir güç durumuna getirmiştir.

Ortadoğu’nun parçalanan ve yok sayılan Kürt halkı yeniden dirilen ve direnen bir konuma gelmesinin ötesinde bir role sahiptir. 

Rojava devrimi ile sergilediği askeri, siyasi, diplomatik faaliyetlerle sadece Kürtlerin değil burada yaşayan her dilden, dinden, inançtan insanların yaşam güvencesi olmuştur.

 Bölgesel çapta yaşanan sorunların çözümü konusunda düşünce üretmiş ve uygulanabilir yönetim modeli geliştirmiştir.

 DAİŞ gibi dünya halklarının başına bela olmuş bir çete örgütüne karşı en amansız savaşı vererek insanlığın vicdanında yer edinmiş ve gönlünde taht kurmuştur. 

Birçok enternasyonalist devrimciye ilham kaynağı olmuş mücadele zemini sunmuş, halklar arası dayanışma köprülerini kurmuş ve birlik ruhu yaratmıştır.

Dünya egemenliğine oynayan küresel güçlerin ilişkilendiği, ittifak geliştirdiği, dikkate almak zorunda kaldığı bir aktör olmuştur. 

Suriye’de sürüp giden savaşın sonuçlanmasında ve bir çözüme kavuşmasında kilit bir öneme sahiptir. Kürtleri dıştalayan barış arayışlarının sonuç vermediği Cenevre ve Astana görüşmelerinde açığa çıkmıştır. Bundan sonra da Kürtleri es geçen arayışlar çözümsüz kalmaya mahkumdur.

Demokratik siyasetin kanallarını açarak toplumsal barışın sağlanmasında önemli mesafeler almıştır.

Öz savunma esaslarına bağlı kalarak ilk kez devlet dışı örgütlenme modelini geliştirerek demokratik özerklik ve özerk federasyon gibi kendisine has üçüncü yol olarak adlandırdığı paradigmayı uygulamaya koymuştur.

Kürdistan’ın dört parçasında yürütülen mücadele ile Kürtler makus talihini yenerek bölgesinde oyun kurucu olarak tarih sahnesine geri dönüyorlar.

Kuşkusuz bunu hazm edemeyenler de vardır. Kürtlerin etkili bir güç olmasını istemeyenlerin başında da Erdoğan diktatörü ve yönettiği AKP devleti gelmektedir. Kürt Özgürlük Hareketini bir heyulla gibi görmektedir. 

 Erdoğan diktatörlüğü ve AKP devleti Kürtlerin gerek Türkiye içinde ve gerekse dışında en ufak kazanımlarına şiddetle karşılık vererek imha etmeye çalışmaktadır. Bu politikalarından dolayı giderek yalnızlaşmakta ve itibarsızlaşmaktadır. 

En son G20 zirvesinde de görüldüğü gibi Diktatör Erdoğan bütün dış gezilerinde umduğunu bulamamaktadır. Sadece el sıkışma ve basına poz vermenin ötesine geçmeyen beyhude dolaşmalardır.

Türkiye-AB ile yaşadığı sorunlar nedeniyle ilişkilerde dibe vurmuştur. En son AP’nin müzakereleri durdurma kararı bu durumu izah eden en iyi örnektir. Rojava üzerinden ABD ile yaşadığı gerilimli, düşük profilli ilişkilerden de görüldüğü gibi Kürt kabusu görmeye devam edecektir.

AB ve ABD ilişkilerinden aradığını bulamayan Ortadoğu’nun yeni diktatörü Erdoğan yönünü Rusya’ya çevirmekte ve Rusya üzerinden bir şeyler elde etmeye çalışmaktadır. Ama boşunadır. Enerji anlaşmaları, ikili ilişkiler vb. yanaşmalar Rusya’yı yeni partner yapmaz.

Türkiye Rusya’ya yanaşmakla, Rusya üzerinden Batı’ya ve ABD ye mesajlar vermekte, dıştalanmış dış politika yalnızlığını gidermeye çalışmaktadır. Rusya ise Türkiye’nin itibarsızlaşan konumunu bilerek, Türkiye’yi AB den, ABD’den kopararak ekonomik, siyasi, hatta güvenlik konularında işbirliğine girerek kendi hakimiyet alanına dahil ederek kullanma amaçlıdır. Türklerin boz ayı ile oynadığı oyunun sonuçlarını zaman gösterecektir. 

Türkiye’nin içine girdiği bu karanlık durumda yolunu şaşırması pek tabiidir, çünkü Kürtler oyun kurucudur. Kürtlerin inkarı ve imhası temeline dayanan strateji ile diktatörlük kurma hevesleri amacına ulaşamaz. 

ABD, Rusya ve kimi bölge devletleri Kürtlerin Ortadoğu’da oyun kurucu olduğunu bilerek ilişki kurmaları Kürtlerin bölgesel bir güç olmasından kaynaklanmaktadır. Türkiye’nin başındaki diktatörün bunu görmemesi siyasi körlüktür.

15 Temmuz darbesinin yıldönümünde Türk toplumuna faşist milliyetçilik gazı vererek şahlandırmak fayda etmez ve toplumun aklıka alay etmektir. 

Kürt Özgürlük Hareketine çözümün ucunu göstererek oyalamaktan medet umdu.

 FETÖ’ye dayanarak kumpaslarla, kasetlerle Ergenekon’un defterini dürerek orduyu, yargıyı, denetimine alarak yasamayı işlevsiz hale getirerek, medyayı tekeline alarak, mutlak dikta rejimini kurarak sonuca varmak mümkün değildir. Muhalefeti susturarak, korkutarak, tutuklayarak tasfiye etmek de fayda sağlamaz,

Kürt Halk Önderini ağır tecrit koşullarıda tutarak, Kürt Özgürlük Hareketine imha operasyonları düzenleyerek sonuç alınamaz.

Kürtler Ortadoğu’nun yeni oyun kurucularıdır. Diktatör Erdoğan bunu eninde sonunda anlayacaktır. Ne yaparsa yapsın, kime ve nereye dayanırsa dayansın Kürtlerin gazabından kurtulamayacaktır.