Kürtler bu kez müdahil oldu

Tuncer Bakırhan

Tuncer Bakırhan

  • 1990'lerden itibaren Kürtlere dayatılan riyakar döngüyü hatırlatarak, Paris'teki anlaşmayla bunun tekrar olduğunu vurgulayan DEM Parti Eşbaşkanı Tuncer Bakırhan, şunun altını çizdi:
  • "Bu kez bir şey tekerrür etmedi. Kürtlerin ulusal bilinci ve direnişi büyüdü. Kürtler, bu riyakâr döngüye 'hayır’ diyerek her yerde ayağa kalktı. Sahada hayatını riske atıp masada yok sayılmaya itiraz etti."

DEM Parti Eşbaşkanı Tuncer Bakırhan, QSD ve Şam arasındaki anlaşmaya işaret ederek, Rêber Apo'nun Kürtlerin güvenliği ve özgürlüğü için 23 gün boyunca kesintisiz biçimde sürece müdahil olduğunu açıkladı.

Eşbaşkan Tuncer Bakırhan, partisinin dünkü Grup Toplantısı'nda konuştu. Konuşmasına ESP'ye yönelik siyasi kırım operasyonlarına tepki göstererek başlayan Bakırhan, Rojava ile dayanışmanın suç olmadığını belirtti. Bakırhan, "İnsanlar Rojava'daki kardeşleriyle dayanışıyor. Sonuna kadar da bu dayanışmalar sürecek. Biz de dayanışıyoruz. Dayanışmamız sürecek. TIR’lar günlerdir Mürşitpınar Sınır Kapısı’nda bekletiliyor. Bu, devlet aklı için bir utançtır. Bu, fiili engellemeler artık kaldırılmalı. Bu meseleler, siyasi hesaplara kurban edilmemelidir” dedi. 

Kürtlerin itirazı ve talebi

Devam eden Rojava'ya destek eylemlerine dikkat çeken Bakırhan, şöyle devam etti: "Kürtler neden itiraz ediyor, Kürtler ne istiyor? sorularının yanıtı, son 100 yılda Kürtlerin inkarı üzerine kurulan siyasi düzende saklıdır. Kürtlerin itirazı, 100 yıldır dayatılan yok saymaya ve statüsüzlüğe yöneliktir. Kürtler bugüne kadar bulundukları ülkelerin tarihinde savaş, kriz, güvenlik tehdidi olduğunda yaşadıkları halklarla birlikte sahada omuz omuza durdular. Büyük bedeller ödediler. Direndiler ve sürekli dengeyi birlikte yaşadıkları halkların lehine değiştirdiler. Yeni bir düzen kurma vakti geldiğinde aynı Kürt varlığı, bir anda stratejik tehdit ve siyasi yük olarak görüldü ve ilan edildi."

Tehdit odağı görüldüler

Dün can simidi denilen Kürt halkının, ertesi gün tehdit odağı haline getirildiğini; bunu son 40-50 yılda yoğun yaşayıp gördüğünü kaydeden Bakırhan, bunun nasıl olduğunu tarihsel örnekleriyle izah etti:

* 1919 ve 1922'de kurtuluş gücü olan Kürtler, 1923'ae hukuk dışına itildi. Hukukları tanınmadı.

* 1937'de Sadabat Paktı, 1955 Bağdat Paktı'nda kendi aralarında büyük çelişkiler olan devletler dahi mesele Kürtler olunca uzlaşarak Kürt karşıtlığında birleşti.

* 1946'da Mahabad merkezli Kürdistan Cumhuriyeti deneyimi olsun, 1975 Cezayir Antlaşması olsun, bir halkın kaderini nasıl pazarlık masalarına kurban edildiğini hep birlikte gördük.

* 1988 Enfal soykırımına, Halepçe'ye giden yolun taşlarının diplomatik sessizlikle nasıl döşendiğini acı bir şekilde hep birlikte tecrübe ettik.

* 15 Şubat Uluslararası Komplosu'nun Kürt tasfiyesini nasıl hedeflediği hala hafızalarımızdadır.

* 2015 sonrası Suriye'de DAİŞ çetesine karşı insanlığı savunanların yaşadığı yerler işgal edilirken, dünyanın nasıl Kürtleri yalnızlaştırdığını hep beraber Suriye'de bir kez daha gördük.

* Bu tarihsel gerçeklerin en son halkası; 10 Ocak 2026'da Paris Mutabakatı oldu. Paris Mutabakatı 100 yıllık diplomatik terk edişin tekerrürüdür.

Tarihsel tekrara müdahale

Paris Mutabakatı, tekerrürdü ama bir şey tekerrür etmedi. Kürtlerin ulusal bilinci ve direnişi, büyüyerek devam etti. Kürtler, bu riyakâr döngüye 'hayır’ diyerek her yerde ayağa kalktı. Sahada hayatını riske atıp masada yok sayılmaya itiraz ediyor. Komplolar ve hileler artık bitsin, diyor. Kürtler, yaşadıkları devletlerde komplo kurbanları olarak değil, eşit yurttaşları olarak yaşamak istiyor. Dilini konuşmak, kimliğini yaşamak, kültürünü korumak, varlığının tanınmasını görmek istiyor. Gerçekten bunlardan daha doğal bir şey olabilir mi? Maalesef bunlar, halen doğal olarak görülmüyor.

Talep bastırmak çare değil

İki dersle karşı karşıyayız;

* Kürtlerin diplomasi masalarında dışlanmasının, ne Kürtlere ne de bölgeye hakiki bir barış getirmediği dersidir.

* Hangi halk olursa olsun bir halkın meşru taleplerini sürekli bastırmak veya görmezden gelmek, sorunu ortadan kaldırmıyor. Tam tersine kuşaklar boyu süren bir çatışma sarmalığı üretiyor.

İşte bu yüzden Suriye'de yok sayma, İran'da bastırma, Irak'ta boğma ve Türkiye'de inkar, 100 yıllık paradigmanın güncel suretleridir. Dolayısıyla bugün hep birlikte tarihten dersler çıkarmalıyız. Kürt halkının ve ezilen bütün halkların meşru taleplerini artık görmek ve tanımak durumundayız. Bunun için çözüm bastırmada, idam sehpalarında değil, diyalogla müzakerede karşılıklı saygı ve diyalog zeminindedir.

Herkesin kazandığı uzlaşı

Kuzey ve Doğu Suriye'ye ilişkin ilk gün açıkladığımız gibi; biz bu anlaşmanın Suriye'nin demokratik geleceği için hayırlı olmasını diliyoruz, destekliyoruz. Tam anlamıyla sahada nasıl hayata geçtiğine bakmak da gerekiyor. Bu mutabakat, aslında herkesin kazandığı bir uzlaşı metnidir. Belki iki tarafın da tam istediği gibi olmadı ama gerçekten hem Suriye'nin hem Kürtlerin kazanacağı bir metindir. Suriye'de ilan edilen kademeli entegrasyon kapsamında sosyal, siyasal ve yerel hakların gözetilmesi demokratik dengeyi güçlendirecektir. Kürtlerin idari statüsü ve ana dilinde eğitim hakkı, birleşik bir Suriye'nin teminatıdır. Bu mutabakat bir başlangıçtır. Bu mutabakatın demokratik ruhu, tüm Suriye halklarına ve inançlarına da yayılmalıdır."

Ulusal birlik ruhu

Kürdistan'da ve dünyanın dört bir yanında Kürtlerin Rojava için ayakta olduğunu hatırlatan Bakırhan, Kürt halkının bu iradesiyle ulusal birlik ruhunu tarihte hiç olmadığı kadar yükseğe çıkardığı söyledi. Bu bilincin siyasi iradeye dönüşmesi için Kürt siyasetçilerine ve kurumlarına büyük bir sorumluluk düştüğünü kabul eden Bakırhan, "Zaman 100 yıllık kölelik dayatmasına karşı 100 yıllık özgürlüğü kazandıracak Kürt ulusal birliğini sağlama zamanıdır. Şimdi Kürt parti ve hareketler sokakta, meydanda ortaya çıkan ulusal ruhu, ulusal birlikle taçlandırmalıdır." 

İmralı'daki çabanın ürünü

Bir hakikatin de altını çizmek gerektiği kaydeden Bakırhan, şunları paylaştı: "Sayın Öcalan’ın Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nın önemi, her geçen gün yeniden bir kez daha kendisini doğruluyor. Yıllardır Sayın Öcalan’ın yaptığı uyarıların her biri bugün sahada doğrulanıyor. En zor koşullar altında dahi Suriye’de çözüm demokratik birliktedir, diyerek aslında bir pusulayı gösterdi. Bu anlamda 29 Ocak Anlaşması tam da İmralı'da ilmek ilmek örülen çabanın bir ürünüdür. Bu hakkı teslim etmeliyiz. Siz de hatırlarsınız 6 Ocak Halep saldırısından 29 Ocak Anlaşması'na kadar herkes diken üzerindeydi. Tam da bu süreçte Sayın Öcalan aktif bir şekilde devrede oldu. Kürtlerin güvenliği ve özgürlüğü için 23 gün kesintisiz bir biçimde bu sürece müdahil oldu. Bugün bir anlaşma varsa, bugün Suriye'de Kürtler ve Araplar bir iç savaş içinde değilse, bugün Suriye hükümeti tarafından Kürtlerin özgürlüğü ve hakları kabul edilmişse emin olun 23 gün boyunca Sayın Öcalan'ın adada göstermiş olduğu tavır ve duruştan kaynaklıdır. Kendisine teşekkür ediyoruz." 

Türk ırkçılığına tepki

Bugün toplumda hiç olmadığı kadar derin bir duygu kırılmasına şahit olduğunu belirten Eşbaşkan Bakırhan, bu kırılmayı bilinçli biçimde köpürten kimi çevrelere göz yumulduğunu söyledi. Bakırhan, şöyle konuştu: "Sosyal medyada, ekranlarda ve gündelik yaşamda üretilen nefret neredeyse hiçbir itirazla karşılaşmıyor. Hukuki bir yaptırım yok. Kürt'e istediğin gibi saldırabilirsin, ırkçılık yapabilirsin, linç edebilirsin. Takımına futbol bile oynatmayabilirsin. Siyasi bir utanç yok, vicdani bir fren de yok. Biz bu ırkçılığı asla kabul etmeyeceğiz. Eğip bükmeden söylemek gerekiyor. Ne yazık ki Türkiye'de hem açık hem de örtük bir ırkçılık vardır. Her yerde ırkçılık olağanlaştırılıyor. Kürtler şahsında öfke ve linç tertipleniyor. Bakın, Kürt karşıtı bir gazete daha geçen gün bölgede on binlerin katıldığı bir Rojava'ya destek yürüyüşüne katılanların tamamına 'terörist' dedi. Aynı gazete İçişleri Bakanlığının arananlar listesinde El Kaide üyesi olarak geçen ismi ve resmi bulunan bir şahsı da gazeteci olarak çalıştırıyor. Rojava'yla dayanışan normal Kürt vatandaş, terörist; terörist olarak aranan bir El Kaide üyesi de gazeteci olmuş Türkiye'de ve buna herkes göz yumuyor, sesini çıkarmıyor.

Bir Ankara paradoksu

Hem Kürtlerle iç barışı tahkim etme arayışında olmak hem de ırkçılığa izin vermek, bir Ankara paradoksudur. Bu paradoksu aşmak da bu iktidarın görevidir.

Bölgesel gerilimlerden korunmanın, barışı örgütlemenin bizleri model bir ülke yapabileceği tarihsel bir eşikteyiz. Aslında çok önemli bir fırsat var önümüzde. Türkiye artık enerjisini Şam’a değil, Ankara’ya harcamalıdır. Ankara çözümüne odaklanmalıdır. Ankara çözümü emin olun domino etkisi yaratır, Şam’ı da etkiler. Bölgeyi de etkiler. Türkiye’de yaşayan 86 milyon insanı da olumlu etkiler. Şam’da imzalanan mutabakatın yarattığı yeni iklim, sürecin hızlanması için taze bir umuttur. iktidarın elinde artık Suriye eksenli güvenlik kaygılarının bir zemini kalmadı. Güvenlik tehdidi olarak görüyorlardı, artık anlaşma imzalandı. Gerekçeler tükendi. Sıra somut ve güven verici adımlardadır. Somut ve güven verici adımlar konusunda hiçbir bahanesi kalmadı kimsenin.

Çerçeve yasa gecikmesin

Süreci ilerletecek çerçeve yasanın bir gün bile gecikmeden çıkarılması gerekiyor. Kürtlere hak, Türkiye’ye demokrasiyi sağlayacak hukuki çalışmalar artık devreye alınmalıdır. Başta kayyum olmak üzere demokrasiye sürülen kara lekelerin artık Türkiye’den sökülüp atılması gerekiyor.

Meclis, sözü eyleme dökmeli

Meclis, sözü eyleme dökerek tarihi bir eşikten geçme fırsatıyla karşı karşıyadır. Bu süreç güçlü bir Meclis iradesiyle tereddütte yer bırakmayacak şekilde şeffaf ve cesur adımlarla artık ilerlemelidir. Hazırlanacak ortak Komisyon raporu yasal ve hukuki alt yapıyı ören, halklara güven veren bir toplumsal sözleşme niteliğinde olmalıdır. Sürecin başarısı halkların özgürlük ve güvenlik duygusunun dengesini kurmaktan geçer. Kimliğin, dilin ve kültürün tanınması, yerel demokrasinin güçlendirilmesi, bir halkın kendini evinde ve güvende hissetmesinin yegane yoludur. Barışın inşası için sahada halkımızla gördüğünüz gibi 24 saat birlikteyiz. Masada muhataplarımızla söz kurmaya, örgütlenmeye ve umudu büyütmeye devam edeceğiz. Barışa olan inancımız tamdır."

 

* * *

Bahçeli'nin muhatabı ortağıdır

DEM Parti Eşbaşkanı Tuncer Bakırhan, MHP Genel Başkanı Bahçeli'nin 'umut hakkı', kayyum ve AİHM kararlarıyla ilgili sözlerinin muhatabanın iktidar olduğunu söyledi.

Bakırhan, Grup Toplantısı'nın ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin, "Demokrasimizi el birliği ve iş birliği ile geliştirmenin makul yollarını bulup hayata geçirmek hem zorunlu hem de önemlidir. Anadolu huzura, Öcalan umuda, Ahmetler makama ve Demirtaş yuvasına dönünceye kadar kararımız nettir" sözlerine ilişkin soruya yanıt veren Bakırhan, "Bu tespitler çok önemli değerlidir. Bizim de savunduğumuz yanları vardır. Sayın Bahçeli iktidar ortağıdır, bu meselelerin de muhatabı iktidardır. Umarım en kısa sürede Sayın Bahçeli'nin dile getirmiş olduğu bu talepler hayat bulur. Kayyım atanan belediyelerin eş başkanları görevlerine döner. Eşbaşkanlarımız Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ ve Kobanê Kumpas Davası başta olmak üzere siyasi sebeplerle içeride bulunan bütün siyasi tutsaklar özgürleşir ve Türkiye'ye demokrasi gelir" dedi. 

DEM Parti İmralı Heyeti'nin Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile görüşmesi gündemine ilişkin soruya Bakırhan, "İmralı Heyeti, adaya her gidip geldikten sonra siyasi partiler ve kurumlarla bir araya geliyor. Dönem dönem Sayın Cumhurbaşkanı ile de bir araya geliyor. Böyle bir görüşme talebi var ama ne zaman görüşülür bilmiyorum. Resmi talep iletilmedi ama böyle bir düşünce var" ifadelerini kullandı.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.