
Duran Kalkan, Öcalan ile diyalogla birlikte başlayan süreçle ilgili ANF’nin sorularını yanıtladı.
Daha çok sizin adım atmanız isteniliyor, Türkiye’nin ‘hassasiyeti’ var, ‘hükümetin hassasiyeti’ var. Sizin yok mu?
Nasıl yok? Sorun hassasiyet sorunu değil. Hükümetin hassasiyeti yok, hükümetin faşist politikaları var. Milliyetçi şoven politikaları var. Bunla doldurduğu çevreler var. Hükümet demokratik zihniyet ve politikaya sahip değil. Sorunlar buradan kaynaklanıyor. Bu noktada hiçbir hassasiyet yok. Ben size söyleyeyim. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin, Hükümeti’nin de Kürt’ü imha ve inkar etmekten, Türkleştirmek istemekten başka bir zorlu sorunu yok. Bu anlayıştan vazgeçsinler. Kürt, Kürt’tür. Kürtler bir millettir, Türkler gibi onların da millet olarak hakları vardır. Bu haklar temelinde kardeş olup yaşayın deseler bir günde çözülür sorun, bir günde. Hiçbir sorun kalmaz. Sorun AKP’nin ve devletin bunu diyememesinden, böyle bir zihniyet ve politikaya sahip olmamasından kaynaklanıyor. Eğer gerçekten çözümü engelleyen yer görülmek isteniyorsa oraya bakılmalı. Çözümün önü açılmak isteniliyorsa oranın üzerine gidilmeli. Dikkat edilmeli. Şunun için söylüyorum bunu, tabii önder Apo İmralı’dan mesajlar veriyor, çaba harcıyor. İğne ucuyla kuyuyu kazarak adeta yani bir çözüm umudu yaratmaya çalışıyor. Çözüm projesini defalarca ortaya koydu. Bunu engelleyen, çözüme gelmeyen Türkiye tarafıdır, devlettir yani.
Görüşme masanın bir tarafında hükümet ya da devlet, diğer tarafında Sayın Öcalan varsa, sayın Öcalan’ın koşullarının düzeltilmesi gerekmiyor mu? Eşit olmayan koşullarda çözüm nasıl olur?
Önder Apo’suz barış olmaz ama savaş yürütmüyor, savaşı yürütenler var. Şimdi o bakımdan eğer gerçekten PKK’den çözüm isteyenler varsa buyursunlar PKK’ye, bakalım PKK ne diyor, onu dinlesinler, bu konuda biz görüşümüzü belirtik, görüşmelere de açığız dedik. Ama elbette savaşın durmasını, ateşkes olmasını isteyenler, bunun karşılığını göstermeliler; bir çözüm projesi olmalı. Ben şunu söylemiyorum; çözüm projesi olduğu gibi gelmeli ve ateşkes ile çözüm birlikte gelmeli. Değil, bir çözüm eğilimi, çözüm yaklaşımı olmalı, üslubuyla, anlayışıyla, zihniyetiyle, sözüyle bir tutarlılık olmalı. Bir de yani işte o zaman çözümün önünü açacak adımlar atılabilir. Bizden ateşkes yapılsın talebinde bulunanlar herhalde buna karşılık bazı şeyler de yapabilirler.
Öcalan’ın şu an içinde bulunduğu koşullar üstlendiği rolü etkilemiyor mu?
Barış için çalışabilmesi için koşullarının değişmesi lazım. Önder Apo’nun bizimle ilişki kurması, yani görüşmemiz, tartışmamız gerekli. Bu imkana sahip olması gerekir ki işler yürüsün, bunu kişi olarak istemiyoruz, yönetim olarak da değil, savaşı geniş bir ordu yürütüyor, halk yürütüyor, insanlar her gün kan döküyorlar ve bu kadar zorluk altındalar. Bu insanlar boşu boşuna yapmıyorlar ki, amaçsız, bilinçsiz değiller, hepsinin ikna edilmesi gerekir. Bunları ancak Önder Apo ikna edebilir.
Hükümetin tehditvari ve şartlı bir dil kullandığı görülüyor. Bununla bir baskı ya da pazarlık gücü mü oluşturulmaya çalışılıyor? Bu dil sözü edilen çözüm sürecine hizmet edebilir mi?
Bir egemenlik yaklaşımı o. Aslında şoven milliyetçi yaklaşımların tezahürü oluyor. Sanal bir ortam yarattılar. Erdoğan kendi adına da söylüyor, PKK adına da konuşuyor, İmralı adına da konuşuyor, hepsini kendi konuşuyor, medya ellinde. AKP’yi cilalayan bir propaganda ortamını yaratılar. Demokratik çevrelerde, toplumda, hatta Kürt tarafında bu sanal ortamla sanki gerçekten ilerletilmiş bir şey, bir durum, bir süreç var izlenimini yarattılar. Bunun üzerinden baskı uyguluyorlar. Bu mücadeleden vazgeçirme, mücadeleyi zayıflatma, bir pasifikasyon politikası, pasifikasyon tarzı. Bu konuda da çok usta oldukları anlaşılıyor. Kendi yaratıkları ortamı insanlara bir tehdit aracı olarak kullanıyorlar. ‘’Bakın süreç var, yaparsanız bozulur’’ diyorlar, ‘’O halde siz durun, bizim dediğimiz ilerlesin’’ gibi bir ortam.
Görüşmelerin gerçekleştiği bu süreçte askeri operasyonlar sürdü. Operasyon devam ederse, Medya Savunma Alanları’na yönelik hava saldırıları devam ederse ne yapacaksınız?
Saldırılar devam ederse Kürt halkı ve gerillasının direnişi sürer. Bundan hiç kimsenin kuşkusu ve tereddüdü olmasın. Hiç kimse bunu yeni bir görüşmüş gibi görmemeli, bu konuda herhangi bir muğlaklık olmamalı. Yönetimden arkadaşlar açıkladılar. Net konuştular. İki boyutlu çalışıyoruz dediler. Cemal (Murat Karayılan) arkadaş açıklamalarda bulundu. Net söyleyeyim. ‘Eğer gerçekten Önder Apo’nun çabalarına olumlu karşılık verilir, Kürt halkına adil davranılır, çözümden yana eğilim gösterilir çözüm projeleri ortaya konulur ise o eğilim de gelişebilir. Biz ona da açığız, onu da dikkate alıyoruz. Ama operasyonlar devam ederse, ona karşı gerillanın eylemleri de kesintisiz devam eder’ dedi. Operasyonları sürerse gerillanın da operasyonları sürer. Biz ona göre de hazırlanıyoruz. Bu konuda hiç kimse sanmasın ki PKK zayıftır, Kürtler zayıflamıştır. Hayır, Kürt halkı ve gençliği özgürlüğü elde etmek için son nefesine kadar direnmekte kararlı. Direnişi çok daha boyutlandırmak için, aslında bize baskı yapıyorlar, zor frenliyoruz bazı şeyleri. Daha da ileri götürmek istiyorlar o bakımdan hiç kimse şunu sanmamalı; PKK bu direnişi sürdüremez, Kürtler direnemezler mücadele edemezler. Eğer hükümet çözüm üretmez, çözüm süreci gelişmez ise mücadele şiddetlenecek.
Yalçın Akdoğan ‘operasyonlar devam edecek, bizim kontrolde tutmak, kendi pazarlık gücümüzü korumamız için bunu yapmamız gerekiyor’ diyor. Bu tutum çözüm sürecini zorlamaz mı?
Kürt sorunu öyle bir sorun değildir. Öyle bir yaklaşımla kesinlikle çözülemez, bunu net söyleyebilirim. Öyle bozulacak bir durum falan da yok. Kürtler bu konuda çok bilinçliler, PKK çok tecrübeli, çok da denetimlidir. Yani bazen hatalar oluyor ve bu durumda biz hatadır, kontrol dışıdır diyoruz, özür de diliyoruz. Bizim için de ters olan ama yanlışlıkla yapılmış olanı açıkça ortaya koyuyoruz. Fakat bunlar istisnadır, azdır. PKK öyle zayıf bir örgüt değil, kontrolsüz bir örgüt değil. Dolayısıyla ikide bir Kürtleri hemen bozgunculuk, yapabilirler, yanılabilirler, ortamı bozabilirler gibi görüyorlar. Nerdeyse kaçıp gidecek sanıyorlar, kimsenin bir yere gideceği falan yok.
‘’Ülkemizi terk etsinler’’ denildi, gerillanın sınır dışına çekilmesi istendi. Bu yönlü bir kararınız var mı?
Kürtler buranın sahibidirler, gidecek olan kendileridir, zorla gelmiş olanlar, baskı uygulayanlar, yerel olmayanlar giderler. Kürt’ü kendi yurdunda nasıl çıkaracak? PKK’ye de ‘’Çık git, nereye gidiyorsan git’’ diyorlar. Çıkacak ve bir yere gidecek biri varsa aynaya bakmalılar. O zaman görürler kimin çıkacağını, kimin nerden çıkması gerektiğini. Bunu tehdit olarak söylemiyorum, bu bir zihniyet durumudur. Sen demokratik değilsin, sen her şeyi ele geçirmişsin, diktatör gibi herşeyi kendin yönetiyorsun. Öyle olmaz. Yani bu Kürt oldup olmadığı için değil, demokratik bir yönetim değil. Türkiye’nin diğer yerleri, diğer bölgeleri açısından da böyle değil. Hakan Şükür demiş ki ben Arnavut’um kıyamet kopmuş. Halbuki en büyük milli oyuncuydu. Şovenizmin derecesini görelim bunu kim yaratı, bu şovenizmle hangi sorun çözülür. Niye bunun üzerinde durulmuyor, Sinop, Hatay es geçiliyor. Bir baskı olarak o yaratılmaya çalışılıyor. Bu konuda BDP’nin de HDK’nin de dikkatli olması lazım. Birçoğu hükümet tarafından, devlet tarafından organize yürütülüyor. Doğru, Yalçın Akdoğan’ın dediği doğru. Bir korkutma, sindirme böyle baskı altına alma, koltuğun altında tutma hareketi. Mutlaka bunun da kırılması lazım.
PKK’yi o biçimde hizaya getiremezler, yanıltamazlar bunu herkes bilmeli. Halkın korkmasına, çekinmesine gerek yok. Böyle ince camdan olunmuş bardak değil ki çıt düştü kırıldı, sıcak su koydun kırıldı. Bir halkın özgürlük sorunudur. Dikkatli olmalı, oyuna gelmemeli kararlıkla herkes mücadelesini kendi çerçevesinde yöntemi, tarzı neyse eksiksiz yürütmeli. Mücadelede en küçük bir zayıflık olmamalı.
Hükümet beklenti yaratıyor ama çözmüyor…
Sadece beklenti değil, onu anlatmaya çalışıyoruz. Tehdit ortamını yaratıyor, şüphe yaratıyor, öyle ki kimse bir şey yapmasın AKP’nin dediğine, yaptığına evet desin. Ondan ötede ses de çıkarmasın, hata nerdeyse BDP faaliyet de yürütmesin. Sinop, Samsun için bir şeyler dendi fakat Hatay’ı gördük. Demek ki bir konsept var. Organize yaklaşım var. Bunun öyle MHP’yle izah edilecek bir durum falan yoktur. Budan hükümet sorumu, AKP sorumlu. Şimdi AKP gerçekten ne yapmak istiyor, doğru anlamak lazım, tutarlılık yoktur. Önder Apo’yla ilk görüşmeden sonra, daha bir hafta geçmeden Paris katliamı oldu. Sinop var, Samsun var, Hatay var. BDP Eşbaşkanlarına, HDK’ye yönelik saldırı var. Biz bunları es geçemeyiz, görmezden gelemeyiz.
Yönetiminize yönelik daha önce suikast planları yapıldığı yansımıştı. Paris’te bir katliam gerçekleşti. Hükümet’in yönetiminize yönelik politikasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Çok tehlikeli, kural dışı, savaş dışı kirli bir politika bu. Hiçbir güç böyle gizli alçakça suikastlardan medet ummamalı. İş o noktaya giderse tehlikeli olur Böyle yapmak birilerinin elinde değil, isterse herkes yapabilir. Herkesten çok da PKK yapabilir. Eğer yapmıyorsa şimdiye kadar yapmamışsa bu siyasi çizgisi gereği örgütlü bütünlüğü tutarlılığı gereği. Ölümümüz üzerinden hesap yapıyorlar. Öyle bir duruma düşmüşler ki bir kaç kişinin varlığı koskoca devlet için tehdit yaratıyor bu mümkün mü? Yani akıllı mı mantıklı mı böyle olabilir mi? Hadi diyelim onlar yok oldu; peki bu Kürt halkı, Kürt sorunu yok mu olur? Kürtlük ne onlarla var oldu, ne de Kürt sorununu onlar icat ettiler. Sadece çözüm mücadelesi geliştirdiler, sorunu ortaya koydular, çözüm dinamiklerini yarattılar. Buyurun çözüme; siz de bundan kurtulun diyorlar.
Elinizde bu konuyla ilgili yeni bilgiler olduğunu daha önceki açıklamalarınızdan biliyoruz...
Evet var, arkadaşlar çalışıyorlar, bazı çevreler var. Yani bu tür çabalar sadece Avrupa’da değil, gerillaya dönük de vardı. Geçmişte de vardı. 2007’de de bazı sonuçlar yayınladık. Önümüzdeki günlerde belki basına verilebilir.
Hükümet bu politikadan vazgeçmiş değil mi?
Henüz değil.
Hükümet’e güvenmiyorsunuz. Güvenebilmeniz için ne olması gerekiyor?
Sorunu güvenip güvenmemek olarak ele almak siyasetten de çok doğru değil. Siyaset güven ilişkileriyle yürümez. Pazarlıklarla yürür. Kürt sorununda güven sorun vardır. Kürtler güvenmiyorlar.
Geçmiş politikalardan mı kaynaklı?
Evet, devletin politikalarından kaynaklı. Ortada güven duyulacak hiçbir şey yok. İnkar ve imhadan vazgeçmiyor. Hala ‘terör örgütü’ diyor, ‘terörün elebaşı‘ diyor. Bu üslupla ne yapabilir? Bu üslupla eğer Türk şovenizmini, ırkçılığını dizginleyebileceğini sanıyorsa yanılıyor. Onlara karşı ancak doğru tutumla olabilir. Bu bakımdan kardeşlik yapan bir topluma karşı bu kadar baskı, saldırı, inkar, imha uygulamasının güvensizlik yaratması doğaldır.
Herkes diyor ki “Kürtler güven versinler” Kürtler neye güven versinler? Kime ne hakaret ettiler ki özür dilesinler, kime ne zarar verdiler ki özgür dilesinler! Özgür dileyecek, zararı ödeyecek, baskı yapan, hakaret eden, inkar eden güven verecek, baskı uygulayan devlettir.
ERDAL ER / ANF/BEHDİNAN