Erdoğan diktası elinde Türkiye kanlı bir maceraya ve mecraya sürükleniyor. Devletin bütün güçlerinin açık ya da gizli olarak Erdoğan şefliğindeki dikta arkasında birleşmesi durumu daha da vahimleştiriyor. „Dış güçlere karşı, devletin bekası için birlik” bahanesi her türlü muhalefeti ezmenin gerekçesi oluyor.

Dolar mı yükseliyor, kahrolsun dış güçler…

Ekonomik kriz mi var, ah şu dış güçler…

Deprem olduğunda bile dış güçler suçlanmadı mı?

Yardıma koşan uluslararası kurumlardan Yunan Kızılhaç’ının kan yardımı kanımızı bozacaklar diye reddedilmedi mi? Kim bilir kaç vatandaşımız “kanı bozuk” olarak yaşamaktansa “tertemiz asil kanlı” olarak ölüme terk edildi?

İyi de bu kadar etkili olan güçler varsa artık dış güç olmaktan çıkıp iç güç olmuş sayılmaz mı?

İşte bu dış güçler yalanı bütün diktatörler gibi Erdoğan diktasının da tek silahı oluyor. Halka karşı her türlü zulmün gerekçesi oluyor.

İşçi direnişi olsa, “Niye şimdi yapıyorlar, işte dış güçlerin oyunu..”

Aydınlar dilekçe verse “Dış güçlerin oyunu, hainler…”

Gençler bir protesto yapsa “Vay komünistler, onlara okuma hakkı vermeyeceğiz”

Bölgesel sorunlara bakarsak aynı gerici kafa burada da kendisini gösteriyor:

Üçüncü paylaşım savaşının kör düğümü olan Ortadoğu’da ve Mezopotamya’da savaş iyice kızışıyor. Bölgenin yeniden paylaşımını hedefleyen çatışmaların ilk hedeflerinden biri de Kürdistan’dır. Bütün gelişmelerde bunun izini görebiliriz.

Bölge devletleri parçalayıp paylaştıkları Kürdistan’da,  halkların özgürlüğü için her direnişini hep dış güçlerin bir oyunu olarak gördüler ve bu nedenle ihanetle suçlayıp kanlı zalim yöntemleriyle bastırmayı seçtiler. Diyalog ve çözüm yolu aramak hiç gündeme gelmedi.

Sömürgeci işgalci devletler kendilerini bölgenin sahibi ilan edip kafalarına estiği gibi kararlar veriyorlar. Bunu yaparken temel hedefleri yerli halkların ezilmesi ve köleleştirilmesidir. Bugün süren kavga da budur.

Erdoğan işin başında “Bakiye topraklarımız, Suriye bizim dış işimiz değil iç işimiz, iki ay sonra Emevi Camii’nde bayram namazı kılacağız” diyerek fitili ateşlemişti. O zaman da Erdoğan esas hedefinin Kürtler olduğunu açıkça ilan etmişti. Ondan sonra da her aşamada bunu ispat etti.

Erdoğan’ın dış güçlerle birleşip Kürtleri ezmekten başka hayali yok! Kürtler hem bölgenin hem de zorla vatandaşı yapıldıkları devletlerin en eski ve yerli halkıdır. Ya diğerleri?

Yani Kürtler bölgenin yerli ve milli olan, işgalci olmayan tek halkıdır! Dış güçlere gerçekten karşı olanlar öncelikle Kürtlerle eşit-özgür-ortak bir yaşam temelinde anlaşmak zorundadır. Ancak o zaman dış güçlere karşı bölge halklarının özgürleşmesi söz konusu olabilir. Bu da halkların demokratik çözümü demektir.

Erdoğan diktası deli dana gibi Kürtlere saldırıyor. Her türlü “dış güçle” anlaşıp Kürtlere saldırıyor. İlk günden beri DAİŞ-Nusra- ÖSO vb. ile Kürtlere karşı işbirliği yaptı. Hatta bu tip örgütleri Kürtlerin üzerine saldı diyebiliriz. Bu örgütler bozguna uğrayınca Êfrîn işgalinde doğrudan devreye girdi. ÖSO çetelerinin Êfrîn halkının kümeslerindeki tavuklara kadar bütün mallarını nasıl talan ettiklerini gördük. Erdoğan diktası şimdi de aynı güçlerle Fırat’ın doğusuna saldırıyor. Düşüremediği Kobanê’den intikam almaya çalışıyor. Böylece savaşı uzatıp büyütüyor.

Ortadoğu’da kurşunun ne zaman, nereden geleceği belli olmaz derler. Dost-düşman her an değişebilir. Büyük İskender’den Cengiz Han’a, Romalılardan Haçlılar’a, İngilizlere ve Fransızlara kadar ne işgalciler ve kimler geldi, kimler geçti? Hangisi kalıcı olabildi ki?

Ağır bedeller ödese de Kürtler hiç birisine boyun eğmedi ve hep var oldu. Gene var olacaktır.

Ama bu defa sadece kendi varlığını koruyarak değil, kendisiyle birlikte tüm bölgeyi ve halkları değiştirerek, özgürleştirerek var olacaktır. Bütün işgalcilerin gerçek korkusu da bundandır.