
Altun, Musul’un el değiştirmesiyle ortaya çıkan yeni durum; ABD, İran, Türkiye, PDK gibi güçlerin pozisyonları ve rolleri ile Kürtlerin yeni döneme göre konumlanışıyla ilgili ANF’nin sorularını yanıtladı. değerlendirdi.
Bugün Ortadoğu’da yaşananları nasıl bir tarihsel bağlamla izah etmek gerekir?
Uluslararası sistem kendisini yenilerken oryantalizmi de güncelleştirerek yeni bir Ortadoğu yaratılmasına dönük bir süreç başlatmıştır. Bu, stratejik bir durumdur. Bu stratejik durum, kapitalizmin kaderini belirlediği kadar Ortadoğu halklarının da kaderini belirleyecek niteliktedir. Politik, hatta uygarlıksal durumdur. Bu politik durumun Ortadoğu tanımlaması netleşmiştir. bu stratejik yaklaşımın direkt mücadele gücü; skeri, siyasi, ekonomik, diplomatik olarak devrededir. Kapitalist modernite, kendi dünya sistemini kurarken Ortadoğu’daki yüzünü de oluşturmanın yoğun ve aktif mücadelesi içindedir. Bugünkü gelişmeleri bu tarihsel bağlamdan kopararak değerlendiremeyiz.
Ortadoğu’nun buna karlışık bir gerçeği, kendine özgünlüğü yok mu?
Ortadoğu’nun bir gerçeği; kendine özgü bir durumu var ve başka yerlere benzemiyor. Ortadoğu’da birçok faktör iç içe; bu güçler birbiriyle sürekli çelişki ve çatışma içindedir. Din faktörünü gözönünde bulundurmadan ne Ortadoğu jeopolitiğini anlamak, ne de bu topraklar üzerinde var olan inançların hangi politikaları yürüttüğünü ortaya çıkarmak mümkün değildir.
Şunun altını özellikle çizmek lazım: Ortadoğu’nun yeniden şekillenmesinde hiçbir faktör temel değildir ama var olan hiçbir din, inanç, ulus, kültür, etnik güç de dışında değildir.
Ortadoğu jeopolitiğinde önemli bir faktör olduğunu söylediğiniz din adına örgütler/yapılar çıkıyor. Güncel örnekleri de göz önünde bulundurarak bunun hem Ortadoğu’nun tarihsel gerçekliği hem de kapitalist modernitenin müdahil rolüyle bağlantısı nedir?
Şunu kabul etmek lazım; hem kapitalist modernitenin Ortadoğu’ya yaptığı müdahaleyle bağlantısı var hem de Ortadoğu’nun mevcut gerçekliği üzerinde kendini dayandırdığı bir durum söz konusu. Ortadoğu’da yaşanan kaosta selefi hareketler ortaya çıktı.
Neden?
Çünkü bir yanıyla kapitalist modernitenin Ortadoğu’ya getirmek istediği sisteme karşı dinsel bir duruşu ifade ediyor; ancak bir de eskiden beri devlet/iktidar olmuş çeşitli dinsel hareketlerin içinde bulunduğu durumların çözümsüzlüğü karşısında bazı selefi hareketlerin gelişmesi kaçınılmaz. Fakat bu hareketler, uluslararası emperyalizmi aşabilen; onunla ya da bölge devletleriyle hiçbir bağı olmayan hareketler de değil.
Bu bağı deşifre eden veriler nedir?
Başından beri cihat anlayışları, ilan etme biçimleri ve uluslararası düzeyde uygulanış biçimi ile Ortadoğu’daki mevzilenme alanları, mücadele biçimlerine bakıldığında bunun hem uluslararası emperyalizmle bağını hem de bölgedeki devletlerle bağını rahatlıkla kurabiliriz. O zaman şu belirtilebilir; selefi bir eğilim sürekli var oldu ama selefiliğin kendini ortaya çıkarırken bağımsız bir güç olarak çıkması sözkonusu değildir. Daha çok ya uluslararası güçlerin ya da bölgesel güçlerin etkisi altında Ortadoğu kaosuna sürülmüş durumdadırlar. Temel güçlerin konjonktürel çıkarlarını ifade eden bir gerçeklikleri sözkonusudur. Kesinlikle uluslararası emperyalizm ve bölge güçlerinden bağımsız değildir.
Son zamanlarda epey meşhur olan Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) adlı çete, bu tablonun neresinde?
IŞİD de benzer bir durumda. Muvcut durumu, konuşlanışı ve hareket tarzı, belirttiğimiz faktörlerle bağlantısını açıkça ortaya koyuyor. IŞİD’i, PDK, Türkiye ve İsrail gibi bölgesel devletlerle başını ABD’nin çektiği uluslararası güçlerin siyisatlerinin kapsamı dışında değerlendiremeyiz.
Biraz daha somutlaştırabilir misiniz?
İki temel oluşum noktası/dayanağı var:
* Irak’taki Sünni kesim. IŞİD’in dayandığı merkez Irak’taki Sünni kesimlerdir.
* Türkiye’dir. Bunların arasında belli bir bağ var.
PDK nerede?
PDK’yi de buna dahil edebiliriz. PDK’nin mezhepsel politikada Sünnilerin yanında yer alması, Türkiye ile içine girdiği stratejik ilişkiden dolayı bütünlük arz ediyor.
IŞİD’in Suriye’deki durumu ve Rojava’ya saldırması ile Irak’taki durumu değerlendirildiğinde bu üç gücün belirleyici etkisinden söz edebiliriz.
İşte bu belirleyici etkiyi biraz somutlaştırabilir misiniz?
Türkiye başından itibaren Rojava ve Suriye üzerinde kendi politikasını uygulamak için bu güçleri çok kötü kullandı. Bu yapıların oluşum aşamasının yanı sıra dünyanın dört bir tarafından toplanması; sınır boylarında eğitilmesi; Rojava’ya aktarılması; gerekli olan silah, cephane, sağlık gibi bütün lojistiğin sistematik olarak sunulması, Türkiye’nin moderatörlüğünde yapıldı.
Türkiye niye bu kadar hevesliydi?
Bu, Türkiye için stratejik bir yaklaşımı ifade ediyordu:
* Suriye rejiminin devrilmesi ve orada daha çok islami güçlerin ya da Sünni mezhebe dayalı yeni bir rejimin oluşması Türkiye için çok önemliydi. Buradan hareketle Ortadoğu’ya yayılmak istedi.
* Rojava durumu ortaya çıktı. Bu da en az onun kadar stratejik bir durumdur. Kürtlerin orada kendi özyönetimlerini oluşturmalarının Türkiye ve diğer parçalardaki Kürtler üzerindeki etkilerini hesaplayarak Rojava’yı tehdit olarak algıladı.
Dolayısıyla Türkiye, IŞİD’in güçlenmesinde bölgesel düzeyde önemli bir rol oynadı.
Suriye/Rojava ve Irak’taki güç dengeleri açısından PDK’nin angajmanı nedir?
PDK’nin bütün güçlerle ilişkilenirken temel bir politikası olduğu kesindir. Taktik ve stratejik temelde geliştirdiği ilişkileri var. PDK son dönemde daha çok Türkiye üzerinden Sünni eksenli stratejik bir ilişki geliştirme politikası güdüyor. Türkiye mezhepsel olarak Sünni, politik olarak bölgesel düzeyde temel bir dayanak olarak PDK’yi öne sürüyor. Rojava politikalarına baktığımızda IŞİD’le bağı kurulabilir. Belirttiğimiz gibi IŞİD bölgesel güçlerin çıkarlarına göre kurulmuş, onların çıkarlarını ifade eden bir güçtür; bugün kazandığı mevzinin arkasında bu gerçek var. Rojava’da oynamış olduğu rol, daha çok Türkiye ve PDK eksenlidir. Onlara dayanarak Rojava halkına karşı mücadele etti. Irak’ta da Sünnilere dayanarak, onların sahasını kullanarak, onlardan lojistik destek alarak bunu yaptı.
Son Irak hamlesine gelirsek, bu yeni bir durum değil mi?
Elbette ortada yeni bir durum var. Mevcut durum kaosu ifade etse de, bu öyle sanıldığı gibi kısa vadeli bir durum değildir. Bir gücün kendi zaferini ilan etmesiyle sonuca gidecek bir durum değildir. Yani Irak’ta yaşananlar yeni bir süreçtir. Bu çatışmalı süreç, kendi içinde derinleşerek zamana yayılacak bir durumu ifade ediyor. Bu çatışmanın mezhebe dayalı gelişeceği de kesin.
O halde Irak’ı nasıl bir gelecek bekliyor?
Irak’ın üçe bölüneceği varsayımı zayıf değil, güçlü bir ihtimaldir. Eskiden Osmanlı zamanında da Irak vilayetler biçiminde; Musul, Basra, Bağdat olarak bölünmüştü. Bu bölünmüşlük, kendi içinde belli inanç gruplarının konumlanmasına göre ayarlanmıştı.
Bunun tarihsel dayanakları da var…
Var var. 1877’lerde oluşturulan bir durumdur. Bugün de hem bölge güçlerinde hem de uluslararası güçlerde benzer bir eğilim söz konusu. Yani Kürtler, Sünniler ve Şiiler biçiminde bölünmüş bir Irak’ın ortaya çıkması, uluslararası güçlerin siyasetidir. IŞİD, mevcut pozisyonuyla bu siyasetin uygulayıcısı biçiminde görülebilir.
Birleşik Irak’tan yana bir eğilim de yok mu?
İçerideki güç dengelerinin iyi ayarlanması temelinde birleşik bir Irak’ın varlığını koruması eğilimi de var. Bu daha çok PDK’nin konfederalizm olarak ifade ettiği ve Irak’taki Sünni aşiretlerin özellikle de aşiret konseyinin mevcut Irak iktidarından daha çok siyasal ve ekonomik pay istemini karşılayan bir seçenek olarak ortadadır. PDK, konfederalizm yaklaşımın devlet anlamında dillendiriyor. IŞİD, başlattığı bu hareketle aynı zamanda bunun da gelişmesinin öncülüğünü yapıyor.
Bunun dışında da kısa süreli çözümden yana olmayıp da çatışmaların derinleşmesini ve böylesi bir ortamda kendini var etmeyi isteyen uluslararası ve bölgesel güçler var. IŞİD bunların da tetikçisi konumundadır.
Irak’taki böyle bir çatışma Suriye ve Rojava’ya nasıl yansır?
Olası sonuçları/yansımaları şöyle olabilir:
* Irak üçe bölünürse PDK-Türkiye ile ittifak içinde ciddi bir Sünni gücü oluşacak. Bu güç, kendi stratejik hedefine ulaşmak için Suriye ile birleşmek isteyecektir. Bunun direkt Rojava’ya yansımaları köklü olacaktır. Hem Türkiye hem de Sünniler kendi hesapları bağlamında Suriye üzerinde yoğunlaşarak Rojava’da baskı kurmaya çalışarak bölgesel statülerini genişletme ve güçlendirmek isteyeceklerdir. Bağımsız bir devlet ortaya çıkarsa Suriye’ye müdahalede Rojava çok ciddi bir hedef haline geliyor.
* Eğer Sünnilerle Şiiler arasındaki çatışma derinleşirse Şiiler biraz geriler; Sünniler ileri doğru hamle geliştirirse yine burada elde ettikleri kazanımları Rojava’da savaşa dönüştürerek kendilerini güçlendirmek isteyeceklerdir.
Peki Kürtler buna karşı nasıl bir pozisyon almalı?
Böylesi süreçler, riskler kadar çok önemli kazanımları da ortaya çıkarabilir. Mevcut durumda Ortadoğu’daki denklemleri dikkate alan bir yaklaşımla sürece müdahil olmak ve müdahil olunduğu kadar da gelişme katetmek gerekir.
Bölgesel durum, ne kadar çelişki ve çatışmalar taşıyorsa paradoksal biçimde çok önemli ittifaklar ve ilişkiler potansiyeli de taşıyor. O zaman;
* Kesinlikle siyasal, diplomatik ve askeri alanda atağa geçmemiz gerekir. Bu temelde sürece müdahale etmek önemlidir. Genel anlamda güce dayanmadan, gücü işletmeden siyaset yapmak kesinlikle mümkün değildir. Kendi başına siyaset yapmak da yeterli değildir.
* Diplomasi yapmak da zaten siyasi ve askeri durumla bağlantılıdır. Siyaset yapılmazsa askeri durum devreye konulmazsa diplomasi yapmak da mümkün olmaz.
Diplomasi yapmak, güçlü diplomasi için de esas rolü oynayabilecek temel güç iki noktadadır:
* Ya halkın büyük gücünü seferber ederek
* ya da süreçte askeri rol oynayarak pozisyon tutmak gerekiyor.
Bu ikisinden birisi olmadan ne siyaset ne de diplomasi yapmak mümkün değildir. Şöyle bir gerçek de sözkonusudur: Hiçbir zaman siyasette ve diplomaside askeri varlığı ya da siyasi demokratik varlığı gözardı etmemek gerekir.
Rojava’da yaşanan kimi gelişmeler var…
Var ama bu, Ortadoğu’daki mevcut durum karşısında çok aktif bir durum ifade etmiyor. Daha çok kendi alanıyla, Türkiye ile sınırlı bir konjönktür içindedir. Bu konjoktür içinde olduğunda Ortadoğu’nun geneline siyaset yapamazsın. Siyaset ve diplomasi yapılabilmesi için ihtiyaç duyulan siyasi ve diplomatik alanlarla ilişki geliştirilmesini sağlayabilecek nedenlerin olması gerekir. Geldiğimiz aşama daha çok herkesin kendini fiili olarak şekillendirdiği bir durumdur. Bu şekillenmenin başladığı yerde eski bazı politikalarda ısrar etmek bütün pratik çalışmalardan kendini koparmak anlamına gelir.
Bugün çatışmanın ortaya çıkardığı boşluklarlara bakıldığından Kürtlerin müdahil olma şansları nedir?
Mevcut yaşananlara müdahil olmak gerekir. Irak’ta başlayan süreç, kaosu ifade ediyor. Aynı zamanda bu kaos içinde çeşitli güçlerin sıçrama yaparak Ortadoğu egemenliğini inşa etme sürecidir. Bu durum, başta biz olmak üzere herkesi ilgilendirir. Bu çatışmalar giderek uzun vadeli bir mezhep savaşına dönüşecek; belirtileri vardır. Mesela İŞİD, Bağdat’a yürürken onun karşısında Şiilerin yaptığı cihat çağrısı var. Yine İran, Kudüs tugaylarını sınıra yığdı, hatta bazı tugayları Şiilerin denetimine verdi. İran yaptığı açıklamalarla da bu duruma kesinlikle izin vermeyeceğini söyledi. O zaman böyle karşı karşıya gelen bu iki mezhep gücü çatışmaya başladığında Irak’ın bir kan gölüne dönüşeceği ve sadece bununla sınırlı kalmayıp Ortadoğu’nun bütününe yayılabilecek sonuçları olacak bir çatışma sürecini doğuracağı belirtilebilir.
Siz IŞİD’in ıraktaki durumuna yönelik ABD’den gelen açıklamaları nasıl okuyorsunuz?
Türkiye-PDK ilişkisi ile Maliki’nin İran merkezli ilişkileri ABD’yi rahatsız etti. Kürdistan petrollerinin Türkiye’ye 40 yıllığına satılması ABD’yi çok rahatsız ediyor. Hem PDK’nin hem de Maliki’nin yaklaşımları ABD’nin Ortadoğu politikalarıyla birebir örtüşmüyor. Dolayısıyla bunları frenlemenin yolu olarak IŞİD’i tetikçi olarak kullandığı tespiti çok ters değildir. ABD, kontrol altındaki bir güç olarak IŞİD’i Ortadoğu’nun yeniden şekillenmesinde kullanırken Sünnilerin aşiret sistemi ve PDK de kendi çıkarları için bu çete örgütlenmesini kullanıyor.
Rojava’nın durumunu, mevcut gelişmeler bağlamında yeniden ele almanız gerekmiyor mu?
Rojava’da kendini hem siyasi hem meşru savunma olarak örgütlemek sürekli yapılan bir çalışmadır. Ancak Rojava’yı her yerden izole ederek bir sonuca götürmek mümkün değildir. Suriye’de daha çok demokratik ulus kimliği temelinde belli bir mücadeleyle bunun geliştirilmesi gerekir. Bugünkü IŞİD’deki gelişmeler temelinde baktığımızda bu çok daha acil bir durum arz ediyor. Bütün bu gelişmeler karşısında kendini koruyabilecek bir konuma ulaşabilmeli. Bütün olasılıkları dikkate alarak Rojava’daki mevcut durumumuzu çok ileri bir güç konumuna getirmek zorunlu bir ihtiyaçtır. Rojava merkezli olarak Irak’taki gelişmelere dahil olmak ne kadar gerekliyse aynı zamanda yeni ilişki ve ittifak biçimiyle demokratik seçenekleri öne çıkarabilecek bir çalışmanın mutlaka yürütülmesi ve sonuç almak da zorunludur.
Irak’ta ortaya çıkan tablo ve varacağı noktaya bakıldığında İran neler yapar?
İran’ın da bölgedeki mevcut durumunu gözardı etmemek gerekir. Mezhep temelinde bir çatışma ortaya çıkarsa İran kesinlikle rolünü oynayacaktır. Suriye’de nasıl sistemi ayakta tutan temel bir güçse bugün de Irak’ta Maliki’yi ayakta tutmak için temel rol oynayacaktır. İran, IŞİD’i taktik olarak kullanabilir ama oluşumu ve yönlendirilmesinde İran’ın rolü yoktur. Önümüzdeki dönemde birçok gücün içine girdiği bir savaş potansiyeli çok ciddi anlamda var. IŞİD’in işi de çok kolay değil. Bunun sonucunda kendisinin bile yok olma tehlikesi vardır. Irak’taki mevcut aşiretler konseyi yeni kurulacak devletle uzlaşırsa, sorunu bu temelde çözme yoluna girerlerse IŞİD kesinlikle kendi tabanından kopmuş, çok marjinal bir güç haline gelir. Hiçbir yerde yaşayamaz. Nasıl yıldırım gibi doğduysa öyle de ortadan kalkabilir.
Tüm bu gelişmelerin Türkiye’deki Kürt sorununa etkisi nasıl olabilir?
Bizim açımızdan en önemli nokta, Türkiye ve Kürdistan’daki durumumuzdur. Ortadoğu’daki gelişmeler ne olursa olsun bizim açımızdan belirleyici olan bugün Türk sömürgeciliğiyle yürüttüğümüz mücadeledir. Buradan kopuk bir Ortadoğu başarısı ya da zaferi beklemiyoruz. Düğüm burada çözülecek. Burada yaşanan gelişmeler, hem Rojava’nın kaderini hem de Ortadoğu’daki durumumuzu belirleyecek olan sonuçlar ortaya çıkaracaktır.
Bizim Türkiye ve Kürdistan’da yürüttüğümüz süreç, çok derindir ama aynı zamanda birbirinden çok farklı hedefler, araçlar, amaçlar içeriyor. Önderlik en üst kurum olarak her türlü kararı alma yetkisine sahiptir, iki farklı süreci birbirine karıştırmamak gerekir.
Hangi iki farklı süreç?
* Önderliğin geliştirdiği siyasal süreç,
* bu süreçle bağlantılı bizim Türk sömürgeciliğine karşı yürüttüğümüz özgürlük mücadelesi var. Bunların hem birlikte olan hem de birbirinden farklı yönlerini iyi görmek gerekir. Önderlik bu konuda gereken uyarıları yaptı.
Temel görev, dışarıda çok yoğundur. Hem Ortadoğu’daki bütün gelişmelere cevap olmak hem de Rojava’daki ihtiyaçları karşılamak; Rojhilat’taki mücadeleyi geliştirmek; parçalar arasındaki bağı kurmak ve bu bağı Kuzey Kürdistan’da somut bir örgütlülüğe dönüştürmek önemlidir.
ANF/BEHDİNAN