Kürtler ise bu süreçte belki de ilk kez belirgin bir iradi duruşla tarihe çıkış yapıyor.
Yüz yıl önceki statükonun düzenlenmesinde belki Kürt diye bir halkın varlığı devletler arası sistemin ortak çabalarıyla yok sayıldı ve bölgesel kurgu Kürtlerin yokluğu üzerine şekillendirildi. Ancak, günümüzde Kürtler her dört parçada örgütlü duruşları, toplumsal etkinliği belirginleşmiş siyasi önderlikleri ve Kürt coğrafyasının her dört parçasında bir ulus olmanın yükselen bilinci ve dinamizmiyle artık inkar edilemeyecek bir halk konumundadır.
Güney Kürdistan’daki federe statü de geriye dönüşün kapılarını kapatan önemli bir etken olarak Kürtler açısından pozitif haneye yazılan bir kazanım durumunda.
Şimdi kavga, 'tamam, Kürtler var, Kürtlerin hakları da var ama bu hakları yalnızca birey olarak isterlerse kullanabilirler’ dayatması ile Kürtlerin, iradesini, kendi geleceğini belirleme üzerine kullanabileceği bir statüye sahip olma ısrarındaki duruşu arasındadır.
Bugün Ortadoğu’da tüm devletler bir savunma refleksi içindedir. Herkes mevcut konumunu ve bu konumlar üzerinde şekillenen statükoyu devam ettirme çabasındadır. Hiç bir devlet daha fazlasını elde etme çabasını sergileyecebilecek güçte değildir.
Türkiye’de AKP Hükümeti’nin Kürtlere uyguladığı zulüm politikaları da, yalnızca kendi konumunu muhafaza etmeye çalışma gayretidir. Kürtlere yaşatılan acılar üzerinde, 'devlet olarak şu kazanımı elde ettik’ diyebilecekleri hiç bir kazanımları yoktur, olmayacaktır da.
Türkiye dahil, bölgenin yaşanan yeniden yapılanma sürecinde bir kaç yıl sonrasına kadar mevcut pozisyonunu sürdürebilme garantisine sahip hiç bir devlet yoktur.
Bölgenin tüm güçleri gerici ve statükoyu savunma refleksi içindedir. Kürtler ise yeni, eşitlikçi ve adil bir düzenlemenin mücadelesini yürüten en dinamik ve değişimci güç durumundadır.
Her egemen güç yaşanan süreçte kaybetme potansiyeline sahiptir. Kürtlerin ise kaybedecekleri hiç bir şeyleri yoktur…
Bölgenin her egemen gücü, mevcut konumunu kaybetme korkusu içinde; Kürtler ise elde edecekleri kazanımlarının nitelikli ve kalıcı olmasının çabasında.
Kürtlere çektirilen acılar, egemen devletlerin, özellikle Türk devleti ve AKP Hükümeti’nin zayıflığı ve korkusunun büyüklüğündendir. Kendi var olmalarını, Kürtlerin yok olması üzerine şekillendirdikleri için gelecekleri yoktur, çıkışsızdırlar ve kaybedeceklerdir.
Yaşanan bu gelişmeler, Kürtlere Kürdistan’ın tüm parçalarında dik durmak, örgütlü ve birlik olmak gibi hayati bir duruşu zorunlu kılıyor. Zira, kendiliğinden bir kazanım olmayacak Kürtler için, kimse de onlara bir şey bahşetmeyecek…
Bu açıdan Kürtler, her parçanın özgün sorununa karşı da ortak bir refleksi sergileme sürecine artık girebilmelidir. Ülkede her dört parçayı kaynaştıracak birlik politikaları sergilenirken, özelllikle de diplomasi alanında her parçanın siyasi organizasyonları, diğer parçanın sorunlarının uluslararası kamuoyuna mal edilmesinde ortak tavır içine girebilmelidir.
Kuzey Kürdistan’da Türk hükümeti’nin Kürtlere uyguladığı zulüm politikalarına karşı uluslararası alanda Güneyli, Doğulu ve Güneybatılı güçler de Kuzeyli kardeşleriyle birlikte girişimlerde bulunabilmeli artık. Güney ve diğer parçaların sorunlarına karşı da birbirini tamamlayan bütünsellikli bir diplomasi çalışması geliştirilebilmelidir.
Örneğin, Roboskî’de Türk devletinin 35 sivil Kürt’ü katletmesini, Güneyli ve Doğulu tüm Kürt organizasyonları hem kendi gündemleri yapabilmeli hem de uluslararası örgütlenmelerini bu konuda harekete geçirebilmeliydi.
Hakeza, Güney’de Kerkük’ün ve Kürt coğrafyasının henüz statüsü netleştirilmemiş alanlarına ilişkin sözü edilen 140. maddenin uygulanması, Kuzeyli, Doğulu ve Güneybatılı tüm Kürt organizasyonların hem iç gündemi hem de diplomasi gündemi olmalıdır.
Aynı şekilde Doğu Kürdistan’da İran devletinin Kürtlere uyguladığı idam ve diğer insan hakları ihlallerinin yanısı kimlik hakları konusunda diğer parçalardaki tüm Kürt oluşumları güçlerini seferber edebilmeli…
Bölgenin tüm güçleri büyük bir gerginlik içinde mevcut anti demokratik gerici konumlarını kaybetme korkusunu anı anına yaşarken, Kürtlerin yapacağı en büyük hata böylesi bir süreçte dağınık ve parçalı bir görüntü sergilemeleri olacaktır.
Zaman Kürtlerden yana akıyor; gerisi Kürtlerin bu akıntıda kendi gemilerinin kaptanı olup olamayacaklarına bağlı…