Kürt Akademi Forumu (Kurdish Academic Forum) ve SOAS Kürt Topluluğu (Kurdish Society) ortaklığı ile İngiltere’nin başkenti Londra’da hafta sonu ‘Değişen Ortadoğu’da Kürtler’ konferansı düzenlendi. Konferansta, Barış ve Çatışma Çözümlemesi Süreçleri, Ortadoğu’da Demokratikleşme ve Dönüşüm, Kapitalist Krizler ve Ortadoğu, Kürtlerin Ortadoğu’da Statü Araştırmaları başlıklı dört panel yapıldı. Pek çok ülkeden konuşmacının katıldığı konferansa PYD Eşbaşkanı Salih Müslim, Dr. Cengiz Güneş, Dr. Nuray Mert, Prof. Dr. Mithat Sancar, gazetemizin yazarlarından Meral Çiçek, Belfast eski Belediye Başkanı Alex Maskey, Oslo Barış Araştırma Enstitüsü kurucusu Prof. Dr. Johan Galtung, Avukat Brian Currin katıldı. BDP Eşbaşkanı Gültan Kışanak da konferansa davetliydi Amed’de açlık grevinde olduğu için Londra’ya gelemedi, konuşmasını Skype ile yaptı. Konferansta, Kürt hareketinin Suriye ve Türkiye’de demokratik özerklik önerisini de kapsayan alternatif siyasal sistemler, Kürt devleti için seçenekler, uluslararası güçlerin Ortadoğu’daki rolü, değişen Ortadoğu’da toplumsal hareketler, Kürt bağlamında çatışma çözümlemesi ve Türkiye’nin demokratikleşme sürecinde Kürtlerin rolü konularının derinlikli bir incelemesi yapıldı.

Açılışı Salih Müslim yaptı

Konferans, Batı Kürdistan’daki Kürtlerin temsilcisi Demokratik Birlik Parti (PYD) Başkanı Salih Müslim’in açılış konuşmasıyla başladı. Müslim, Kürtlerin yüzyıllardır bir çok hükümdarlığın zulmü altında ezildiğini ve bağımsızlığını kazanan bir çok Ortadoğu ülkesine rağmen Kürtlerin emperyalizmden kurtulamadığını ifade etti. Kürtlerin özellikle Ortadoğu’da 1990’lardan beri daha kuvvetli bir örgütlülüğe sahip olduklarına dikkat çeken Müslim, artık Kürtleri hiç kimsenin durdurmayacağını söyledi. Dış güçler tarafından siyasal İslam’ın Ortadoğu’ya empoze edilmeye çalışılmasını büyük bir projenin parçası olarak gören Müslim, değişikliklerden Rojavalı Kürtlerin de doğal olarak etkilendiğini aktardı.
 
Kürtler hep direnişte

1962’de Baas rejimiyle birlikte binlerce Kürt’ün tutuklanıp işkence gördüğünü ama bunların Batı dünyasının gündeminde hiç yer almadığına dikkat çekti. Arap Baharı’nın aksine Kürt direnişinin 2004 Qamişlo direnişiyle birlikte hiç ara verilmeden devam ettiğini söyleyen Müslim şunları söyledi:“Kürtlerin yıllardır devam eden direnişi nedense hiçbir Batı medyasına yansımadı ta ki ‘Arap Baharı‘ diye tabir edilen ayaklanmalar başlayana dek. Arap baharı tartışmalarında halen Kürtler konuşulmuyor. Avrupalılar Batı Kürdistanlılardan habersiz. Eğer Ortadoğu halkları barış ve demokrasi istiyorsa Kürtler de elbette ki bunları talep edecek. Tarihten beri Kürtler, başka milletlerin askerleri oldu ama artık sadece kendileri için mücadele etmek istiyor. Kuzey Kürdistanlı Kürtler, Osmanlı için Yemen’de, Viyana’da savaştı ancak yine de Cumhuriyetle beraber ‘Dağlı Türk’ yaftasından kurtulamadı.“
Rojava’da devrime anadilleri ve bayraklarıyla katıldıklarını anlatan Müslim, şu anda Suriye’de özerklik ilan edilen Kürt bölgelerinin en güvenli yerler olduğunu söyledi.

‘Türkiye büyük oyunların içinde’

Türkiye’nin Batı Kürdistan üzerinden büyük oyunlar içerisine girdiğine dikkat çeken Salih Müslim, „Türkiye, Suriye Ulusal Konseyi’ni destekledi ama onlar da aslında Müslüman Kardeşler’den başkası değildi. Daha geçtiğimiz hafta Hür Suriye Ordusu, Türkiye’den aldıkları silah ve desteklerle Serêkaniyê’ye yerleşti. Bu hareketin tek amacı Kürtlere gözdağı vermektir. Çünkü eğer gerçekten rejim ile savaşmak isteselerdi Şam’a ve Halep’i giderlerdi“ dedi. Bir süre önce Kürt Yüksek Konseyi’ni kurarak mücadelelerine diğer partilerle birlikte devam etme kararı aldıklarını hatırlatan Müslim, ayrıca askeri güçlerini birleştirmelerinin sebebini de „Bir ülkede birden fazla siyasal parti olabilir ama birden fazla ordu olamaz“ diyerek açıkladı.

Galtung: Filistinden farkı yok

Müslim’in ardından konuşan Oslo Barış Araştırma Enstitüsü’nün kurucusu Prof. Dr. Johan Galtung, Türkiye’de Kürtlerin Filistinlilerin mevcut durumundan farklı bir konumda olmadıklarını söyleyerek sözlerine başladı. Kürt mücadelesini büyük bir hayranlıkla takip ettiğini ve 1990’lardan beri Kürtlerin Ortadoğu’da hızla yol aldığını belirtti. Milliyetçiliğin dört bölgedeki Kürtleri bir araya getirmek için araç olarak kullanılmasını ancak ortak bir geleceğin yapıcı bir şekilde oturulup konuşulması gerektiğini ifade etti. Türkiye’de siyasi tutsakların direnişini ise kahramanca bir duruş olarak niteledi.

Currin: Müzakere süreci başlamalı

Profesör Galtung’un ardından mikrofonu Bask bölgesinde siyasi çatışmanın çözümlenmesi arayışına yardımcı olanlar arasında bulunmasının yanı sıra Güney Afrika’daki Hakikat ve Uzlaşma Komisyonu’nun kurulmasında etkin rol alan olan avukat Brian Currin aldı. Bask, Güney Afrika ve Kuzey İrlanda örneklerini vererek sözlerine başlayan Currin, Kürtler de farklı olan durumun Türk devletinin halen bir sorunun olduğunu resmi olarak kabul etmemesi olduğunu belirtti. İspanya devletinin ETA’yı, PKK gibi terörize ettiğini söyleyen Currin, devletin sorunu resmen tanımasıyla beraber bir uzlaşının gerçekleştiğini, yine benzer bir şekilde Güney Afrika’da da karşıt partilerin tek bir masa etrafına oturup, „ortak geleceği nasıl kurarız“ diye bulmaya çalıştıktan sonra sorunların çözüme ulaştığını ifade etti. İspanya ve Güney Afrika gibi örneklerinden farklı olarak Türk devletinin ortak bir gelecek kurma vizyonu bulunmadığını belirtti. Kürtçenin seçmeli ders olarak konulup Kürtçe yayının serbest olması gibi değişikliklerin sorunu çözmede yetersiz olduğuna dikkat çeken Currin, müzakere sürecinin tekrar başlaması gerektiğini ancak görüşmelerin şeffaf bir şekilde sürdürülmesinin şart olduğunu ifade etti.

Maskey: Sorun ayrımcılıkta

Konferansta Kuzey İrlandalı Sinn Fein üyesi ve Belfast eski Belediye Başkanı Alex Maskey da konuşma yaptı. Türkiye ve Kürtlerle ilişkisinin oldukça eskiye dayandığını anlatan İrlandalı Maskey, Kürtlerin öncelikle bir araya gelip ne istediklerine karar vermesi gerektiğini savundu. Tıpkı PKK gibi kendi mücadelelerin de terörist bir ayaklan ma ya da dini bir çatışma olarak lanse edilmeye çalışıldığını belirtti. Oysa gerçek sorunun İrlandalıların ayrımcılığa uğraması olduğuna vurgu yapan Alex Maskey, başarılı çözüm ve müzakere süreçleri sayesinde çok daha iyi noktaya geldiklerini sözlerine ekledi.

Güneş: Kürtlerin talepleri meşru

İngiltere’nin Open Üniversite’sinde akademisyen olan Dr. Cengiz Güneş de Türkiye’de Kürt sorununun çözülememesinin arkasındaki ideolojik sebepler üzerine konuştu. AKP ve Kemalist bir yönetiminin Kürt meselesini dar bir kalıpta çözmeye çalıştığını ve bunun da Kürtlerin talepleriyle uzlaşmadığını açıkladı. Türkiye’nin mevcut ideolojik yapısından dolayı Kürt hareketinin taleplerinin meşru görülmediğini belirtti.

Sancar: Hakikatle yüzleşilmeli

Prof. Dr. Mithat Sancar da Türkiye’nin geçmişte Kürtleri ve Kürt sorununu inkar ederek aslında sorunu daha da derinleştirdiğini ve halen de kısmen buna devam ettiğini söyledi. „Türkiye’de eğer gerçekten müzakerenin sağlıklı bir şekilde ve çözüm için bir süreç izlemesini istiyorsak Kürt hakikatinin bütün boyutlarıyla yüzleşmemizi sağlayacak yolları bulmak zorundayız“ diyen Sancar, inkarı tersine çevirip hakikatı tanımak için demokratik siyasetin imkanlar yaratması gerektiğini vurguladı,

Kışanak: Köleliği kabul etmiyoruz

Açlık grevinde olduğu için Londra’ya gelemeyen BDP Eşbaşkanı Gültan Kışanak video konferans yöntemiyle konuşmasını yaptı.
„Aslında Kürt sorunu diye tartıştığımız sorun yaklaşık 40 milyonu aşkın nüfusu olan bir halkın sorunudur“ diyerek konuşmasına başlayan Kışanak şunları söyledi: „Kürtler olarak topyekün bir direniş süreci içeresindeyiz. Kürt halkı artık mevcut kölelik statüsünü kabul etmiyor. Kürt halkı, kendi anavatanı Kürdistan’da özerk bir yönetimle kendi kendisini yönetmek istiyor. Bu konuda artık ortaya çıkan bu Kürt’ün iradesi herkes tarafında dikkate alınmalı. Bu konuda demokratik bir yolun mutlaka önü açılmalı. Kürtlerin özgür yaşaması için Batının da mutlaka yapması gerekenler var. Çünkü Kürtler artık bir daha asla eskiyi kabul etmeyecekler. Bedeli ne olursa olsun özgür yaşama arzusu doğrultusunda mücadelesi sürdürecekler. Bunun demokratik yol ve yöntemlerle, bir diyalog müzakere yöntemiyle sağlanması tabii ki tercih edilendir.“

Ulus devletle olmaz artık

Ulus devlet modelinin artık tarihsel olarak ömrünü bitirdiğini sözlerine ekleyen Kışanak, yeniden şekillenen Ortadoğu’da farklı bir felsefik yaklaşımın ortaya konulması gerektiğini vurguladı.  Ortadoğu’da kimsenin ulus devlet modeline sarılarak gelecek kuramayacağını söyleyen Kışanak,  konuşmasını şu şekilde noktaladı: „Bu nedenle tüm kimliklerin, tüm kültürlerin, tüm inançların herkesin kendisini yönetime katma hakkı vardır. Kendisini özgürce ifade etme hakkı vardır. Bunu teminat altına alacak demokratik yeni bir model üzerinde çalışılması gerekiyor. Bugün Ortadoğu’da evet herkesin halkların, ezilenlerin, inkar edilenlerin yönetime katılmaları engellenen demokratik olmayan yol ve yöntemlerle iradeleri baskı altına alınan herkesin özgürlük arayışı var. Fakat bunun hangi yönde nereye doğru ilerleteceği önemli bir tartışma konusudur. Biz tarihin akışına baktığımızda geleceğin artık böylesine yerel güçlü özerkliklerle birlikte yaşamanın mümkün olabileceği yeni bir yönetim modelinin hayata geçmesi gerektiğini düşünüyorum.“
Haber yayına hazırlandığı sıralarda konferansın dünkü bölümü devam ediyordu.

ÖZLEM GALİP/LONDRA