İnsanın ruhunda ve davranışlarında kazanabileceği en ileri hüner vicdandır. Mükemmel bir insan mükemmel bir vicdan edinmişse, Tasavvuf’ta söylenen „vahdedi vücud“a kavuşmuş demektir. Vicdanı olan biri, haksızlığa onay vermez, çıkarını düşünmez, gerçeklerden hayatı pahasına uzaklaşmaz. Ruhuna vadeti vücud hükmetmiş biri yalan söylemez, riyakarlık yapmaz. Çünkü ruhunda gelişen vicdan anlayışı izin vermez. Vicdanlı insan, haksız hukuksuz bırakılan halka sahip çıkar, savaş açmaz.
Şimdi bu tariften realiteye gelelim. Dersim Tertelesi sırasında Türk askerleri yakaladıkları Kürtten, Seyit Rıza nerede olduğunu sorarlar. Bu vicdan sahibi Kürt, yerini bildiği halde söylemez. Eline verdikleri kürekle bir çukur açtırırlar, sonra kuşunlayıp oraya atarlar. Ölüm pahasına vicdanına ihanet etmeyen şerefli bir insandır. Buradan günümüze gelelim. Mehmet Metiner, Mehmet Şimşek, Mehdi Eker, Hüseyin Çelik, Galip Ensarioğlu ve say da say öbürlerine bakınız.
Irkçı Türk devletinin yanında Kürt halkına saldıranda vicdan var mı? Bunlar, vicdanı cüzdan görenlerdir. Irkçı-Türkçü güçlerle beraber halkına vuruyor, halkını şikayet ediyor. Kürdün anadili, kimlik ve kültürüne karşı faşist ırkçı-Türkçü cephede duruyor ve Türkler bunlara „aydın“ dedikçe onlar Kürde vurmayı marifet görüyor. Muhsin Kızılkaya, isminin başına „mir“ getiren dönek ve daha niceleri Kürde vurma marifetini paraya tahvil ederler. Mehdi Eker, Kürt olduğunu çokca söyler, ama Kürtlük için ne yaptığını söylemez. Savaşın tarafı olmaktan öte Kürde ne getirmiş? İsmail Kadare’nin İskender romanında okumuştum. Osmanlılar Arnavut kalesini uzun muhasaradan sonra düşüremeyince, Kürt beyi, beylerbeyinden destur isteyip çevredeki tüm Köylüleri kesince kale düşer. Bu karekter şimdi Mehdi Eker ve öbür Kürt döneklerde tezahür etmiştir. İşte Miroğlu, Kızılkaya, işte korucular, işte ihanetçiler, işte Metiner, Ensarioğlu ve diğerleri...Kürt döneklerin Kürde zararı, düşmanınkinden daha ağırdır.
Salı günü Süddeutsche Zeitung’un kültür sayfasında, Osmanlı dönemindeki Tripolis savaşını anlatırken, Mytilene (Lesbos) adasında yaşayan iki Yunan kardeş, Sultan’ın hizmetine girerek İspanyollara karşı deniz savaşları yaparlar. İslama dönen Oruç ve Hayreddin bu ikincisi barbarlığından ötürü „Barbaros“ olarak ünlenir, Akdeniz’i Osmanlı gölü haline getirirler. Hristiyanlıktan dönen bu Yunan kardeşler, Avrupa’da öyle korku yaratırlar ki, kadınlar çocuklarına „Sus Türkler geliyor!“ diye korkuturmuş. Bizim Dersim’de de aynı söylem mevcuttu. „Weng meke Tirk yenê!“ derdi kadınlar. Dersimlinin „Miste Kor“ dediği Kemal Atatürk de Türk değildi, onun gibi bugünkü Atatürk Erdoğan’da Türk değil. Ama eskiye göre Kürtler onun vicdansız savaşından korkmuyor, çocuklarına sus demiyor. Çünkü Kürtler, ölümse ölüm deyip korkuyu öldürdüler.
Salı günü gazetemizde sevgili Ahmet Kahraman; „Recep Erdoğan’ın Türklüğü“ konulu bir yazıyla bu döneklerin nasıl Türklük adına ırkçılık yaptıklarını anlatmış. Başbakan Erdoğan Türk değil, ama ağzını açınca hep „teklik ve Türklük“ diyor. Oysa Anadolu’da pek çok Gürcü soydaşı var. Başbakan Gürcü dilinin kullanılmasını pekala isteyebilir. Libya’ya gidip Kaddafi karşıtlarına Kur’an hediye edip Osmanlı mirasına sahip çıkıyor, ama atasının anadilini istemiyor. Libya’da Osmanlı camisinde namaza gitmesi onu vicdanlı yapmaz. Vicdan anlayışı yoksa, Kabe’den çıkmasa da insana düşmanlığı sürer. Yani ne Türklüğü Türk, ne de İslamı İslam. İslam anlayışı; Hz. Ali’ye karşı, askerinin mızraklarına Kur’an taktıran zalim Muaviye, ya da Hüseyin’in kesik kafasına tekme atan Yezid bin Muaviye gibidir.
Geçenlerde vicdan sahibi Cemal Uşşak: „Biz dindarlar Kürtlerin ıstırabını hissetmedik“ diye yazdı. Bu suretle vicdan muhasebesi yapıyor. Saygıdeğer bir duruştur. Fakat bugün iktidardaki dindarlarda vicdan olsa, her gün onlarca Kürdü içeri atmazlar. Onlarda vicdan olsa savaşı durdururlar. Onlarda vicdan olsa Öcalan izolasyondan çıkarılır. Onlarda vicdan olsa, komşusu Kürde bunca hakaret yapılmaz. Erdoğan’ın emriyle mızraklarına Kur’an takan bu dindarlar, dün Ali ile savaştılar, bugün Kürt halkına karşı savaşıyorlar. Demek ki, ne cami ne de Türk-İslam sentezli okullar, insana vicdanlı olmayı öğretiyor.
Cumhurbaşkanı „Başkomutan“ Gül; Çukurca’da öldürülen askeri için bin misli intikam alınacak yemini yaparken, yıllardır öldürdükleri Kürt için tek kelime söylemedi. Kürde acıma yoktur. Oysa acının dini, etnik farkı olmaz. Öyle bir vicdansızlık gelişmiş ki, onlarca yıldır öldürülen 50 bin Kürdün acısı görülmüyor. Zorba Tayyip ve onun AKP’si, Kürt soykırımı yaparken, dağlarda Kürt gençleri öldürürken, her gün dağlarımız bombalanırken, sistemin holiganı basın ve savaşı seyreden vicdansız toplum ole çekiyordu. Şimdi ise kaybettikleri asker ve polis için timsah gözyaşı döküyorlar. Kürdün temel haklarını vermeyenin asker ve polise acıması sahtekarlıktır. Sen Kürdü haksız hukuksuz bırakırsan, dökülen kanın da müsebbibisin. AKP’li devlet terör uyguluyor. Öcalan’ın barış eli yıllardır havada duruyor. Onu tutmak kan dökülmesini engellemektir. Kürtler savaş istemiyor. AKP’li dönekler savaş istiyor.
NOT: Mainz’den Musa’nın adıma açtığı facebook sayfama benim bilgisayardan erişim bir haftadır engellendi. Bu konuda bilgi ve beceri sahibi gençlerimiz umarım yardım ederler.