Tayyip Erdoğan grup toplantısında yine herkese bağırıp çağırdı, herkesi azarladı. Newroz’da Kürt halkının ayağa kalkışının Erdoğan’ın psikolojisini bozduğu anlaşılıyor. Çünkü binlerce siyasetçiyi tutuklayarak, üzerinde terör estirdiği halkı korkutarak özgürlük mücadelesini geriletebileceğini sanıyordu. Ancak Newroz bu beklentiyi yerle bir etmiş, Kürt halkının özgürlük isteğinin yediden yetmişe toplumsallaştığı bir kez daha gözler önüne serilmiştir.
Dünyada hiçbir toplumsal siyasal hareket Kürdistan’daki kadar kadın, çocuk, yaşlı, genç toplumsal tüm kesimlerini kapsamamıştır. Bu fotoğrafa bakıp hala “Bu talepler tüm Kürtlerin talepleri değildir” demek gerçeği kabul etmemektir. Bu fotoğrafı gören aydın, demokrat ve vicdanlı biri “Bu hareketler küçük bir azınlığın işidir” diyebilir mi? Aydın, demokrat ve vicdanlı olanlar sadece “Bu toplumun isteklerini kabul edin” der. Türk devleti bu gerçeği kabul edeceğine, hala “Halk PKK’nin baskısı altında, halkı bu baskıdan kurtaracağız” diyor. Böylece Kürt halkının özgürlük ve demokrasi isteğini görmezlikten geliyor. Daha doğrusu, Kürt sorununda bir çözüm politikası olmadığı için, yine 1990’lı yıllardaki söylem ve politikaları tekrarlıyor. 1990’lı yıllardaki tüm baskılar da sözüm ona Kürtleri PKK’nin baskısından kurtarmak için yapılmıştı. O zamanki devlet yetkililerinin açıklamaları da bu yöndeydi.
Başbakan’ın dünkü konuşması 1990’lı yılların ‘milli mutabakat politikası’nı hatırlattı. Devletin milli mutabakat politikası gereği, basın başta olmak üzere herkes hükümet gibi düşünmeli ve yazmalıdır. Bu anlayışa göre gazeteciler ve aydınlar farklı şey yazarlarsa devletin ‘terörle mücadele politikası’ darbe yer. Bu nedenle farklı ses çıkaranlar azarlanır, suçlanır ve susturulur.
Azarlanıp suçlanan gazeteciler sadece “Neden 18 Mart’ta, 19 Mart’ta izin vermiyorsunuz, neden ille 21 Mart dayatması yapıyorsunuz?” diye eleştiri yapmışlardı. Bu eleştirilerine dayanak olarak da geçen yıllarda Newroz’un farklı günlerde kutlanmasını göstermişlerdi. Hatta devletin bir haftaya yayılan kutlamalar yaptığı söyleniyordu. “Neden gün dayatması yapıyorsun?” diyen gazetecilere, Tayyip Erdoğan, “Sizin beslenme kaynağınız terör örgütüdür” suçlamasında bulundu. Başbakan’ın konuşması açıkça “Bizim politikalarımıza, kararlarımıza ve uygulamalarımıza ters düşmeyeceksiniz, biz ne söylüyorsak destekleyeceksiniz” anlamına geliyordu. Bu yaklaşımın 1990’lı yıllarda basından beklenen ve basına gösterilen yaklaşımdan hiç farkı yoktur: Devletin resmi politikalarına itiraz edilemez, bu politikalar eleştirilemez! Böyle bir ülkede tabii ki basın özgürlüğü olmaz, tabii ki gazeteciler tutuklanır. Dünya koşulları elverse, Başbakanın eleştirdiği gazeteciler de tutuklanır. Ancak bugün tutuklanmayanlar Başbakanın tutumunda görüldüğü gibi aforoz edilir. Eğer konuşmaya devam ederlerse hiçbir yerde iş bulamazlar. Başbakan bu konuşmasıyla sadece birkaç gazeteciyi değil tüm basını tehdit etmiş, tüm basına yeniden ayar yapmıştır.
Başbakan kendisini haklı çıkarmak için “Bizdeki bilgiler sizde yok” diyor. Yani “Biz ne diyorsak doğru sayacak ve buna göre davranacaksınız” demek istiyor. Tüm diktatörler ve faşist iktidarların baskılara bulduğu gerekçe işte budur. Bir kere hiçbir PKK yetkilisi “Newroz kana bulanacak” dememiştir, demez. Bu haberleri ve iddiaları polisin psikolojik savaş merkezi Newroz öncesi halkın katılımını engellemek için basına servis etmiştir. Kaldı ki, bu tür yalan haberler ve masa başında kurgulanmış iddialar bile hükümetin politikasını, yasağını ve Başbakanın konuşmasını haklı kılmıyor. Hatta ileri sürdüğü gerekçelerin mesnetsiz olduğunu gösteriyor.
18 Mart ile 21 Mart arasında ne fark varmış? 18 Mart’ta şunlar olacakmış, 21 Mart’ta olmayacakmış gibi sözlerin laf kalabalığından öte hiçbir değeri yoktur. Bu tür yalan iddialar bile 21 Mart dayatmasını haklı kılmaz. Bu nedenle gazetecilerin yaptığı eleştirilerin bu iddialarla boşa çıkarılması ve suçlamaya gerekçe yapılması anlamsızdır. PKK Newroz’la ilgili devletin ileri sürdüğü bu iddiaların yalan ve uydurma olduğunu kutlamalardan çok önce kamuoyuna duyurmuştur.
Başbakanın sözleriyle bir çocuğu bile kendisine inandırmaz. 18-19 Mart neden reddediliyor ve 21 Mart dayatması neden yapılıyor konusuna bir cevabı olamaz. Hükümet açıkça tatil gününde katılımın fazla olacağını hesaplamış, bu nedenle pazar günü için izin verilmemiştir. Çünkü AKP aylardır “PKK kitleyi harekete geçiremiyor” iddiasında bulunuyordu. Binlerce siyasetçinin tutuklanmasının sonuç verdiği söyleniyordu. Bu iddiaları kanıtlamak için bu yasaklamaya başvurulmuştur. Gerçeğin böyle olduğunu biraz aklı olan herkes anlamıştır. Dolayısıyla bunun dışındaki her türlü söylem bu gerçeği örtmeye yönelik demagojiden başka bir anlam ifade etmez. 
Başbakanın kızgınlığı ve öfkesi bu yasaklamanın yol açtığı olayların kamuoyu tarafından eleştirilmesinedir, “Yasaklayarak olaylara sebebiyet verdiniz” denilmesinedir. Bağırma ve suçlamalarla yasaklamalar sonucu ortaya çıkan olumsuzluğun üstünü örtmeye ve buna yönelik eleştirileri bastırmaya çalışmaktadır.
Hükümet “Olaylar olacaktı, bu nedenle Newroz’ları yasakladık” deseydi belki daha tutarlı olurdu. Yoksa “Olaylar olacaktı, bu nedenle pazar günü için izin vermedik, çarşamba gününü dayattık” demesinin hiçbir anlamı yoktur. Bu tutumun anlamsızlığı hiçbir laf ve değerlendirmeyle ya da bizde şu bilgi vardı demeyle ortadan kaldırılamaz.
Kuşkusuz baharla birlikte Kürt halkının baskılara karşı direnişinin daha da artacağı ve gerillanın da bu direnişe katılacağı biliniyordu. Bu bilinmez bir sır değildi. PKK yöneticisi Cemil Bayık’ın “Türk devleti baharın gelmesini istemiyor” dediği şey bu gerçeği ifade ediyordu.
Bir kez daha belirtelim: Newroz şu gün kutlanır gibi bir kural olmadığı gibi, bir gün kutlanır biçiminde bir kural da yoktur. Newroz tüm ülkelerde bir hafta kutlanır, 20 Mart’ı 21’e bağlayan gece de ateşler yakılır. Kürtler bundan sonra da Newroz’u bir hafta kutlayacaklardır. İster 21 ister 18 olsun, “Bir gün kutlayacaksınız” dayatması olamaz. Kürt halkı kaç gün kutlamak istiyorsa o kadar kutlar. Gelenek her yerde bir haftalık kutlamadır. İran, Azerbaycan, Afganistan ve Orta Asya Cumhuriyetleri Newroz’u önemli gördükleri için bir hafta boyunca kutluyorlar. Bu nedenle ne şu gün kutlanır ne de bir gün kutlanır denilmesi doğrudur. Geçen yıllar bir hafta kutlanması sorun olmuyordu da şimdi neden sorun oluyor? Tek nedeni var: O da “Biz tutukladık, baskı yaptık, bu nedenle sokağa çıkamaz hale getirdik” iddiasının kanıtlanmak istenmesidir. Yoksa BDP’nin tüm günler için başvurduğu kutlama izinlerinin hiçbirisine yasak getirilmezdi.
Başbakan BDP’yi barış istememekle suçladı. Kendisi binlerce siyasetçiyi tutukluyor, zorla ezeceğim diyerek savaşı tırmandırıyor. Bu pratiği zulüm yapmak ve barışçıl bir çözüme darbe vurmak olmuyor. Ama BDP’nin bu zulüm politikasına karşı çıkması suç oluyor! Kendisi devlet, her şeyi yapar, ama buna direnmek suç oluyor! Aslında BDP, Kürtler, demokratlar ve aydınlar bu kadar tutuklama ve baskı ortamında Başbakana ve AKP Hükümetine “Sen ne konuşuyorsun? Sen konuşma hakkını kaybetmişsin, sen sadece hesap vermesi gereken bir güçsün” demelidirler. Muhatap almak bir yana, AKP Hükümetinin sadece direnilmesi gereken bir faşist iktidar olduğunu söylemeleri gerekir. Bu kadar baskı ve zulüm yapacaksın, sonra da başkalarını suçlayacaksın! Türk devletinin faşist özel savaş gerçeği işte budur.
Başbakan’ın tüm lafları demagojidir. Tek gerçek var, o da AKP hükümetinin çözüm politikasının olmadığıdır. Kürtler kırk yıllık mücadeleyle iradeli ve taleplerini dayatan bir halk haline gelmiştir. Devletin çözüm politikası olmadığı için bu irade kırılmak isteniyor. İrade kırarak bireysel haklar denilen şey yeni soykırım sistemini Kürtlere kabul ettirmektir.
Tüm yaşananlar ancak Kürtlere yapılan bu dayatma ve Kürtlerin bu dayatmalara karşı direnmesiyle açıklanabilir.