
7 Haziran’dan sonra saltanatı sarsılanlar, başta Kürtler olmak olmak üzere, Türkiye halklarına her şeyi reva görmeye başladılar. 13 yıllık iktidar dönemini baskı, zulüm, katliam ve gözyaşlarıyla taçlandırma yoluna gittiler. Yakılıp-yıkılan Kürt şehirleri, hafızalardaki Filistin kentlerini unutturdu! Kürtlere karşı başlatılan bu topyekün savaşla, psikolojik sindirme ve teslim alma politikları 1990’lı yılları geri getirdi! Tekçi anlayışın nezdinde, “Kürtlere ne yapılsa müstehaktır!” algısı medya savaşlarıyla hakim kılınmaya çalışıldı! Dolayısıyla Kürt çocukları hedef gözetilerek katledilmekte! Kurşunlanan gençler, panzerler arkasında sürüklenmekte! Hunharca öldürdükleri Kürt kadınını, çıplak bedeniyle sokaklarda tehşir etmekdirler. Görsel medyaya yansıyan bu türden insanlık dışı görüntüler, bütün dünyanın gözü önünde yaşanmaktadır.
İşin en tuhaf ve acı tarafı; dillerinden hiç düşürmedikleri “nüfusunun yüzde 99‘unun Müslüman olduğu!” bir ülkede, coğrafyada yaşanıyor olmasıdır! Peki bu ülkede Diyanet İşleri Başkanlığı diye bir kurum yok mudur? Bu kurum, Müslümanları ilgilendiren hangi konularda görüş bellirtmektedir? Ya da bu kurum, sözkonusu Kürt ve Alevi olduğu zaman susmalı mıdır? Susmasa da; suya-sabuna dokunmadan “laf ola torba dola!” mealindeki sözlerle kimi kandırmaktadır?
Bilindiği gibi Diyanet İşleri Başkanlığı; Osmanlı devletinde dini konularda en yüksek derecede bilgi ve yetkiye sahip olan Şeyh-ül İslam kurumunun devamı olarak, M. Kemal tarafından tesis edilmiştir. Şeyh-ül İslam kurumu, Kur’an esaslarına göre fetva verir ve uygulanması için gereğini yaptırırdı. Osmanlı döneminde (1299-1922), özellikle 16. yüzyıldan itibaren örneğin Batıni Aleviler için ölüm fetvaları veren Zenbilli Ali Cemali Efendi, İbn-i Kemal Paşazâde ve Ebu’s Suüd Efendi bu kurumun tanınan şahsiyetleriydiler. 3 Mart 1924 tarihinde M. Kemal ve arkadaşları tarfından lağvedilen bu kurumun yerine bugünkü Diyanet İşleri Başkanlığı kuruldu. Doğrudan M. Kemal’e, yani Başbakanlığa bağlandı. Günümüzde dev bir bütçeye sahip olan Diyanet İşleri Başkanlığı, bütün ictihadlarıyla sadece Hanefi mezhebine bağlı Müslümanlara hizmet vermektdir. Başında ise Prof. ünvanlı, milyon dolarlı zırhlı araçlı Mehmet Görmez bulunmaktadır. Hiçbir İslam ülkesinde böylesine dev bir kurum yoktur.
Türkiye Diyanet İşleri Başkanlığı, ekonomik ve yetkinliği bakımında tıpkı İtalya’nın Roma kentinde bulunan Hırıstiyanlık dininin Katolik mezhebinin yönetim merkezi olan Vatikan’ı (kuruluşu, 1929) andırmaktadır. Türkiye’deki Diyanet İşleri Başkanlığı, devlet zulmü karşısında sözkonusu Kürtler ve Aleviler olduğu zaman sessiz kalmaktadır. Elbette kendisi açısında bunun belli nedenleri vardır! Ama en önemlileri arasında şunları söylemek mümkündür: Bu kuruma göre Kürtlerin çoğunluğu Şâfii mezhebine bağlıdır, Aleviler ise zaten Müslüman değildir! Dolayısıyla Türkiye gibi bir Müslüman ülkede zulme uğramaları gayet normaldir! Bakınız sadece üç ana başlıkta, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın tavırını kısaca hatırlyalım!
10.08.15 tarihinde Muş’un Varto ilçesinde katledilen Kevser Eltürk’ün (Ekim Wan) çıplak bedeni sokak ortasında teşhir edildi. Görüntüleri, katilleri tarafından sosyal medyada paylaşıldı. Diyanet İşleri Başkanı herhangi bir açıklma yaptı mı? 08.09.15 tarihinde Şırnak’ın Cizre ilçesinde 10 yaşındaki Cemile Cizîr Çagırga adlı Kürt çocuğu kaltledildi. Sokağa çıkma yasağından ötürü ailesi onun cansız bedenini günlerce evlerindeki derin dondurucuda beklettiler. Peki Diyanet İşleri Başkanı, bu mahsum çocuk hakkında herhangi bir açıklama yaptı mı?
03.10.15 tarihinde, Şırnak’ta; Özel harekat timleri tarafından yaralandıktan sonra katledilen Hacı Lokman Birlik’in cesedi, askeri aracın arkasına bağlanarak sokaklarda sürüklendi. Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez, bu defa lütfedip konuya ilişkin; “İslam dini hiçbir zaman işkence dediğimiz, hele hele ölen bir beden üzerinde en küçük bir işkenceyi yapmayı haram kılmıştır, doğru değildir” dedi. Hepsi o kadar! Peki Kur’an ayetleri babında ve İslami gelenekler açısında konuya bakacak olursak, bu uygulamaları yaptıran ve yapanların Müslüman olup olmadığı hakkında acaba Görmez’in düşünceleri nelerdir? Bu noktada; gelin hep birlikte Kur’an-ı Kerim’in hakemliğine başvuralım! Hûd süresinin 113. ayetinde; “Zulmedenlere en ufak bir eğilim dahi göstermeyin! Sonra ateş size de dokunur! Sizin Allah’tan başka yardımcınız da olmadığına göre, sonra büsbütün yardımsız kalırsınız!” kelamını, zalimlere ve onlar karşısında susan dilsizlere hatırlatalım!