Bunca sorun varken, “güncelin dışına çıkma gibi” olacak, ama beni bağışlayın. Küçük bir seyahatten döndüm. Kürdistan’dan dönenlerden, Türk imamların camilerde Kürtlerin ruhuna serptikleri Türk ırkçılığı zehrini, başlarından aşağıya döktükleri hakaretleri, aşağılamaları ve haysiyetleri de esir alınmış Kürt halkına bir yudum özgürlük için savaşanlara yağdırdıkları bedua (nıfır), iftiraları dinledim.
Onları dinleyen Kürtlerin tepkisizliğine bir kere daha şaşarak sarsıldım. Asıl haysiyetsizlik, ertesi gün imam kılıklı o dinsizlerin ardında yeniden rez olmaktı, çünkü. Hakaret ve bedualarına amin demekti. İnsanlığımdan utandım.
Başa dönerek Kur’an’ı, İncil’i, Tevrat’ı da okuyan biri olarak, günlük yazının dar çerçevesi içinde, bu konuya değineceğim.
Ama önce şunu söyleyeyim: Bu tür Türk imamların Kürdistan’da yaptığı Türk ırkçılığı ve köleciliğe övgünün hak kitapları olan Kur’an’da, İncil ve Tevrat’ta da yeri yoktur.  Bunların yaptığı bütün dinlere aykırılıktır. Köleciliği mahkum eden Kur’an’a da…
O nedenle, bunların kendilerine yakışan yeni dinlerinin camilerine gidip, imam denilen ırkçı memurların ardında namaza durmak, hakaretlerine, küfürlerine kulak vermek de onlara benzemektir ki, sevap işleme adına dinden çıkmaktır.
“Cami” Arapça bir deyimdir. Toplanma, bir araya gelme anlamına gelen “cem” kökünden gelme, “bir araya getirme yeri” demektir. Topluca namaz kılınan yer…
Toplu namazlarda, “imam” öncülük eder.
İslam’ın gelişip, yayılmasından sonra, bir toplulukta dini bilgiler konusunda, en donanımlı kişi, camide başa geçip, toplanan kalabalığa namaz kıldırıyordu. Ama gönüllü ve  ücretsiz…
Çünkü, bu bir ibadetti. İbadet ücret, maaş karlığı değildi. Bütünüyle gönülden kopma, inanca dayalı ve sevap işlemeye dairdir.
Kürdistan’da olagelen üzere, imama sadaka, fitre gibi hayır işlemeler bağışlanabilir, ama imamın ücret, maaş karşılığında ibadet işini yürütmesi din dışıdır. Çünkü, bir kişinin maaşa bağlı olarak namaz kılıp, kıldırması sevap ve o sevabı cemaatle paylaşma değildir.
Tıpkı, herhangi bir işte çalışmak, devlet kapısında iş görmek gibi, aldığı paranın karşılığını vermektir, yaptığı ve yaptırdığı. İbadeti kazanca dönüşürmesi...
Bu durumdaki imam, aldığı para kadar Müslüman, aldığı para kadar dindiradır. Yürekten inanmış, sevabına ibadete durmuş kişi değildir. Dolayısıyla kıldırdığı namaz geçersizdir. Dinen caiz değil, nafiledir.
Parasının kesilmesi halinde “dindarlık işini” de bırakır.
Nitekim, devletin hizmetinde memur olan Türk imamlar sendikası vardır. Sendika grev hakkını da içermektedir. Yaptıkları iş namaz kıldırmak, dini öğütler vermek olduğuna göre, ücretlerinin artılmaması halinde, namazı boykot etme, hizmet etmeme de sendikal faaliyet içindedir.
Ayrıca, birinin imamlık yapması için de şartlar vardır: En başta vicdanlı, ruhen temiz, dürüst olmak ve en önemlisi İslam’ın kitabı Kur’an’ı ezbere bilmek…
Yanisi şu ki, Türk din memurlarının çoğu, Kur’an’ı ezbere bilmek bir yana, tamamını da okumamıştır. Okuyan vicdan sahibi zalim devletin propagandası memuru olmaz. Çünkü, zalimden yana yalancıdan, iftiracıdan, haram yiyen, tefecilik yapandan (bankerlik), kendisi gibi düşünmeyen, mensup olduğu ırk olmayana bedua (Kürtçe’siyle nıfır) eden, muhbirlik yaparak hayat yakandan imam olunamayacağını bilirdi. Bunlarsa bilgisiz, aynı zamanda inançsız günahkardır ki, ardında namaz kılınmaz.
Kürtlerin ücret karşılığında dini hizmet verenler ve onların namaz kıldırdığı camilerden uzak gitmeleri gerektiğini vurgulamadan önce, hatırlamak gerekiyor:
İslam dininde, kişi ile Allah arasında aracıya yer yoktur. Her kişi, kendi başına muhatap ve Allah’a ibadet eder. Allah nezdinde günah bağışlatan aracı, affettiren görevli de yoktur. Kendini böyle gösterenler dolandırıcıdır.
Dolayısıyla imamın, herhangi bir kişiden üstünlüğü, ayrıcalığı yoktur. Ama Türk tipi dinde, cennet’in anahtarını vaaddedenler, cennet kapısını araladığını söyleyerek para, ikbal yolu olan iktidar için oy toplayanlar gırla gidiyor.
Bu gün, İslam’ın doğduğu Arap topraklarında, 27 tane devlet kuruludur. Afganlıların, Pakistanlılar, Acemlerin (Persler), kendine Türk diyenlerin devleti var. Ama sıra esir Kürtlere gelince, imam kılıklı memurların dilinde küfür ve hakaret…
Kur’an’dan habersiz imamlar Kürt köylerine kadar sokulmuşlardır. Anlatılanlara bakılırsa, dini hizmet verme ayrıntı, asıl işleri insanları fişleyip, ihbar etmektir. Banker Fethullah Gülen doğrultusunda Kürdü, Kürde düşman edip, zalimin ajanı yapma…
Gerçeği gören, dini bilen Kürtler, onların namaz kıldırdıkları camilere gitmiyorlar. Evlerinde namaz kılıyor, alanlarda kamete duruyorlar. Çünkü, din değil onlarınki…
Muhbirden, iftiracı, yalancıdan din adamı olur mu? Adalet duygusundan yoksun, vicdanını cüzdanında taşıyandan din adamı oluyorsa eğer, ardında durup namaz kılan, bir halka hakaretlerine “amin” diyen Kürtlerin yüzüne “tuh” olsun…