Türkiye başdöndürücü bir değişime ve tartışma ortamına çekildi. Süreç çok hızlı ilerliyor. Tartışacak çok şey var. Ama bu yazımda başka bir konu üzerinde duracağım. Türkiye’de beynini ve algısını devletin çizdiği sınırlar dışına çıkaramayanlar, bu bakışlarıyla sayın Öcalan’ı ele alıp değerlendirdiler. Onu sürekli küçümsemeye ve etkisizleştirmeye çalıştılar.

Bu tartışmaların önemli bir boyutu Önder Apo’yu şiddeti temel yol olarak benimsemiş bir lider şeklinde sunmalarıydı. Taha Akyol gibileri ise bilinçli ve sistematik olarak Önder Apo ve hareketini otoriter olarak göstermeye çalıştılar. Demokratik Özerklik’i bile otoriter bir proje olara lanse ettiler. Bazıları da egemen ulus kibriyle Öcalan’ı hep küçümsedi, dünyadaki örneklerinden hep farklı ve geri noktada göstermeye çalıştılar.
Mandela barışçıl bir liderdi. Çözümü dengeli biçimde götürdü ve sonuçlandırdı. Ama Öcalan bu donanıma ve düşünceye sahip değildi, öyle olunca da barış gelmiyordu! Barışın gelmemesini Öcalan’a bağlayan ve onu suçlayanlar, onun bu yöndeki çabalarını görmemezden gelmeye veya geçiştirmeye çalıştılar. Bu önderlik 1993’ten günümüze kadar hep barış ve demokratik yollarla çözüm arayışında oldu. Bunun gerçekleşmesi için defalarca ateşkes ilan etti. Kendi kamuoyunu ve hareketini buna hazır tutmaya çalıştı.
Öcalan başından beri Kürt sorunun çözümü için barışçıl yollarda ısrar etti. Bu yönlü hiç bir girişimi karşılıksız bırakmadı. Bugün eğer bunca yıkıma ve komploya maruz kaldığı halde Kürt halkı barışa hazırsa bu Önderliğin izlediği siyasi çizgi sayesindedir. Bugün Türkiye’de hangi kesim barışçıl bir çözüme daha yakın diye sorulduğunda tereddütsüz Kürt halkı diye cevap veriliyor.
Güney Afrika’da savaşın bitmesi ve ırkçı rejimin son bulmasında Mandela tarihsel bir rol oynadı. Tüm dünya bu sürece sahip çıktı, destek verdi. Irkçı rejim de içinde bulunduğu çıkmazdan kurtulmak için barışa razı oldu. Anlaşma sağlandı ve Mandela serbest bırakıldı. Sonuçta devlet başkanı seçildi. Güney Afrika deneyimi tüm dünyada ilgi uyandırdı. Haklı olarak üzerinde çokça tartışma yapıldı.
Türkiye’de Kürt sorunu da G. Afrika’daki ırkçı rejim gibi köklü ve derin bir sorundu. Türkiye katışıksız ırkçı bir sistem kurmuştu. Tüm halklar ve kültürler inkar ediliyor ve Türkleşme dışında hiç kimseye yaşama şansı tanınmıyordu. Yüzyıla varan bu katı ırkçı zihniyeti ve sistemi aşmak doğal ki, kolay değildi. Amansız bir direniş sergilendi. Gelinen aşamada ise devlet Kürt hareketini yenememiş ve katı ırkçı sistem artık mevcut haliyle sürüdürülemez olmuştu. Ancak buna rağmen Türkiye’yi yönetenlerin zihniyetinde köklü bir değişim olmadı. Hala bunun sancılarını yaşıyoruz. Bu zihni şekillenmenin etkisini aşamayan birçok çevre bulunduğu yerden Öcalan’a ve PKK’ye bakmaya devam etti. Bir kısmı da devlete ters düşmemeye ve hedef olmamaya çalıştı. Bunun için Öcalan’a ve çabalarına gereken desteği vermediler, anlamaya çalışmadılar. Uzun yıllar ısrarla neden Kürtlerden bir Mandela çıkmıyor, diye özünde Öcalan’ı ve Kürt politikacılarını küçümsemeyi sürdürdüler.
Bugün Türkiye’ye bakalım. Daha savaş sona ermemiş, herhangi bir anlaşma yapılmamış. Anayasa olduğu yerde duruyor. Buna rağmen Türkiye iki üç ay öncesine göre bambaşka bir yerde. Silahlar susmuş, tüm ülkeye bir iyimserlik ve barış umudu yayılmış. Bu değişimi yaratan kim? Açık ki, bu sürecin öncülüğünü yapan Önder Apo’dan başkası değil. Bunu hangi şartlarda yapıyor? İmralı’da, beton bir kuyuda. Tüm yazışmalar ve görüşmeler devlet yetkililerinin denetimine ve iznine bağlıyken. Son iki yıl boyunca da tam bir tecrite alınmıştı. Buna rağmen inisiyatif alıp hükümeti de katarak Türkiye’nin yeni bir rotaya girmesini sağladı.
Öcalan bugün hükümetin hem önünü açıyor hem de kamuyonunun hazırlanmasında en etkili rolü oynuyor. Ezberleri bozarak, kaygıları aşarak Türkiye’yi rahatlatıyor ve en büyük riski alıyor. Tüm bunları Mandela’nın sahip olmadığı koşullarda yapıyor. Hala İmralı adasında daracık bir hücrede tüm bu çalışmaları yürütüyor. Hükümet ona rahat çalışacağı bir ortam hazırlamış değil. Sağlık ve güvenlik sorunları hala orta yerde duruyor. Türkiye’yi yüzyıllık bir sorundan kurtarmaya çalışan ve tarihsel değişimlere öncülük eden bir lidere yaklaşım onun büyüklüğüne hiç de denk düşmüyor.
Türkiye’deki basın ve aydınların Öcalan’a yaklaşımı da çok sağlıklı değil ve onun oynadığı büyük tarihi rolün hakkı verilmiyor.
Türkiye’nin barış ve çözüm sürecine girmesinde Öcalan’ın belirleyici bir rolü vardır. Onun oynayacağı rol giderek daha da artacaktır. Türkiye demokratikleşecek ve yeniden yapılanacaksa Öcalan’ın rolünü oynaması için gereken destek verilmelidir. Barışı ve demokrasiyi isteyenler bu gerçekliğe gözlerini yumamazlar. Kürtlerden neden bir Mandela çıkmıyor diyenler de son iki ayın sonuçlarına baksınlar.