“Dönemin Stalingrad’ı olarak anılan Kobanê’yi, bir kadın devrimine dönüşen Rojava’daki devrim sürecini anlatmak ve gerçek demokrasi adına somut bir örnek olan deneyimlerinizi anlatmak benim için oldukça önemliydi.”

 ”Dünyanın farklı coğrafyalarından halkların sizin mücadelenize katılması bir yanıyla da Franco rejimine karşı gösterilen direnişi hatırlatıyor. Bu açılardan tiyatromuzu doğal olarak Kürt halkına adadık.”

  ”Ayşe Deniz Karacagil’i anlatmak benim için ayrı bir gurur konusu. Böyle genç bir devrimciyi insanlara anlatmak gurur vericiydi. Bir de o rolü oynayan benim kızımdı. Hem bir yönetmen hem de bir baba olarak gururlandım.”

ZİLAN DİYAR / ROMA

İtalyan karikatürist Zerocalcare’nin (Michele Rech), ülkesinde en çok satanlar listesinde uzun süre kalan ve sanatçının başyapıtları arasında yer alan çizgi romanı ‘Kobanê Calling’, tiyatroya uyarlandı. Ünlü karikatüristin Kobanê Direnişi esnasında Rojava’ya yolculuğunu anlatan çizgi roman, İtalya’da 120 bin adet basıldıktan sonra 6 dile çevrilmişti. Özellikle genç nesilden büyük ilgi gören çizgi roman, Tiyatro Imbarco ve Lucca Comics&Games’in üstlendiği proje kapsamında, ‘Kobanê Calling On Stage /Kobanê Çağrısı Sahnede’ ismiyle tiyatroya uyarlandı. 20 Kasım-29 Mart tarihleri arasında 12 şehiri kapsayan turnenin Roma durağında tiyatronun yönetmeni Nicola Zavagli ile konuştuk.

Zerocalcare’nin bu çizgi romanı daha once İtalya kamuoyunda büyük bir ilgi gördü. İşin bu kısmından haberdarız. Peki bu çizgi romanı tiyatroya uyarlama fikri nasıl oluştu?

Bu fikir geçtiğimiz yıl yapılan ve Avrupa çapında tanınmış bir festival olan Lucca Comics&Games esnasında ortaya çıktı. Festivale katılan yönetmenlerden Emanuele Vietina ve Cristina Poccardi bir çizgi romanı tiyatroya uyarlama fikri üzerine tartıştılar. Bu fikri hayata geçirmek için de Zerocalcare’nin Kobanê Calling adlı çizgi romanını seçtiler. Daha sonra çizgi romanı tiyatroya uyarlama ve yönetmenliğini üstlenmem konusunda benimle görüştüler. Bu fikir benim de oldukça hoşuma gitti çünkü çalıştığım tiyatro şirketi olan Teatro D’İmbarco’nun yönetmenlerinden olan Beatrice Visibelli ile de buna benzer bir konuda birlikte çalışmıştık. İkinci dünya savaşı sırasında İtalya’daki partizan savaşlarını anlatan bir tiyatroyu sahnelemiştik. Bizim savaşımız Kürt halkının uzun yıllardır yürüttüğü ve bize coşku veren mücadelesiyle benzerlikler taşıyordu. Bu fikri pratiğe geçirmek benim açımdan büyük bir onurdu. Kürt halkının çektiği acıları anlatmak önemliydi. Dönemin Stalingrad’ı olarak anılan Kobanê’deki direnişinizi, bir kadın devrimine dönüşen Rojava’daki devrim sürecini anlatmak ve gerçek demokrasi adına somut bir örnek olan deneyimlerinizi anlatmak benim için oldukça önemliydi. Tüm bu konuları gençlerin ağırlıkta olduğu bir topluluğa mizahı, komedinin dilini ve hayal gücünü de kullanarak taşımak gerekiyordu. Zerocalcare’nin hayal gücünün ürünü olan armadillo, (kazma için büyük pençelere ve kemiksi plakalarla kaplı bir gövdeye sahip güney ve orta ABD’de yaygın bi hayvan türü) mamut ve domuzla kafasında kurduğu diyalogları tiyatro sahnesinde de canlandırabildik. Böylece Zerocalcare’nin Rojava’ya gitmek için başlayan serüveni boyunca yaşanan komik ve trajikomik olayları tiyatral bir dille anlatabilme fırsatı bulduk.

İtalya’daki partizan savaşlarını anlatan bir tiyatroyu sahneye uyarladığınızı söylediniz. Sizin tarihiniz ve Kürtlerinki arasında ortak noktalar görebildiniz mi?

Tabii ki! Benzer yanlar oldukça var. İkisinde de temel düstur kendi toprağını korumak. Kadınların savaşa katılması da başka bir ortak yan. İkinci dünya savaşında da kadınlar silahlandı. Yine tüm dünyada bu mücadeleyle gösterilen dayanışma konusunda da benzerlikler var. Dünyanın farklı coğrafyalarından halkların sizin mücadelenize katılması bir yanıyla da Franco rejimine karşı gösterilen direnişi hatırlatıyor. Bu açılardan tiyatromuzu doğal olarak Kürt halkına adadık. Ayrıca bizim ülkemizden Floransa’dan mücadeleye katılan ve yaşamını yitiren Lorenzo Orsetti’ya adamak istedik. Bizim tiyatromuzun doğuş yeri Floransa ve ben babasını tanıyordum. Beni hikayesi oldukça etkiledi ve bu tiyatro aracılığıyla ‘çağımızın partizanı’ olan Lorenzo’nun hikayesini de anlatmak istedik. Oyunu Zerocalcare’nin çizgi romanında bahsettiği Ayşe Deniz Karacagil’in hikayesiyle kapatıyoruz. Bunların hepsi yaşanmış hikayeler. Bu yüzden bir bakıma teatral bir doküman olarak tanımlayabiliriz. Tiyatroda canlandırılan diğer figürler de oldukça önemli. Örneğin Heval Cuma (KCK Eşbaşkanı Cemil Bayık’ı kastediyor) ve Komutan Nesrin (YPJ Diplomasi Sözcüsü Nesrin Abdullah) Bunların hepsi tarihin tanıkları ve gerçek karakterler. Bunun dışında kendi acıları ve direniş deneyimlerini anlatan başka karakterler de var. Bana göre bu, Kürt halkının mücadelesiyle dayanışmanın bir başka biçimi.Direnişinizi teatral bir dille anlatmak. Sizin kırk yıllık savaşınızı İtalyan halkının aklına ve yüreğine taşıyabilmek...

Tiyatroya hazırlanırken Kürt hareketinin tarihini anlatmak için yararlandığınız başka kaynaklar oldu mu?

Ben yıllardan bu yana konuyla ilgili yayınlanan birçok yazı ve röportajı okudum. Yani aslında hazırlıklı sayılırdık. Ancak hikayeyi anlatırken esasta Zerocalcare’nin çalışmasına sadık kaldık. O aslında resimli bir dokümanter hazırladı biz de teatral bir dokümanter. Tabii ki Öcalan figürü oldukça önemli. Tiyatronun müziklerini yapan Mirko Fabbreschi bir dönem Kürtlerin basın ofisinde çalıştı. Bu nedenle tiyatronun müzikleri Kürdistanî motifler taşıyor. Sonuç olarak teatral bir dokümanter hazırladığımız için kültürel ve tarihsel olarak bu tarihi biraz araştırmak gerekiyordu ki biz de öyle yaptık.

Oyuncular da bu araştırma sürecinde yer aldı mı yoksa siz sadece yönetmen olarak mı yer aldınız?

Tabii ki oyuncular da bu hazırlık sürecinde yer aldı. Mesela oyunun hazırlık sürecinde bir Kürt kadını ile tanıştık. Bazı sahnelerde kullandığımız Kürtçe cümlelerin nasıl telafuz edileceğini bize öğretti. Yine Kürtlere özgü bası espriler ya da bazı şehir isimlerinin aktarılması gibi konularda yardım aldık. Bunları Kürtçe içinde en yaygın olan lehçe olan Kurmancî’yi seçtik. Yani amaç halen devam etmekte olan bir savaşı tüm hakikatiyle sahneye taşımaktı. Lorenzo Orsetti ve Ayşe Deniz Karacagil gibi bu mücadeleye büyük emek verenleri anmaktı. Bu nedenle tiyatroyu sergilediğimiz her yerde Rete Kurdistan (İtalya’da akademisyen, aktivist ve onların içinde yer aldığı dayanışma ağı) temsilcileri yer aldı. Floransa’daki ilk gösterimde ise Lorenzo ve Ayşe Deniz’in ailesi de sahnede bizimle birlikte seyircileri selamladı. Bu çalışmamızı İtalya’daki Kürtlerin tamamına ulaştırmak istiyoruz. Ancak İtalyanca bilmeyen Kürtlerin anlayabilmesi için ilerde Kürtçe altyazılı olmasına dönük bir çalışma da yürütmek isteriz.

Kürt Özgürlük Hareketi kırk yıllık mücadelesi boyunca önemli deneyimler edindi. Yani direnişin etrafında örülen bir kültürden bahsetmek mümkün. Bunun şöyle bir yanı da var; hareket kendi içinde bir dil oluşturdu ve bunu hareketi uzun yıllar tanıyanlar anlıyor. Kullandığımız bazı kelimelere yüklediğimiz anlamlar farklı. Sizler tiyatroyu hazırlarken böyle bir zorlukla karşılaştınız mı?

Zerocalcare’nin Kürdistan yolculuğunda yaşadığı tanıklıkları ve anlatım biçimi bizler açısından net. Bu anlatımları tiyatroya uyarlamakta zorluk yaşamadık. Tiyatroda rol alan 13 oyuncunun çoğu genç. Bu da bir avantaj sağladı anlatılanları aktarmakta. Çizgi romanda yer alan karakterleri oynamak, onların duygularını, acılarını, gururlarını, korkularını, seslerini yansıtmak açısından başarılı olduklarını düşünüyorum. Önce de söylediğim gibi bizler bu hikayeyi faşizme karşı yürüttüğümüz ve halen hafızalarımızda canlı olan direniş hikayemizin bir parçası olarak görüyoruz. Örneğin sahnede rock tarzında seslendirilen bir Partizan şarkısı var. Bu şarkıda faşizme karşı partizan savaşının verildiği ve kazandığımız bir şehrin (Parma) hikayesi anlatılıyor. Yani o duyguyu vermek bizler açısından o kadar zor olmadı. Bunu oyuncularımız da dile getirdi. ‘Onlar bizim partizanlarımıza benziyor’ dediler. Bu açıdan onların korkularını, gururlarını, duygularını, cesaretlerini anlayabildiğimizi düşünüyorum. Bir videoda Kürt savaşçıların birlikte Ciao Bella şarkı söylemelerinden oldukça etkilendim. Yani Kürt halkı olarak yaşadıklarınız bizim İkinci Dünya Savaşı’ndaki direnişimizin canlanması gibi bir şeydi. Bu nedenle anlatabildiğimizi ve anlayabildiğimizi düşünüyorum. Bu nedenle tiyatro her yaştan insanı etkiledi. Hem gençler hem de o yıllara tanıklık edenleri...

Size göre, Kürtlerin mücadele deneyimlerinden hiç haberi olmayan, bu konuda hiçbir bilgisi olmayan bir İtalyan bu tiyatroyu izlediğinde mücadeleye ilişkin bir fikir edinebilir mi? Yaptığınız iş buna olanak tanıyor mu?

Bu tiyatral bir dokümanter. Güldürüyor, içinde komedi var, Aynı zamanda bilgi var. Yani Rojava, YPG, Kürdistan vs gibi kelimeleri ilk kez duyan ya da Musul’un, Kobanê’nin nerede olduğunu bile bilmeyen insanlara bile bir şey anlatabilir. Kürdistan’ın nasıl ulus devletler tarafından parçalandığına, Rojava deneyiminin nasıl ortaya çıktığına dair bilgiler içeriyor. Yani daha önce bu konularla ilgili hiç bilgisi olmayan biri bile tiyatrodan Kürdistan’a dair yeterli bir bilgiyle çıkıyor. Yani şöyle diyebiliriz; gazeteciliğin gücü duygular yoluyla devreye giriyor. Ancak sonrasında devam eden süreci işlemedik. Tiyatro Kobanê’nin DAİŞ’ten özgürleştirilmesiyle birlikte kapanıyor. Ancak Kürtlerin direnişi halen sürüyor. Örneğin PKK’nin terör örgütleri listesinde yer alması son gelişen işgal saldırıları gibi aktüel durumlar kaldı. Yani son yıllardaki direniş sürecini sahneye taşıyamadık. Ama inanıyorum ki tiyatroyu izleyen herkeste sonrasındaki gelişmeleri öğrenmek için bir merak gelişiyor. Daha fazla bilgi ve informasyon edinmek için okuma ihtiyacı duyuyor. Tiyatro yoluyla edindikleri bilgileri derinleştirecek yeterli materyal de var. Kürtlerin direnişini anlatan birçok yazılı ve görsel materyal var. Öcalan’ın paradigmasını, Rojava deneyimini anlatan birçok farklı kitap yazıldı hatta müzik yapıldı. Yani buradan çıkan izleyici onu ağlatan bazen güldüren bu hakikati bir başkasına anlatacağına inanıyorum.

Anlatımlarınızdan çıkarmak mümkün ama daha özele inersek tiyatroyu hazırladığınız dönemde ya da sahne esnasında sizi etkileyen özel bir an var mıydı?

Her anı sevdim. Ama özelde kırmızı fularlı kız olarak tanınan Ayşe Deniz Karacagil’i anlatmak benim için ayrı bir gurur konusu. Böyle genç bir devrimciyi insanlara anlatmak gurur vericiydi. Bir de o rolü oynayan benim kızımdı. Hem bir yönetmen hem de bir baba olarak gururlandım. Mutluyum çünkü sahnede ki her oyuncu çok genç ve yetenekli idi. Onlar mizahın hafifliği yoluyla Kürtlerin kişisel acılarını anlatmayı ve insanları harekete geçirmeyi başardılar. Esad rejimi,daha sonra DAİŞ’in gelişi o dönemde yaşanan çelişkiler, acılar sonrasında YPG, YPJ güçlerinin gelişiyle birlikte tüm etnisitelerin ve inançların birlikte yaşamasına imkan veren bir sitemin gelişi. Bunların hepsi etkileyici idi. Kobanê’ye geldikten sonra tamamıyla yıkılmış bir şehirle karşılaştıkları an da oldukça etkileyici idi. Tüm bunların ötesinde Zerocalcare gibi ünlü bir karikatüristin hayal gücünü sahneye taşımanın da ayrı bir güzelliği vardı. Kendisi tiyatronun hazırlanma sürecinde bildiklerini ve zamanını bizimle paylaştı. Kürt halkı için yaptığı güzel şeylerin görünür olmasını sağladı. Yazdıklarını tiyatral bir dile dönüştürmem, yaratıcılığımı kullanabilmem için beni alabildiğine özgür bıraktı. Tiyatronun yönetmeni olarak ona bir kez daha teşekkür etmek istiyorum.