Türkiye’nin içi ve etrafı ateş içindeyken cumhurbaşkanlığı seçimleri yapılıyor. 12 Eylül faşist anayasasının verdiği yetkilere rağmen, rejim esas olarak parlamentoya dayanıyor. Cumhurbaşkanlığı makamı belirleyici olmuyor. Ama buna rağmen cumhurbaşkanlığı seçimi büyük bir çekişmeye-çatışmaya neden oluyor. Bunun nedeni ilk defa cumhurbaşkanını TBMM değil, bütün kısıtlamalara rağmen halk seçecek. Recep Tayyip Erdoğan seçilirse “Ben halk tarafından seçildim” diyerek tek adam yönetimini dayatacak. Buna ek olarak, yapabilirse ilk seçimlerde- ki hemen erken seçim de yapabilir- anayasayı değiştirerek başkanlık sistemine geçecek. Evdeki hesap bu ama bakalım çarşıya uyacak mı?

Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin esas önemi “Halkların cumhurbaşkanı adayı” Selahattin Demirtaş’ın adaylığıdır. “Yeni Yaşama Çağrı” toplantısıyla yeni bir dönem açılmıştır. Kürtler ve tüm ezilenler, nasıl bir ülke istediklerini ortaya koymuştur. Eskiyi aynen ya da biraz restore ederek sürdürmek isteyenlere karşı, eskiye son verip yeniyi kurmak isteyenler asgari programlarını ortaya koymuşlardır. “Yeni Yaşama Çağrı” artık toplumun tüm kesimlerine ulaşacaktır.
Türkiye tarihi bir dönüşümü gerçekleştirmek zorundadır. Bu dönüşüm tüm ezilenlerin temel istemlerini duyma ve kabullenme-çözme temelinde olabilir. Ama eski ve yeni vesayetçiler hala halka tepeden bakıyorlar. Halkı kendi emirerleri gibi görüyorlar. Başbakan ve danışmanları başta olmak üzere, medyadaki bazı aklıevveller akşam sabah Kürtlere akıl veriyor, tehdit ediyorlar. “Kürtler şöyle yapmalı-böyle yapmamalı, yoksa şöyle olur vb..” nasihatleri gırla gidiyor. Geçmişte halkı “İdam cezasını geri getirmekle” tehdit eden başbakan şimdi de HDP’yi kapattırmakla tehdit ediyor. Demek ki korku dağları sarmış.
Bir başka yanılma ve yanıltma ise medyada aralıksız olarak pompalanıyor. Birbirine zıt gibi görünen iddialar art arda sıralanıyor: “Demirtaş AKP’yi bölmek için aday oldu, Demirtaş Ekmelettin beyin oylarını bölmek için aday oldu, Demirtaş 2. turda Erdoğan’ı destekleyecek, gizli anlaşma var, vb.” iddialar havada uçuşuyor. Bütün bu iddia ve senaryolar, hem kirli bir psikolojik savaşın sürdüğünü hem de hala temel sorunun anlaşılmadığını ya da anlaşılmak istenmediğini gösteriyor.
Medyada bazı gerçekçi sesler çıksa da, bu kargaşada pek duyulmuyor. Egemen sömürgeci kafa aynen devam ediyor: “Ezilenler kendileri bağımsız olarak örgütlenip siyasi mücadele yapamazlar-yapmamalılar. Mutlaka şunun ya da bunun ajanı-uzantısı-piyonudurlar. Hele Kürtler zinhar bağımsız olamaz. Olursa ya İngiliz-İsrail-İran vd. ajanı olur ya da birileri tarafından kandırılır. Başkalarının yazdığı senaryolarda ancak figüran olabilirler.” Bunun “Türk olmayanların bir tek hakkı vardır: Türklere uşaklık etmek” diyen tek parti diktasından ne farkı var?
İşte bu nedenle, kıyamet de burada kopuyor zaten. Kürtler ve tüm ezilenler “Artık bıçak kemiğe dayandı da delip geçti bile” diyor ve temel özgürlük istemleri için mücadele ediyor. “Bizim aklımız bize yeter, sizin aklınız varsa bizi anlayın ve demokratik çözümü kabul edin” diyorlar. Hala Kürtler ne istiyor diyenler Rojava Devrimine iyi baksın, iyi anlasın. Devrimi boğmak için IŞİD ve diğer çetelerle kanlı suç ortaklığı yapacaklarına halkların sesine kulak versinler. Rojava’da kan-ter-gözyaşı içinde bir halk devrimi yaşanıyor. Bütün boğma-ezme saldırıları halkın bağrına çarpıp parçalanıyor. Rojava halkı bütün ezilenlerin özlemlerini gerçekleştiriyor, bayraklaştırıyor. Rojava Devrimi insanlığın ufkunda Kuzey yıldızı gibi ışıldıyor.
İşte Demirtaş’ın adaylığı Rojava’da gerçekleşen devrimci ruhun yaygınlaşmasıdır. Bütün ezilenlerin eşit ve özgür birliği, birlikte yeni bir yaşam kurmaları yolunda bir çağrıdır. Bu çağrı bütün ezilenlerde, demokrasi ve özgürlük isteyen bireylerde sempati ve ilgi uyandırmıştır. Tabii ki ezenlerde, eski ve yeni vesayetçilerde ise bir korku yaratmıştır. Bu korkuyla HDP ve Demirtaş‘a saldırıyorlar. Durum çok açıktır: İki çizgi var, HDP ve diğerleri. İki aday var, Demirtaş ve diğerleri...
Özgürlükleri için ayağa kalkan halklarımız her halükarda kazanacaktır.