- Kürt halkı, bakmakla yetinmez; gördüğünü anlamlandırır, anlamlandırdığını toplumsal deneyimiyle tartar ve geleceğe taşır.
ALİ BİLEN
Kürtlerin gözü beynindedir. Bu söz, yalnızca bir halk deyimi değil, yüzyılların içinden süzülerek gelen bir yaşam tecrübesinin, toplumsal bilincin ve siyasal duruşun özlü ifadesidir. Kürtler için görmek, yalnızca bakmak değildir. Görmek; yaşananı anlamak, yaşananlardan sonuç çıkarmak, geçmiş ile bugün arasında bağ kurmak ve geleceği buna göre değerlendirmektir. Bu nedenle Kürt halkı açısından siyasal gelişmeler yalnızca güncel olaylar olarak ele alınmaz; her gelişme uzun bir tarihsel birikimin süzgecinden geçirilerek anlamlandırılır.
Kürtler, binlerce yıllık tarihleri boyunca farklı halklar, kültürler ve inançlarla birlikte yaşadı. Bu ortak yaşam pratiği, Kürt toplumsallığında çoğulculuğu, karşılıklı saygıyı ve birlikte yaşam kültürünü önemli değerler haline getirdi. Elbette tarih, yalnızca ortak yaşamın değil, aynı zamanda büyük kırılmaların da tarihidir. Toplumların siyasal karakteri çoğu zaman karşılaştıkları olaylar karşısında şekillenir. Kürt halkının siyasal gelişmelere yaklaşımını belirleyen temel unsur da bu uzun tarihsel yolculuktur. Malazgirt’ten Çaldıran’a, Osmanlı döneminden 'Kurtuluş Savaşı’na kadar uzanan süreçte Kürtler yaşadıkları coğrafyanın şekillenmesinde önemli roller üstlendi. Cumhuriyet’in kuruluşuyla birlikte ortaya çıkan yeni siyasal düzen, Kürt halkının geleceğe bakışını derinden etkileyen bir dönemin başlangıcı oldu. 1924 sonrasında geliştirilen politikalar, Şark Islahat Planı, İstiklal Mahkemeleri, zorunlu iskân uygulamaları, dil ve kimlik üzerindeki baskılar, 1925 ile 1938 arasında yaşanan ağır çatışmalı dönemler ve sonrasında devam eden inkâr politikaları, yalnızca belirli yılların uygulamaları olarak kalmadı, kuşaklar boyunca aktarılan derslere dönüştü. Ardından gelen darbeler, olağanüstü hal uygulamaları ve güvenlik merkezli yaklaşımlar, bu birikimi daha da derinleştirdi.
İşte Kürtlerin gözü beynindedir sözü, tam da bu tarihsel arka plan içerisinde anlam kazanıyor. Kürtler açısından tarih, geçmişte yaşanmış ve geride kalmış olayların toplamı değildir; bugünü anlamanın ve geleceği yorumlamanın temel kaynaklarından biridir. Bu nedenle herhangi bir siyasal gelişme değerlendirilirken yalnızca ortaya çıkan tabloya değil, o tabloyu ortaya çıkaran süreçlere de bakılmaktadır.
Yalnızca anlatan değil
Bütün bu dönemler boyunca Kürt halkı, yalnızca baskılarla karşılaşmadı, aynı zamanda kendi siyasal iradesini ve toplumsal direncini de geliştirdi. Kürt Özgürlük Hareketi’nin ortaya çıkışı ve Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın geliştirdiği düşünsel perspektif, yaşananların örgütlü bir toplumsal bilince dönüşmesinde önemli bir rol oynadı. Böylece Kürt toplumu yalnızca yaşadıklarını anlatan değil, yaşadıklarını analiz eden, sorgulayan ve kendi geleceği üzerinde söz söyleyen bir özne haline geldi. 1993'ten itibaren geliştirilen ateşkesler, çatışmasızlık girişimleri ve çözüm arayışları da Kürt toplumunda önemli izler bıraktı. Farklı dönemlerde ortaya çıkan diyalog ve müzakere imkanları geniş kesimlerde umut yaratırken, bu süreçlerin sonuçsuz kalması veya kesintiye uğraması da toplumsal değerlendirme kapasitesini güçlendirdi. Böylece Kürt halkı yalnızca umut etmeyi değil, gelişmeleri daha geniş bir tarihsel çerçevede ele almayı da öğrendi. Bu durum, bugün yaşanan gelişmelere yaklaşımın arkasındaki temel nedenlerden biridir.
Hukuki ve kurumsal zemin
Bugün Kürt sorununun demokratik çözümünün yeniden tartışıldığı bir dönemin içerisindeyiz. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın yıllardır savunduğu demokratik ulus ve demokratik cumhuriyet perspektifi, yalnızca Kürt sorununun değil, Türkiye’nin demokratikleşmesinin de önemli başlıklarından biri haline geldi. Demokratik çözümün konuşulması, demokratik toplum anlayışının daha geniş çevrelerde tartışılması ve barış zeminlerinin güçlenmesi kuşkusuz önemli gelişmelerdir. Uzun yıllar boyunca güvenlik eksenli yaklaşımlarla ele alınan bir meselenin demokratik yöntemlerle çözümünün gündeme gelmesi, başlı başına önemli bir değişimi ifade ediyor.
Bununla birlikte Kürt halkı açısından belirleyici olan nokta, bu tartışmaların toplumsal yaşamda nasıl bir karşılık bulacağıdır. Toplum, sürecin kurumsal ve hukuki zemininin güçlenmesini bekliyor. Ana dilde eğitim hakkının güvence altına alınması, eşit yurttaşlık ilkesinin anayasal zeminde karşılık bulması, Kürt halkının tarihsel ve toplumsal gerçekliğinin tanınması, demokratik siyasetin önündeki engellerin kaldırılması, hasta tutsaklar konusunun insani ve hukuki ölçüler temelinde ele alınması, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın fiziki özgürlüğüne kavuşarak demokratik çözüm sürecindeki rolünü özgür koşullarda yerine getirebilmesi ve demokratikleşmenin kurumsal güvencelere kavuşturulması, bu sürecin doğal ve tamamlayıcı unsurları olarak görülmektedir.
Ortak geleceğin meselesi
Bu noktada devletin ve iktidarın yaklaşımı önem kazanıyor. Sürece ilişkin ortaya çıkan imkanlar, Kürt Halk Önderi’nin geliştirdiği perspektif ve Kürt Özgürlük Hareketi’nin ortaya koyduğu irade, önemli bir zemin yarattı. Buna rağmen demokratikleşme alanında beklenen düzenlemelerin gecikmesi, güvenlikçi reflekslerin etkisini sürdürmesi ve çözüm başlıklarının somut bir çerçeveye kavuşturulamaması, toplum tarafından dikkatle değerlendiriliyor. Kürt halkı açısından demokratik çözüm, geleceğe bırakılmış bir vaat değil, bugünden inşa edilmesi gereken bir toplumsal ilişkidir. Aynı durum bölgesel gelişmeler açısından da geçerlidir. Kürtler yaşadıkları dört parçada ortaya çıkan gelişmeleri birbirinden bağımsız değerlendirmiyor. Kürt halkı açısından özgürlük, yalnızca belirli bir bölgenin değil, ortak geleceğin meselesidir.
Birbirini tamamlayan süreçler
Demokratik toplum anlayışı yalnızca Kürt sorununun çözümünü değil, Türkiye’nin bütünü açısından demokratikleşmeyi ifade ediyor. Halk iradesinin eksiksiz biçimde temsil edilmesi, kadın özgürlüğünün güvence altına alınması, ekonomik adaletin sağlanması, ekolojik yıkımın durdurulması ve farklı kimliklerin eşit yurttaşlık temelinde bir arada yaşayabilmesi, bu anlayışın temel unsurlarıdır. Bu nedenle Kürt sorununun demokratik çözümü ile Türkiye’nin demokratikleşmesi birbirinden ayrı değil, birbirini tamamlayan süreçler olarak görülüyor.
Demokratikleşmenin önündeki engelleri kaldırmak, toplumsal güveni büyütmek ve halkların ortak geleceğini eşitlik temelinde kurabilecek bir zemini güçlendirmek bu sürecin başarısı açısından belirleyici olacaktır.
'Kürtlerin gözü beynindedir' sözü, acılardan süzülen bir bilinci, direnişlerden doğan bir iradeyi ve geleceğe dair kurulan ortak umudu ifade ediyor. Kürt halkı bakmakla yetinmez; gördüğünü anlamlandırır, anlamlandırdığını toplumsal deneyimiyle tartar ve geleceğe taşır. Bu yüzden Kürtlerin gözü beynindedir; gördüğünü unutmadığı, yaşadığını anlamlandırdığı ve geleceği geçmişin dersleriyle kurmaya çalıştığı için.