Ali AKTAŞ
Kürtler şimdiye kadar düşmanlarıyla savaşırken, çokça da aralarında savaştılar. İç nedeni aşiret-iktidar çıkarları ve uluslaşma sancılar olsa da, çoğunda dış düşmanın parmağı vardı ve işbirlikçiler kullanıldı. Zînî Wertê olayı da düşman kışkırtmasıdır. Sırf KDP istemi değil, arkasında hem TC hem de ABD vardır. Bölgedeki son siyasal gelişmelerle ilintilidir.
Mesrur Barzani’nin "Koronavirüs ve yoksullukla mücadelemizi istemiyorlar“ ve Neçirvan Barzani ise "PKK meşru değil, toprağımızdan çıksın“ demesi aptalcadır. Tabi düşman için konuşuldu mu böyle oluyor. "Can çıkar huy çıkmaz“ misali kimi işbirlikçi Kürtlerimiz de maalesef iflah olmuyor. İnsan bunlar adına üzülüyor. Bunca direniş, tecrübe ve şehitten sonra hegemonik çıkarlarını bile savunamıyorlar!
Hani sayın Barzaniler, aşiret reisleri, ağa ve şeyhlerimiz kurnaz ve akıllıydılar! Çok azı ölümüne direndi, gerisi yolun başında veya yarısında döküldü. Dökülenler ya ihanet etti ya da işbirlikçi oldu. Bu damar hala var, belirleyici değil, ama fırsat bulduğunda tehlikeli oluyor.
Bir kere Sayın Mensur Korona ve yolsuzlukla başarılı mücadelesi varsa alkışlanır. Ama Barzani ailesinin Türkiye'de çok firması ve parasının olduğunu bizzat TC açıkladı. Sayın Neçirvan'a gelince PKK meşru değilse, KDP de değil. Böyle bir tartışma olur mu?
Kürdistan'ın her parçasında her Kürt, aşiret, topluluk, parti ve kurum meşrudur. Kürt olmayıp, yerli olan diğer topluluklar da böyledir. Meşru olmayan sömürgeci düşmandır. Eğer Neçirvan, "yasal olan meşrudur“ diyorsa, o halde sömürgeci güçler meşrudur. Zira BM bile onları tanıyor.
Kusura bakmasınlar, Başûr'da en az KDP kadar PKK de meşrudur, tersi KDP için de geçerlidir. Zaten KDP olduğundan beri Başûr'la kalmadı, tüm parçalarda örgütlendi ve kimse de "sen niye böyle yaptın, meşru değilsin“ demedi. Böyle bir tartışma-suçlama çok yanlış.
Kaldıki KDP tekelini aşmak çok sancılı oldu. Ayni çizgide örgütlenen diğer KDP'lerin başına bile çok şey geldi. Biraz daha Kürdistanî ve yurtsever olmak istedikleri için canlarıyla ödediler. Geçmişi deşmeyelim ama, sonuçta T-KDP ve S-KDP harap oldu, İ-KDP Kasimlo döneminde istenmez oldu. KDP'yi aşıp ayrı çizgide örgütlenen YNK-Talabani ise hainlikle suçlandı. Daha radikal ve halkçı çizgide örgütlenen PKK ise baştan beri düşman görüldü.
Uluslaşma sürecinde toplumsal kesimlerin, çizgilerini yaratıp örgütlenirken sancılar çekmesi, kimi çatışmaları bir yere kadar zorunlu olabilir, fakat ortaya çıkıp örgütlendikten sonra halkın özgürlüğü için birbirlerini kabullenip, ittifak yapmaları da o kadar zorunludur. Bundan kaçınmak, engel olmak yanlıştır.
Üç çizginin varlığı ve meşruluğu…
Kürdistan'da geleneksel kesim KDP, orta kesim YNK ve halkçı kesim de PKK'de örgütlendi. Bu ana çizgi-partiler etrafında başka partiler de örgütlendi, ama bunlar kaideyi değiştirmez. İslamcıların ayrı çizgi örgütlenmesiyse cüzi kaldı, zira Kürtlerin islamiyetteki yeri hep kölelik ve hizmetkârlık oldu.
Haliyle gelinen aşamada bu üç çizginin varlığı, meşruluğu ve kalıcılığı Kürdistan'da kesindir ve Kürtler için bir demokratik fırsattır. Karşıtlık olacak, fakat bunun ideolojik-politik çerçevede olması gerekir. Birbirini tasfiyeye çalışmak, bu ahmaqla savaşmak, Kürtlere zarar verir. Bu üç çizgi artık hakikattır ve yok edilemez. O halde iç savaş yersizdir, gerekli olan iç barış ve ittifaktır. Bunun üst ifadesi de Ulusal Kongredir. Kürtlerin şu an temel ihtiyacı budur. KDP, YNK ve PKK bunu da başarmak zorundadır. En zor olanı, yani Kürtlerde çizgi, parti, güç ve kabul edilmeyi başardılar, bunu da başarmaları gerekir.
Bu aşamadan sonra Kürtlerin birbiriyle savaşmaları için haklı hiçbir neden yok, buna baş vuranlardan halk hesap sormalı. Halkın özgürlüğü için düşmana karşı ortak mücadele ve ittifak şarttır. Kürtler birbirlerile çok savaştı, eksik olan ittifak ve ortak mücadeledir. Çizgilerini savunsunlar, ama bunu iç barış, ittifak ve ortak mücadeleyi sağlayarak da yapabilirler.
Sömürgeci güçlerin oyun ve dayatmasına boyun eğerek, bir Kürt gücüyle savaşmak kabul edilemez. Sömürgeci devletler asla dost olmaz, sürekli düşmandır. Bunlarla ilişkiler çıkarsal ve taktikseldir. Bu güçler için kendi Kürt güçleriyle savaşmak işbirlikçiliktir, ısrar edilirse hainliktir. KDP'nin böyle bir lüksü, ayrıcalığı olamaz.
Kürdistan üzerinde çok sömürgeci devletin hüküm sürmesi kendince yasal olabilir, ama meşru değil. Kürtler bunu kabul etmedi ve etmez. KDP, YNK ve PKK'de verdikleri mücadele bunu kanıtladılar ve sırf bölgede değil, uluslararası alanda da tanınıp, önemsenen bir güç haline geldiler. Eskisi gibi çaresiz değil, Başûr-Rojava gibi özgür parçaları var, her parçada kendini savunan siyasi-askeri ve idari güçleri var. Bunlar Kürtlerin ortak kazanımıdır ve ortak savunulması gerekir. Bu amaçla teksel ve burası benim-senin tarzıyla olmaz, ortak siyasi-askeri, yönetim, program, strateji, taktik ve anlayışlarla olur.
Ulusal Kongre çelişki ve sorunları çözer
Bir ülke-halk salt parti çıkar ve bakış sistemiyle yönetilemez. Bu kadar güç ve imkân ortaya çıkmışsa, partiler üstü bir ulusal anayasa, yasama, yönetme yargıya ve kurumlaşmaya ihtiyaç var. Her çizgi, parti ve kurum kendini ispat etti, iki parçamızsa özgür ve idareleri var, diğer parçalarsa bunun mücadelesini veriyor, o halde küçük-büyük, birey-örgüt, parti-hükümet demeden hepisini Ulusal Kongrede toplamak lazım. Ulusal Kongre çelişki ve sorunları çözer, Kürtleri güçlendirir, kazanımları korur, sömürgecileri sınırlar, uluslararası desteyi artırır.
KDP sanki diğer parçalarda bulunup mevzilenmedi, kullanıp "zarar“ vermedi gibi davranıyor, doğru değil. Neçirvan'ın babası ve KDP 79-91arası ağırlıklı olarak Rojhilat'ta kaldı. Çok önce de Bakur-Botan'ı kullandılar. Yani o zaman meşru değil, Başûr'da hükümet kurup, kendince yasal olunca mı meşru oldular? Bu tür şeyler ayıptır ve işbirlikçiliği örtmez.
Kaldıki PKK 80'lerden beri Başûr'dadır. Atmak için TC ortaklığıyla kötü savaştınız. DAİŞ saldırınca da Hewlêr, Süleymaniye, Duhok, Kerkük ve Mexmûr başta olmak üzere çok yere çağırıp kabul ettiniz. Peki o zaman meşruydu şimdi mi değil? Kobanê'ye gitmeniz de çok güzeldi. İlkeli olmak lazım, önde TC ve arkada ABD istiyor diye doğrudan taviz verilmez.
TC'nin her devletten daha fazla Kürt düşmanlığı yaptığını KDP bilmez mi? Onun bu kadar Başûr'a yerleşmesi Kürtler için mi? Efrîn ve Serêkaniyê işgali varken, Başûr'la dost mu olur? Sayın Öcalan'ı bu kadar tecrit eden, Kek Mesud’du sever mi? Şehitlerimize bile saygısı olmayan bir devlet Kürde dost olur mu? Referandum da bile bu düşmanlık görülmedi mi?
ABD'nin Irak'taki güçlerini Başûr'a kaydırdığı ve İran'ı zorlayacağı anda Zînî Wertê provokasyonu neden? Herhal Trump'ın ‘yüzyılın planı’nın Kürdistan yüzünü görmediler! Filistin'e destek çıkan Irak, Suriye ve Libya şimdi ne durumda? İsrail'e Filistin ilhakını veren Trump, TC'ye de Kürdistan ilhakını vermez mi? Efrîn, Serêkaniyê ve Girê Spî'de yaptığını, Başûr'da da yapmaz mı? BOP'un büyük İsrail ve Türkiye yaratmak olduğu ortadayken, ABD karşısında el-pençe olmanın anlamı var mıdır?
Zînî Wertê’de fırsatçı tavırlar
Tabiki herşey ABD, TC ve İsrail'e göre gitmeyebilir. Nitekim Suriye ve Rojava'da böyle oldu. Afganistan, Irak ve Libya'da da yama tutmadı. Umarız Başûr'da da boşa çıkar. Ama bu KDP'deki işbirlikçilikle olmaz. "Ben yasal-meşru, sen değil, bura benim, sen çık“ demekle olmaz. TC'nin işgaline çanak tutan biri, PKK'nin direnişine "dur“ derse, Kürtlüğü şüphelidir. "ABD gelir, paşa olurum“ rüyası, kaş yerine göz çıkarmak olur. "TC arkamda, ABD yanımda“ diyerek PKK'nin üzerine yürümek, Başûr’u da kaybetmek olur. Bu çıkmaz sokaktır, tehlikelidir, oyun bazanlıktır ve bu sevdadan vazgeçilmelidir.
Bölgede III. Dünya Savaşının yanı sıra büyük bir kaosun olduğu ve küresel hegemonik güçlerin dizayn peşinde koştuğu biliniyor. Ama bu "ABD İran'ı yıkacak ve Türkiye'den de olacak“ değil. TC ile Kürtler ve Sünnileri, İran ile de Arap ve Şiileri kontrole alacak. Kıyamet hariç, ikisini bırakıp KDP ve Kürtlere oturmaz. Gerisi hayaldır. Tabi çatışmalar ve statükonun yıkılması Kürtlere de fırsat doğurur, ama bundan yararlanmanın yolu iç barış, ittifak ve Ulusal Kongreyi sağlamaktır. Fırsatçılıkla Zînî Wertê'ye tekçe güç yıkmak, "hükümet ve peşmerge kurmayı kararıdır“ demekle olmaz. YNK bile bunu yalanlıyor. Kendini ve halkı kandırmanın gereyi yok.
Rojava model ve kazanımıyla Kürtlerin bölge ve dünyada çok daha tanınıp, güçlendiği bir sırada ABD'nin güvenlik ve kontrol amaçlı da olsa Kürdistan'a daha da yerleşeceği açıktı. Hegemonik çıkarları için bunu yapar. K. Süleymani'yi öldürülmesile bunu hızlandırması tesadüf değil, planlıdır. İran'la kontröllü bir çatışmaya girecek. Zira İran bölgede ve Irak'ta güçlendi. Ama kolay olmayacak. İran köklü ve kolları uzun, Rusya ve Çin bağlaşıkları olan bir devlettir. TC ise 1639 anlaşmasını tehlikeye atacak kadar İran'ı karşısına alıp çatışmaz. Suriye ve Irak'da yapar, ama İran'da yapmaz. Oyuna gelmemek lazım. Çatışmalar fırsat ve tehlikeleri birlikte yaratır, ama barışık-ittifak ve güçlüysek fırsatı kazanır, tehlikeyi yok ederiz.
Türk devleti daha şimdiden Suriye'deki tarzı izliyor. İran karşısında ve ABD yanında görünür yapıp Kürtleri çatıştırarak PKK'yi darbelemek istiyor. Zira PKK ve YNK'nin olduğu yerler bir ABD-İran çatışmasında stratejiktir. ABD son çare olarak eğer Kürdistan'da yerleşip, İran'la çatışacaksa sırf KDP-YNK üzeri ilişkiyle yapamaz, PKK ile de ilişkilenmek zorunda, zira PKK'nin dört parçadaki etkisini biliyor. Kürtleri hep çatıştırmak TC'nin işine gelir, ama ABD için değil. TC tabi gelişmeleri takip ediyor. Kürtlerin olası gelişmelerden güçlenmesini engellemek için PKK üzerinden düşmanlıkla KDP'yi kullanıp, bir Kürt çatışması peşindedir. Mesele ve oyun budur. KDP bundan kazanmaz. Kürt halkı bunu kabul etmez, haddini bildirir. Neçirvan Barzani, "PKK'ye ordan çekilmezsen TC gelip, seni vuracak, dedik" Diyor. Çok vahim bir durum! PKK'nin, TC sopasıyla terbiye olmayacağını hala demek anlamamış bu "Liderimiz“! Bir de sözde ülke yönetiyorlar, çok yazık sayın İdris'in oğlu, çok…!
Demek sırf PKK'ye karşı hükümet var!
Bakın bu anlayışla yirmiyedi yıldır özgürleşen Başûr'da bir ulusal hükümet, yasama, yargı, ordu, polis ve kurumlaşma bile yaratılmadı. Meclis başkanı yıllarca Hewlêr'e alınmadı. Şengal birkaç saat içinde DAİŞ'e teslim edildi. Mexmûr hala ambargo altında. TC, Bakur, Rojava ve Başûr'a sistemli saldırıyor, bir protesto yok. TC ve İran Başûr'da her yere girip, gizli kollar örgütlemiş, bir tedbir yok. M. Selimi Kandil'e sığınsaydı herhal düşmana teslim edilmezdi. Her yerde parti, aşiret, birey otorite ve çıkarlar kol geziyor, talan-yolsuzluk var, yanı hükümet dışında her şey var, ama Mensur hala "hükümet kararıdır“ diyor. Demek sırf PKK'ye karşı hükümet var!
Lütfen bu kibirlikten vazgeçin! Kürdistan hepimize yeter ve her Kürt Kürdistan'ın her yerinde yaşama ve düşmanı vurma hakkına sahiptir. Bunun meşruluğunu tartışmak, kimsenin hadine değil. Kürtlerin her parçada özgürlük için ağır bedeller ödediği bu tarihi anda KDP ve Barzanilere düşen görev Zînî Wertê'ye güç yığmak değil, Ulusal Kongre'ye yanıt olmaktır.
Zînî Wertê uzaktan ABD'nin kumanda ettiği, TC ile KDP işbirlikçilerinin ortaklaşa yaptığı bir provakasyondur. KNK önderliğinde halkın yanı sıra partiler üstü kanaat önderleri, sanatçı, siyasetçi, aydın, kişi ve sivil kurumların ve özellikle de kadın ve gençlerin devreye girip engellemesi gerekir. “Kürtler arası savaşa hayır, barış, ittifak ve Ulusal Kongreye evet“ demeliyiz.