Kürt halkı uzun yıllar yabancı işgali altında kaldı. İç birliğini kuramadı. Birlik olmayı sağlayamayınca giderek kan kaybetti. Ülkesi ve halkı bölündü. Birden fazla işgalci güç, Kürt halkı üzerinde istediği gibi politika yürüttü. İçten böldükçe böldüler. Böylesi halk giderek kendisi olmaktan çıktı. 

Bu bölünmüşlük ve teslim alınmışlığa karşı şöyle ya da böyle itirazlar ve başkaldırılar da oldu. Ama işgalciler devlet aygıtını ellerinde tutuyorlardı. Örgütlü ve daha donanımlıydılar. Kürtlerin iç zaaflarını ve bölünmüşlüklerini kullandılar. Bu haliyle işgalcilere ve yabancılara hizmet giderek derinleşti. Bir yandan katliamlar, sürgünler ve yıkımlar bir yandan da halkın bilinçsizliği, çaresizliği ve örgütsüzlüğü giderek kader haline getirildi. Çıkarlarını esas alan ve ihanet içinde olan kesimler çoğaldı, palazlandı. Bu açıdan Kürtler için "haini bol halk" denildi. Bu tarihi gidişe, bu başaşağı inişe 1970'lerde dur denilmeye başlandı ve bugüne kadar yenilmeyen, ideolojisiyle ve halkı birliğe çeken amansız büyük bir direniş örgütledi. Bu direnişin ve özgürlükçü bilincin ruhun öncülüğünü ve mimarlığını Başkan Apo yaptı. Bu açıdan Türk egemenleri, tarihindeki en yıkıcı ve karalayıcı kampanyalarını Başkan Apo'ya ve PKK'ye yönelttiler. Bugün direnişi ezmek ve Kürtleri teslim almak için topyekün bir saldırıya, Tayyip Erdoğan'ın deyişiyle; büyük temizlik harekatına, başladılar. 

Türk devletinin kurulduğu 1923'lerden günümüze kadar yabancı bir devlet ile savaşmış değildir. 1974'te Kıbrıs'ta zorunlu bir müdahalesi var. Bunun dışında bir savaşı yoktur. Ama bu devlet aygıtı 1923'ten bugüne Kürtlerle savaş halindedir. Sürekli Kürtlere saldırdılar. 1925'te Şeyh Said'e karşı yürütülen katliamlar hiç durmadı. Ardından Ağrı katliamları, sonra Dersim katliamları ve diğerleri 1980'lerden beri de yine aynı biçimde Kürtlere karşı devam ediyor. Türk devleti, 24 Temmuz 2015'te 100'den fazla savaş uçağını bir gecede kaldırıp Kürtlere karşı bombardıman yaptı. Şimdiye kadar da yine aynı tarz hava bombardımanlarına devam ediyor. Tüm savaş unsurlarını, özel polis birliklerini, komandolarını, istihbaratını velhasıl ne kadar yıkıcı faşist ve ırkçı gücü varsa, Kürdistan'a yığmış durumda.1990'larda balığı yakalamak için suyu kuruttular. Yani binlerce köyü yakıp yıktılar. Milyonlarca Kürt'ü hiçbir bedel ödemeden topraklarından attılar. Binlercesini de işkenceli vahşi imhalar ve faili meçhullerle yok ettiler. 

Şimdi bütün bunlardan çıkardıkları derslerle daha kapsamlı ve daha vahşi bir saldırı programı yürütüyorlar. Kürtlerin tüm toplumsal ve kültürel dokusuyla oynuyorlar. Kürtlerin kutsalı olan her şeyini hedefliyorlar ve yine mezarlıkları bile hedef alarak bombaladılar. Erdoğan bununla övündü; ''Yerle yeksan ettik'' dedi. Kürdistan'ın kalbi olan Diyarbakır yıkım altında. Tüm yıkıcı güçlerini yığdılar. Tankla, toplarla göz göre göre yıkılıyor. Cizira Botan yerle bir edilmeye çalışılıyor. Direnen alanlar hedeftedir. Burada açıktan Kürt halkının hedef alındığı ortadadır. Kimse PKK'ye karşı bir savaş var diye propaganda yapmasın. Sokaklarda öldürülenlerin çoğu çocuklar, kadınlar ve orada oturan sıradan insanlardır. Ankara'dan gönderilen asker, polis, özel timler ve Kürt düşmanı faşist güçler o toprakların çocuklarını öldürüyor ve topraklarından, evlerinden kovmaya çalışıyor. Bu kadar açık ve net. Türkiye'nin aydınları ve akademisyenlerinin birçoğu buna itiraz etti. Erdoğan'ın ve ırkçı, faşist kesimlerin saldırılarına maruz kaldılar. Kimse yıkıma ve katliama ses çıkarmasın diyorlar. 

21. yüzyılda dünyanın gözü önünde adeta canlı yayında bir halk yok ediliyor ve göçe zorlanıyor. Peki ne için? Türkleştirilmek için. Türk devleti hala Kürtleri Türkleştirme projesinden vazgeçmiş değil. Asıl sorun budur. Bütün bu düşmanlıklar ve yıkımlar, katliamlar olurken kendine parti-örgüt diyen bir kısım Kürtlerden bir ses çıktı mı? Hayır. Direniş saflarına, halkın yanına geçmediniz, bari suç ortağı olmayın. AKP'den ayrılın. Sizde hiç insanlık, Kürtlük kalmamış mı? Böyle PKK'nin şu hatası, bu politikası diyerek durumu kurtaramazsınız. Çünkü Erdoğan Kürtlere düşman olduğunu, bütün kadınları, çocukları, yaşlıları hedef aldığını açıktan söylüyor. Gizlemek gereği bile duymuyor. Biz Kuzey Irak'ta hata yaptık, Suriye'de aynısını yapmayacağız demedi mi? ''Etrafımızda bir Kürt kuşağı oluşmasına izin vermeyiz'' demedi mi? Bugün Rojava'da Kürtlerin statü sahibi olmasını önlemek için çalışıyorlar mı? Evet çalışıyorlar. ''Cenevre-3 toplantısına Rojava Kürtleri katılmayacaklar'' deyip, bunun için Avrupa'da görüşmeler yapan Davutoğlu değil midir? Evet kendisidir. Hepsi bu kadar net iken hala ihanete kılıf uyduranlar bu Kürtler ne yapmaya çalışıyor?

Şimdi birinin; kimliğini, kültürünü savunan Kürtlere karşı AKP ve T.C.'nin işbirlikçi ve hain Kürtlere ihtiyacı var. Kürtleri bitirdikten sonra bu hainlere de ihtiyacı kalmayacaktır. Eğer bu ihanet koltuk ve çıkar sağlıyorlarsa bilsinler ki saldırdıkları ve karşı olduklarını söyledikleri yine de Kürtler sayesindedir. Leyla Zana bir konuşmasında HDP'li Kürtlerin siyasi, AKP'dekilerin de duygusal Kürt olduğunu söylemişti. Normalde duygusal olanlar daha çabuk tepki verirler, itiraz ederler. Nerede AKP'de böyle Kürtler! Cizre bir yerden topa tutulurken, Silopi yerle bir edilirken, cenazeler sokaklarda yatarken bu duygusal Kürtlere ne oldu? Bunlarda ruh ve insanlık, bir Kürt damarı olsaydı katliamcıların saflarında olurlar mıydı? 

Kürt halkı katliam altındayken, demokratik güçleri bastırılıp faşizm dayatılırken hala AKP'de kalmak, AKP'yi desteklemek açık ki bu suçlara ortak olmaktır. Hainler muhtemelen kendilerinden hesap sorulmayacağını, böylece önlerine atılan kemiklerle beslenmeye devam edeceklerini düşünüyorlar. Ama direniş yenilirse, bunların artık Kürdistan'da bir geleceği olmayacak. Hepsi ihanetle ve lanetle anılacaklardır. Bu halk bugünlerini ve bu hainleri hiç unutmayacaktır.