Kürt Halk Önderiyle BDP’liler arasındaki görüşmenin tutanağı olduğu iddia edilen bir haber yayınlandı. Haberi veren kişinin kuşkulu ilişkileri bulunmaktadır. Paris katliamının iç infaz olduğu iddiası da bu gazetecinin yalan haberine dayandırılmıştı. Bu kişi, gerçekler ortaya çıktıktan sonra bu ağır yalan haber konusunda bir özür de dilemedi. Bu nedenle kişiliği güven vermeyen, haberleri de kuşkulu birisi. Ancak bu haberin görüşmelerin bir kısmını da yansıttığı anlaşılıyor. Bu açıdan görüşmenin tamamı olmadığı gibi doğru yansıtılmadığı da görülmektedir. Herhalde bazı bilgilere ulaşılmış ve bir araya getirilmiş. Ya MİT içinde bazı yerleri çıkarılarak bilinçli sızdırılma yapılmış ya da birileri MİT içinden almış. Diğer bir ihtimal ise ya görüşmeler hükümete aktarıldığında ya da BDP’liler kendi aralarında konuştuklarında belirli yollarla ele geçirilmiş. Eksikleri, yanıltma yanları olsa da yansıtılanlardan bir kısmının bu diyalog içinde geçenler olduğu anlaşılıyor.

Belki ileride bu diyalogların tümünü en doğru biçimde öğrenme imkanımız olacak. Ancak bu diyaloglarda geçen ve en fazla speküle edilecek bir konu üzerinde durmak istiyorum. Önemli gördüğüm için bu haftaki yazımın konusu olarak bunu seçtim. O da Kürt Halk Önderinin Yahudi, Rum ve Ermeni lobileri üzerine söyledikleridir. Bu yansıtılanlar ne kadar doğru, önü ve arkası var mı bilemiyoruz? Ama bu haliyle de değerlendirmeler yapmak istiyorum. Çünkü kimileri bu yansıyanlar üzerinden ileri geri konuşmaktadır. Yine Ermeni, Rum, Yahudi kişi ve çevreler bu yazılanlar üzerinde değerlendirmeler yapmaktadırlar. Hem de Kürt Halk Önderinin söylediklerindeki maksadı aşan ve çarpıtan değerlendirmeler! Böylece Kürt Özgürlük Hareketi’ni ve Önderliğini farklı göstermeye ve yanlış algı yaratmaya çalışıyorlar. Bu nedenle erkenden değerlendirmek gerekiyordu. Yoksa çarpıtmalar farklı bir hal arz edebilirdi.
Yansıyan görüşme tutanakları haberinde Kürt Halk Önderinin Yahudi, Rum ve Ermeni lobilerinin çözümden yana olmadığı, Türkiye üzerindeki tarihsel iddia ve değerlendirmelerden dolayı Kürtlerin mücadelesini farklı ele aldıklarını söylediği belirtilmektedir. Kürt Halk Önderinin daha önce de bu yönlü değerlendirmeleri olduğunu ve ne maksatla söylediğini biliyoruz. Şimdi bu değerlendirmeler Yahudi, Rum ve Ermeni karşıtlığı olarak yansıtılmaktadır. Bu halklara yapılan haksızlığı görmeyen, hatta Türk devleti gibi yaklaşan bir zihniyetle bu söylemlerde bulunulduğunu belirten değerlendirmeler yapılmaktadır. Ermeni lobisinin 2015 yılına kadar Kürt sorununun çözümünü istemeyeceğine dair belirtilenler de bu çerçevede ele alınmaktadır.

Altın yumurtlayan tavuk

Kürt Halk Önderi ve Kürt Özgürlük Hareketi’nin bu halklara yaklaşımı, bu halklara yönelik soykırım ve haksızlıkları nasıl değerlendirdiğini kör ve sağır olmayan, kalpleri taşlaşmış bulunmayan herkes bilir. Hatta Kürdistan, Türkiye ve Ortadoğu’da bu halklara yapılan haksızlık ve soykırım bilincinin gelişmesindeki katkısı çok önemlidir. Özellikle Kürt Halk Önderliği bu halkların yaşadığı acıları derinden hissetmekte ve bu acıların anısı gereği bu coğrafyada bir daha bu tür acıların yaşanmaması için zihniyet devrimini gerçekleştirmek için büyük çaba göstermektedir. Sadece bu çaba gösterilmemektedir; bu yaklaşım ve çabalar Kürt hareketinin ve Kürt toplumunun pratiğine birebir yansımaktadır. Bu konudaki doğru, anlamlı ve değerli zihniyetin oluşmasında birinci dereceden rol sahibi Kürt Halk Önderidir. Bunu mitolojideki zalim tanrılar bile inkar edemez. İnkar edenlerin yüzüne gözüne durur. Dolayısıyla bu konularda Kürt Halk Önderi ve Kürt Özgürlük Hareketi’ni eleştirip suçlarken daha dikkatli olmak gerekir. Vicdanlı ve adil olma bunu gerektirir.
Kürt Halk Önderinin bu halklara yapılan zulüm ve haksızlıklar konusunda birçok konuşması vardır. Savunmasının son (5.) cildinde bu konulara geniş yer vermiştir. Kürt Halk Önderinin bu halklara karşı görüşlerini öğrenmek isteyenler okuyup öğrenebilirler.
Kürt Halk Önderi yıllardır başta batılı ülkeler olmak üzere birçok ülkenin Kürt Özgürlük Hareketi’ne yönelik yaklaşımlarını eleştirmektedir. Avrupa ve ABD’yi özellikle eleştirmektedir. Kürt sorununun çözümünü istemedikleri, Kürtlerin yürüttüğü mücadeleyi bölgedeki çıkarları ve varlıklarını koruma temelinde ele aldıklarını söylemektedir. Bu nedenle uluslararası komplo sonrası bu politikayı “tavşana kaç, tazıya tut” politikası olarak tanımlamıştır. Kürt sorunu, Türkiye’nin ve bölge ülkelerinin zayıf karnı konumundadır. Bu zayıf karından yararlanılmaktadır. Türkiye’ye Kürtlere karşı yürüttüğü savaşta verdikleri destek karşılığında tavizler koparmaktadırlar. Kürtlerin mücadelesi bu ve bunun gibi güçler için Türkiye’den taviz koparma zemini olmaktadır.
Kürtlerin yürüttüğü mücadele başarılı olursa bu imkan kaybedeceklerdir. Kürtlerin mücadelesi bu nedenle bazı güçler için altın yumurtlayan tavuk gibidir. Kürtlerin mücadele etmesi arzulanmakta, ama başarıya gitmesi de istenmemektedir. Bundan daha çirkin ve ahlaksızca bir politika olabilir mi? Kürtler de köleliği kabul etmeyip mücadele edeceklerine göre, bu Türkiye’den taviz koparmak ve bölgede çıkar sağlamak için çok büyük imkandır, kaynaktır; petrol yatakları gibi siyasi kazanç kaynağıdır.

Soykırımları görmezden gelmedi

Bu, Kürtlerin paranoyası mıdır, yoksa bir gerçek midir? Dürüst her kişi bu gerçekliğe hak verecektir. Bunun Ortadoğu’nun temel reel politikliklerinden olduğunu kabul edecektir. Şimdi Türkiye’den her taviz koparmak isteyen Kürt karşıtlığını ortaya koymuyor mu? Türkiye de aman Kürtleri desteklemesin diye herkese taviz vermiyor mu? 1990’lı yıllarda Türkiye herkese kendini pazarlamadı mı? Öyle ki Türkiye PKK nerede bir ilişki kursa oraya el atıp tavizler vererek PKK’yi her alanda yalnızlaştırma politikası izlemedi mi? 1990’lı yıllarda Türk devletinin Kürt Özgürlük Hareketi’ni bastırmak için herkese taviz verdiğini biliyoruz. Bu nedenle birçok siyasi gözlemci Türkiye’nin bu zayıf karnından yararlanıldığını söylemedi mi, söylemeye devam etmiyorlar mı?
Uluslararası komployu ele alalım! Yunanistan, Kıbrıs’tan taviz koparma vaadiyle Kürt Halk Önderini satmadı mı? Rusya çok yağlı doğalgaz anlaşması yapmadı mı? İsrail, Türkiye ilişkilerini geliştirmek ve Türkiye’den daha fazla yararlanmak için bu komplo içinde yer almadı mı? Türkiye de İsrail üzerinden ABD desteğini almak için Erbakan döneminde İsrail’le en büyük anlaşmaları yapmadı mı?
Kürt sorunu var olduğu ve Kürtler mücadele ettiği sürece Türkiye zor durumda olacak ve dış desteklere ihtiyaç duyacaktır. Zaten şimdiye kadar Kürtleri dış destek alarak ya da dış güçlerin göz yummasıyla egemenlik altında tutmuştur. İşte Türkiye’nin bu zaafını bilenler Kürt sorununun varlığından memnunlar ve çözümünü istemiyorlar. Bu durum Kürtlerin de kafasında patlamakta ve sürekli acı çekmelerine neden olmaktadır. Türkiye’nin Kürt sorunuyla yaşaması Türkiye’nin güçsüzlüğü anlamına gelmektedir. Bu açıdan Türkiye’nin Kürt sorununu çözecek zihniyete ulaşması da istenilmeyen bir durumdur. Özcesi Kürt sorunu çözülmemeli, Kürtlerin mücadelesi sürmeli ve bu durumdan da yararlanılmalıdır. İşte bu yanlış anlayış Kürtlerin mücadelesi için en büyük handikaptır. Kürtler bu handikabı mücadeleyle mutlaka aşacaktır. Ancak böyle bir gerçeklik de bugün reel politik olarak bulunmaktadır.
Yahudi, Ermeni ve Rum lobisinin Kürt sorununun çözümünü istemediği, Türklerle Kürtler arasındaki sorununun çözümünü kendi çıkarlarına görmeyen bir yaklaşım içinde olduğu değerlendirmesi de bu çerçevede ele alınmalıdır. Özellikle Ermeniler ve Rumlar Türkiye’den çok zarar görmüşlerdir. Bunlara diğer Hıristiyan toplulukları da eklemek gerekir. Son dönemde Türkiye’nin Kıbrıs’ı işgal etmesi de bu yönlü sorunları ve travmayı daha da arttırmıştır. Ermeniler ve Asuriler soykırım yaşamış, Rumlar Anadolu’dan göçertilmiştir. Bunlar tarihin en büyük acıları ve haksızlıklarıdır. Yahudilerin yaşadığı soykırım bilinmektedir. Yahudilerin göç ettirildiği topraklardan biri de Anadolu’dur.
Kürt Halk Önderi Öcalan hiçbir zaman bu soykırımları ve acıları görmezlikten gelmemiştir. Ermeni soykırımını da, Rum göçünü de sürekli anan bir kişiliktir. Bu tarihi haksızlıkların kabul edilmemesini soykırım zihniyetinin sürdürülmesi olarak ifade etmektedir. Türkiye’nin şimdi bu soykırım politikasını fiziki soykırımlar yanında esas olarak kültürel soykırım olarak sürdürdüğünü vurgulamaktadır. Ermeni soykırımının acısını ve bunun yarattığı sonuçları da birçok değerlendirmesinde kapsamlı işlemektedir. Hatta Ermenilerin ve Asurilerin Kürdistan’dan sürülmesini, bu toprakların kültürel olarak kuraklaştırılması olarak değerlendirmektedir. Bu acıların kabul edilmesi ve telafi edilmesi konusunda Ermenileri ve Rumları anlamakta ve taleplerini değerli ve anlamlı bulmaktadır. İtiraz edilen ve kabul edilmeyen ise bu yaşananların ve yaşanan haksızlıkların Kürtlerin acıları üzerinden giderilmek istenmesidir.
Kürtlerin üzerinden pazarlık yürütülerek, Kürtlerin mücadelesi ve Türkiye ile yaşadığı sorunlar zemin olarak kullanılarak bu haksızlıkların giderilmek istenmesi ve taviz koparılması zihniyeti eleştirilmekte ve teşhir edilmektedir. Kürt Halk Önderinin söylemek istediği budur, kastı budur. Ermeni, Rum, Süryani gibi Hıristiyan halklara düşmanlık bir yana, bu halkların bu topraklardan sökülüp atılmasından büyük acı duymaktadır. Ermenilerin nasıl acı çektiğini çok iyi bilmektedir. İlkokulu okuduğu köy ise soykırım sonrası İslamlaştırılmış, Türkleştirilmiş bir Ermeni köyüdür. Kürt Halk Önderi halklara karşı sevgiyle yaklaşmaktadır; her halkı insanlığın bir değeri olarak görmektedir. Ancak Kürt halkının özgürlük mücadelesinin Önderi olarak bu özgürlük mücadelesinde ortaya çıkan sıkıntı ve engelleri de ortaya koyması ve dillendirmesi kadar doğal bir şey olamaz. Bunu halkların ve Kürtlerin Ermenilere, Rumlara ve Yahudilere düşman olması için belirtmiyor. Bir tarihi gerçeği ve reel politik durumu ortaya koyuyor. Bu, bazı İslamcı çevrelerin her taşın altında İsrail parmağı araması gibi bir durum değildir. Ermeni, Rum lobilerinin Türkiye politikası ve bunun Kürtlere yansıması dillendirilmektedir.
Kıbrıs sorununda taviz koparma ve başka konularda Türkiye’yi sıkıştırma konusunda Türkiye’nin yaşadığı Kürt sıkıntısı kullanılmak istenmektedir. Kürt Halk Önderinin Yunanistan’ın içinde olduğu bir oyunla Türkiye’ye teslim edilmesi böyle olmuştur. O zamana kadar Kürt Halk Önderi Türkiye’den zarar gören ve acı çeken bir halk olarak Rumlarla iyi ilişki içindedir. Teofolis gibi Rum dostları vardır. Bu dostluğu Teofolis’in canına mal olmuştur. Daha başka Yunan dostları da olmuştur. Ancak Kürt Halk Önderinin bu dostlara yaklaşımının nasıl bir kötü çıkara alet edildiği bilinmektedir.
Yunanistan, Rumlar, Ermeniler ya da başkaları Türkiye ile sorunlarını çözmelidirler. Türkiye’nin yaptığı haksızlıklar giderilmelidir. Ama bu, Kürtlerin sırtından olmamalıdır. Kürtler sürekli savaşsın, ama çözüm olmasın, biz de yararlanalım demek ahlaki bir durum değildir. Kuşkusuz çeşitli ülkeler ve siyasi güçler hasımlarının yaşadığı çelişkilerden yararlanırlar. Ama bu, Kürt halkı gibi kültürel soykırım yaşayan ve varlığı tehdit altında olan bir halk üzerinde oldu mu artık bunun anlamı farklı olur.

‘Hor görme’ bir çarpıtmadır

Özellikle Ermeniler mazlum ve büyük haksızlığa uğramış bir halktır; Kürt’ün komşusudur. Kültürel alışveriş yaptığı bir toplumdur. Ermenilerden zarar görmeyen, hatta Kürt kültürel, sosyal ve ekonomik yaşamına zenginlikler katan bir halk olmuştur. Ne acıdır ki Osmanlı ve Türk egemenleri Ermeni soykırımında Kürtleri de kullanmışlardır. Her ne kadar siyasi güç, karar verici ve örgütleyiciler Türk egemenleri olsa da, Kürtler de kullanılmıştır. Bu, Kürtler için de acı verici bir durumdur. Kürtler, en başta da Kürt Halk Önderi bu acının ağırlığını sürekli hissetmektedir. Hatta mücadelesini bir yönüyle de bu acıların telafisi ve bir daha yaşanmaması için vermektedir. Bu açıdan Ermeni, Rum ya da Yahudi lobilerinin eleştirmesini bu halkları hor görme ve hedef göstermek olarak anlamak bir çarpıtmadır. Eleştirinin ne olduğunu anlamadan ezbere konuşmadır. Bu önderliğin, bu hareketin bu konulardaki görüşünü, pratiğini bilmeden sorunu bütünlüklü görmeden, sadece lobi eleştirileri üzerinden farklı sonuçlara varmak iyi niyetli yaklaşım değildir. Bu değerlendirmeler eleştirilebilir, öyle değildir de denilebilir; ama sorunu söylenen zemin ve çerçeveden dışarıya çıkarmak ne düşünce dürüstlüğüne ne de iyi niyete sığar.
Ermeni lobilerinin 2015’e kadar Kürt sorununun çözümünü istemediğini söylemesinin de bir mantığı vardır. Ermeni lobilerinin Kürt sorununu kullandığı yönlü değerlendirmesinin somut bir konuda ifade edilmesidir. Ermeniler 2015’te Ermeni soykırımını kabul ettirme çabasındalar. Bu çabalarında haklıdırlar. Ancak Türkiye’yi sıkıştırmak, Türkiye’ye bunu kabul ettirmek için Kürt sorununun varlığını bir araç yapmak da tabii ki eleştirilir ve doğru bulunmaz. Ermeni lobisi Kürt sorunu çözülürse Türkiye’nin eli rahatlar ve Ermeni soykırımını kabul etmez diye bir kaygıyla hareket etmektedir. Bu nedenle bu sorununun çözümünü 2015’e kadar istemezler değerlendirmesi bu çerçevede ele alınmalıdır. Yoksa buradan yolara çıkarak Kürt Halk Önderinin 1915 olaylarını soykırım olarak görmediği ve Türkiye gibi düşündüğü yönlü çıkarsamalar yapmak bir çarpıtmadır. Bu kadar hassasiyet ya da çarpıtma, lobilere ait olan yaklaşımın üstü örtülmek isteniyor yorumlarına götürür.
Türkiye ile Kürtler arası sorundan ve Kürtlerin mücadelesinden yararlanmak ve bu temelde Kürt sorununun çözümünü istememek arızi bir durumdur. Halbuki demokratikleşen bir Türkiye ortamında tarihi bazı haksızlıkları gidermek ve hala süren yanlış politikaları düzeltmek daha da imkan dahiline girer. Kürt sorununu çözerek gerçek anlamda demokratikleşen bir Türkiye’de mevcut geri ve dogmatik yaklaşımların aşılacağı, adil ve demokratik düşünme ve bu yönlü politik doğrultu geliştirmenin ortaya çıkacağı görülerek buna göre hareket etmek daha doğrudur. Bu açıdan Yahudi, Rum ve Ermeni lobilerinin stratejisi çelişkilerden ve sorunlardan yararlanmak değil de Türkiye’nin demokratikleşme çabalarına destek vermek olmalıdır. Bu açıdan en başta da Kürt sorununun çözümüne destek vermek gerekir. Çünkü Kürt sorununun çözümü Türkiye’yi demokratikleştirmenin anahtarıdır. Türkiye demokratikleşir, Kürt sorunu çözülür ve Türkiye güçlenirse biz Türkiye’yi sıkıştıracak bir şey bulamayız kaygısı yanlış bir kaygıdır.
Türkiye’nin halklara çektirdiği acının intikamı Türkiye’yi demokratikleştirerek alınmalıdır. Böylece bu acıları çektiren gericilik bu topraklardan sökülüp atılır.
Şu bir gerçektir ki, Türk devleti de Batının ve bazı lobilerin Kürtlerin mücadelesinin başarıya ulaşmaması yönündeki yaklaşımlarından yararlanmaktadır. Çünkü Türkiye Kürtler başarısız kalırlarsa zaman içinde ben bu işi hallederim diyor. Türkiye batının ve bazı lobilerin kimi tavizler karşılığında (tabi arzuladıkları tüm tavizleri de vermiyor) Kürtlere karşı yürüttükleri savaşta verdikleri destekle Kürt sorununun çözümsüzlüğünde ısrar etmektedir. Bu nedenle Kürt sorununun çözümsüzlüğünü her iki anlayış da kendi çıkarları ve hedefleri doğrultusunda kullanmaya çalışmaktadır.
Kürt Halk Önderinin duyduğu rahatsızlığı dile getirmesi bu nedenledir. Bunu halklara karşı düşmanlık ya da düşmanlığı kışkırtmak olarak değerlendirmek gerçek dışıdır. Konuyu kendi zemini dışında değerlendirmek ve saptırmaktır.
Küt Halk önderinin felsefi, ideolojik, teorik ve siyasi düşünceleri ve pratiği ortadadır. Kürt toplumu gerçeğinde ortaya çıkardığı sonuçlar da ortadadır. Kürt Özgürlük Hareketi ve Kürt demokratik hareketinin farklı etnik ve dinsel topluluklara ve farklılıklara yaklaşımı pratikte bellidir. Bu konuda dünyanın en özgürlükçü demokratik zihniyetine ve pratiğine sahiptir. Bunun aksini ya da böyle olmadığını kimse ispatlayamaz.