Rojava’da Kürtlerin DAİŞ ile savaşı sürüyor. Irak Tikrit operasyonunu yeniden harekete geçirdi. Suriye’de El-Nusra ortak cephe ile rejim güçlerine saldırılarını yeniden başlattı. Ortadoğu’da kaynayan kazana Yemen’de başlayan şiddetli çatışmalar yeni bir boyut kazandırdı. 

Bütün bu gelişmelerle, küresel ölçekte hazırlanan stratejilerin giderek bölgede savaşı derinleştireceği açık. 2011’de diktatörlüklere karşı halk hareketleri biçiminde başlayan iç çatışmalar, ülkelerin dışına taşarak uluslararası bloklar savaşına dönüştü. Yerel ve bölgesel ölçekte yürütülen askeri ve siyasi hakimiyet kadar derinleşen bölge savaşı, küresel kapitalist güçlere yeni ekonomik pazar alanları oluşturuyor. 

Fars hakimiyeti yayılıyor mu?

Siyasal hakimiyet savaşı mezhepler üzerinden derinleşiyor. İran Şia çemberini Suriye, Lübnan, Irak ve son olarak Yemen üzerinden bütün bölgeye yayıyor. Geleneksel Fars (Pers) siyaseti bölgedeki etkinliğini güncel olarak bu şekilde icra ediyor. İran bölge genelinde derinleşen mezhep ve etnik savaşların en etkin savaş gücü olmasına rağmen, ateşi kendi sokaklarından uzak tutmayı ustalıkla yürütüyor. 

Suriye’de BAAS rejiminin, Irak’ta Şii hükümetin DAİŞ ve diğer örgütler karşısında ayakta kalmasını sağlayan temel güç İran’dır. Dolayısıyla bu durum, bölgede Sünni-Şii çatışması üzerinden derinleşen savaşta Fars siyasal hakimiyetinin pekişmesine hizmet ediyor. 

Fars-Arap savaşının muhtemel galibi İran olur mu?

Birçok Arap ülkesinin bir araya gelerek Husilere karşı savaş başlatması, Arap-İran savaşının başlangıcı olabilir. Zira bölgede genişleyen Pers çemberi, daralan Arap hakimiyeti anlamına gelir. Körfezde etkin güç haline gelen İran, siyasal ve ekonomik açıdan bölge liderliğini Araplar’dan devralır.

İran Heşd El Şeebi ve Bedir Tugayları aracılığıyla Irak’ta etkinliğini kurup, Tikrit operasyonuna güçlü şekilde katılırken Suudi Arabistan krallığı, İran’ı Irak üzerinde hakimiyet kurmakla suçlamıştı. Çünkü İran’ın bölgede hinterlandını genişletmesi doğal olarak Suudi, Katar, Mısır gibi Arap ülkelerinin hinterlandını daraltır. Suudiler ardından ABD’nin İran’dan Irak’taki güçlerini çekmesini istemesiyle birlikte İran Tikrit operasyonunu rölantiye alıp ardından Husileri harekete geçirdi. Husiler, tıpkı Lübnan Hizbullah’ı gibi sürekli ekonomik ve savaş teçhizatıyla donatılarak gerektiği anda harekete geçirilmeye hazırlanmışlardı. 

Küresel sermayenin yeni müttefiki İran mı? 

ABD, Yemen müdahalesine siyasal desteğini açıkladı. Ancak sıcak savaşa dahil olacağa benzemiyor. Bu durum İran’ın molla misyonerliğiyle yıllardan beri geliştirdiği siyasetin sonuç almasına ve giderek tüm bölgede hakimiyet kurmasına fırsat sunuyor. Batılı güçlerle sürdürülen nükleer pazarlık, Irak, Suriye ve Yemen’de Şiiler üzerinden geliştirdiği hakimiyet İran’ı Araplar yerine küresel güçlerin yeni müttefiki haline getirebilir mi? Ya da ABD ve batılı güçler İran’ın bu genişlemesine sessiz kalırlar mı? ABD’nin buna oldu bittiyle rıza göstermeyeceği Tikrit ve Yemen operasyonlarında ortaya çıktı. 


Kürt birliği bölgede etkin bir denklem oluşturabilir

Bölgenin ekonomik ve siyasal fay hatlarında çatlaklar ve yeniden yapılanmalar köklü şekilde yaşanırken, Kürtler etkin bir güç olarak sahada yerlerini alabilirler. Ancak bunun için Kürtlerin siyasal ve askeri birliği zorunluluk olarak ortaya çıkıyor. Araplar ile Farsların hakimiyet savaşlarında ağırlıklarını koruyup, doğru siyasal manevralar geliştirebilirler mi?

Bunun için asıl cevaplanması gereken soru; Kürt birliği oluşabilir mi? Kürtler mevcut pozisyonlarıyla ne kadar ayakta kalabilir, oyun kurucu durumuna gelebilir, bunu önümüzdeki dönemde Kürtlerin içte ve dışta geliştireceği politik adımlar ve manevralar belirleyecek.

Kürtlerin mevcut parçalı duruşla giderek bölge siyasetinde etkin bir konuma gelmeleri zor görünüyor. DAİŞ’e karşı yürütülen mücadele Kürtler’de görünür düzeyde bir ulusal duygu ve bilinç yarattı. Kimi savaş cephelerinde ortak mücadele gelişti. Ancak halen ortak bir siyasi ve askeri mekanizma yaratılamadı. 

Arap hakimiyetine karşı her gün yeni hamlelerle gelişen Fars hakimiyetinin yarın Kürtlere yönelmeyeceğinin hiçbir garantisi yoktur. Dolayısıyla Kürtler, Arap-Fars, Sünni-Şii çatışmasında sıkışmadan sahada oyun kurucu olarak yer alabilir. Bunun için ulusal mekanizmalarını hızla oluşturup harekete geçirmek zorundadırlar.