Amerika kıtasına ayak basan "Kaşifler"den sonra, Avrupa’nın tutunamayanları için beklenen kurtuluş güneşi doğmuş, bu yeni topraklara akın başlamıştı.
Yarı aç yaşayan aylaklar, işsizler, topraksız kalabalıklar ve toplumların dışlanmışları olan hırsızları, katil, gaspçı, hapishane kaçkınlarıyla sabıkalılar, bir yolunu bulup "Kızılderililer" ülkesine aktılar. Sonra, yerli halka efendilik taslayan "beyaz adam" kolonileri kurdular.
Kara derililerin yurdu Avustralya kıtası ise Britanya imparatorluğunun üstü açık hapishanesiydi. Hırsızlar, katiller, tecavüzcü ve gaspçıların, kaçışı olmayan sürgün adasıydı.
İki kıta da sonsuz geniş, topraklar verimli, dağlar, ormanlar yaban hayvanı, yemişler, sebze ve meyveleriyle yiyecek dolu, iklim, yer yer barınma ve giyinmeyi gerektirmeyecek kadar sıcak, kışın ılımandı.
Gel gelelim, sabıkalısı ve suçsuzuyla beyaz adam, aç gözlü, hem de "göz darlığı" hastalığına düççardı. Karnı doysa gözü, gözü tok olsa karnı aç bu insanlar, sahip olduklarıyla yetinmiyor, gördükleri her şeyi, toprakları sınırsız istiyor, amaçlarına ulaşmak için de gaspa, talana çıkıyor, engel gördüklerini kırarak, soylarını kurutmaya çalışıyorlardı. Savrulmuşluğun kini, öfkesini içlerinde büyütenler, "beni buradan atarlarsa?" sendromuyla, iki yeni kıtayı kana buladılar. O halkın çocuklarını da cellat ve yol gösterici olarak kullanarak…
Osmanlı da, yüz yıllar boyunca çaldığı, gasp ettiği çocukları devşirip büyüterek, öz yurdunun insanları, ailelerine karşı cellat yapmıştı. Beyaz adam bunu, Amerika ve Avustralya’da tekrarladı.
Benzer yol, bugün Kürdistan’da hala yürürlüktedir. Ücrete bağlamış, tutulmuş kimi Kürtler, politikacı kılığındadır. Bazıları "aydın" hatta "övür" Kars ineği gibi böğüren "yazar" kılığında, alt kesimler de muhbir, savaş yollarında rehber ve insan avcısı…
Dünya ise binbir surat. Yalan, dolan dünyanın büyülü yüzü.
Soyu tükeniyor diye çiçeğin, otun, kuşun, yaban havyanının matemini tutanlar, katilin yok etmek üzere Kürtlerin kapısına dayanmasına, dilini kesmeye devam etmesine sessiz, gözü kör, Rusya, İran’la ittifak kurmasına sağır.
Rusya, dünün "yer yüzü mazlumları birleşin" naraları atandır. Ezilenlerin umudu diye öne çıkan…
Ve kendisine biçilen dona, renge, biçim ile işleve bakın, siz: Döne, dolaşa mazlumun katili ihalesinde, birinciliği yapmış gösteriliyor…
Her neyin karşılığı ise eski turist simsarı Çavuşoğlu, Suriye masasında artık Kürtlerin olmadığını müjdeliyordu, sevinç içinde…
Perde gerisinde, kendilerince gizlice savaş halinde olan İran ise öteki işbirlikçi rolündeydi. O hala, kendine "İslam adaletinin devleti" diyebiliyordu.
Seveyim ben senin yer yüzü adaletini…
Kürtleri yok etmede yeminli Türk, hızını alamıyor yanına koşmayan Amerika’yı "teröristlere yardım ve yataklık"la suçluyor.
Böyle bir yalan dünya işte.
İttihat ve Terakki adındaki çetesi de böyle idi. İnsanlık diye diye insanlığı katlediyor, soykırımdan soykırıma koşuyor, Türk’e Türk propagandasında renkten renge giriyor, Türk olmayanlar bile Türk geçiniyorlardı. Bu bir geçim yoluydu.
Daha sonra TC için, ısmarlama İstiklal Marşını de yazan, Mehmet Akif, İttihatçıların önde geleniydi, mesala. Ama o, Türk değil bir Arnavut’tu. Kendi halkı ayak altında, aç, sefilken, o "kahraman ırkım" deyip Türk güzellemesi yapıyor, "hangi çılgın bana zincir vuracakmış, şaşarım" diye devam ederek, milletvekili maaşı dümenini tutuyordu..
Türk ırkçıları o kadar Türktü ki, Kürt Ziya Gökalp, coşkunun öteki neferi, Kürt Nizameddin de, kafa kesen valiydi.
Bugüne gelirsek, Türk ırkçılığını basamak edip, ömür boyu mevki, makam taşları döşeyenlerden hangisi Türk?
Bu da ayrı, hem Amerika’ya sövüp, içeride Rus elçisini öldürtmek, darbe yaptırmakla suçlamak, hem de "avuç açıp, Kürtleri yok etmede cinayet ortaklığı yapalım" diye dilenmek neyin nesi?
Böyle bir utanç koalisyonu kurulabilir mi?
NOT:
Bu satırları yazarken, Muş’ta askerliğini yaparken, ezberlediği Kürtçe diyalektle yıllar yılı komiklik yapan, Şener Şen, Cumhurbaşkanı Erdoğan seçimi sanatçı olarak ödülünü alıyordu.
Ne hoş. O ödül, paralanmış, beton yığınların arasında çürümeye alınmış yüzbinlerin hayatına, derinliklere gömülen demokrasi, umuduna, diri diri yakılan Kürtlerin hayatı, yok edilen Kürt şehirlerini gözden kaçıran, örten kara perde olarak yansıdı.
Perdede suç ortaklığını çağrıştırdı.
Birilerinin bir yerini yalarken bile, o sahnede hala "demokrat rolü" oynuyor, tiratlar haykırıyordu.
Yıllar önce, bir dostun bürosunda elini sıkmıştım. Ekranda o halini görünce, elimin kirlendiğini düşündüm. Gidip o eli sabunlayarak, ova ova yıkadım.