Kürtlerin mertliği, sözün kutsallığını anlatan “hesp bi hevsar, mirov bi soz tê girêdan” sözü vardır.

Kendi kültürünü yaratmış her yerleşik toplumun, ana kanun niteliğinde bağlayıcı kuralları, kaide ve gelenekleri vardır. “Söz” vermek ve ona saygıyla bağlı kalmak Kürtlerin namus, haysiyet, yani onursal kuralıdır. Yere düşürülmez, dönülmez, çiğnenmez kutsallıkta, bağlayıcı kanundur, söz...
Tarihleri boyunca, yazılı kanunları yerine “söz vermeye” dayalı bu gelenekleriyle yaşadılar, Kürtler. Sükun ve düzen sözle sağlanıp, yürüdü.
Ama bunlar, bağlayıcı herhangi bir gelenekten yoksun. Sözün nerelerinden çıktığından henüz habersiz.
Söz verdiler. Hatta, yazılı anlaşmaya geçirirler (Amasya Tamimi, Lozan Antlaşması) sözlerini. Sonra, düze çıkınca sözlerini ayak altına alıp, kan döktüler, kırım yaptılar.
Son hale bakın: Kürtleri kandırma kurnazlığı ve oyalama taktiğiyle, yalvar yakar, müzakere masasına oturdular. Ama oyalama, kandırmaca tutmayınca, ırkçılığın gazabını haykıran topyekün savaş kararı aldılar. Dün, “ver öpim abi” dedikleri Kürtler, savaş tamtamları arasında bir kere daha terörist oldular.
Türk Başbakanı Recep Erdoğan’ın, Kürdistan’ın Kandil dağlarının fethi için, parlamento başkanlığına verdiği ve (onurlarına yakışan nitelemeyi, varın siz bulup adlandırın), içlerinde Kürt ana, babadan olmaların da yer aldığı AKP, CHP, MHP’nin oy birliğiyle kabul edilen tezkerenin girişinde, şöyle deniliyordu:
“Irak’ın kuzey bölgesine yuvalanmış bulunan PKK terör unsurlarından kaynaklanan ve Türk halkının huzur ve güvenliği ile, ülkesinin milli birliğine, güvenliğine ve toprak bütünlüğüne yönelik açık tehdit, bölgede ahiren meydana gelen gelişmelerin de etkisi ile devam etmektedir. Dost ve kardeş Irak’ın toprak bütünlüğünün, milli birliğinin ve istikrarının korunmasına büyük önem atfeden Türkiye, PKK teröristlerinin Irak’ın kuzeyindeki mevcudiyetine ve ülkemize yönelik terörist saldırılarına son verilmesini sağlamak amacı ile (...) Türk Silahlı Kuvvetleri unsurlarının gönderilmesi, görevlendirilmesi…”
Batı Kürdistan’a sürülen kiralık El Kaide’nin yetersiz kalması halinde, topyekün hücum kararından sonra, yukarıdaki satırların haykırıldığı teskere, Türk devletinin, dışarıdan borç para alarak emperyalizmi oynama hamlesidir.
“Türk halkının huzur ve güvenliği ile toprak bütünlüğü” diye sıralanan gerekçeye bakıldığında ise sanki kendileri yerli, Kürtler Balkanlar, Kafkasların herhangi bir “Orta Asyasından” kopup gelmiş işgalci göçmen...
Zapt amacıyla, Güney Kürdistan’a inşaat işçiliği, askeri üsler ve Fethullah Gülen’le girenler, Batı Kürdistan’da bu hile tutmayınca, onu ele geçirmek için, Allahuekber naralarıyla ırza geçen, insanları koyun gibi kesip, ciğerini çiğ çiğ yiyen El Kaideci vahşileri, Esad rejimine karşıymış gibi gösterme kurnazlığıyla kullanıyorlar.
Ama, Amerika ve Rusya devlet başkanları, dünya medyası da teyid ediyor ki, asıl amaç Kürdistan.
Nitekim, Amerikan devletinin görüşlerine yakınlığıyla bilinen Wall Street Journal gazetesi de, son analizinde şunları yazıyordu:
“Siyasi analistler, Erdoğan’ın, hem Türkiye’nin sınırlarındaki düşman bir rejimi yerinden etmek, hem de Suriye’nin petrol zengini kuzeyinde, Kürt devleti kurulması olasılığını zayıflatmak için, Esad’ı devirmek istediğini söylüyor.”
Uzaktan seyre durup, ganimet arzusuyla ağzı sulananlar, Kürdistan’ı kolay lokma sanıyorlar. Kapıları yoklayıp, bela sürmek diye buna derler...
Onun için, içeride su başlarını (iktidar) tutup, nimetleri, halkın vergilerini yandaşlarıyla palaşma hırsıyla, birbirini yalancılık, hırsızlık, dolandırıcılık, kalpazanlık, talancılıkla, katillik, katliamcılıkla suçlayarak boğazlaşanlar, Kürdistan’ın parçalarını vaaddedilmiş ve sahiplenmeyi bekleyen ganimet (enfal) sanıyorlardı.
Saddam’ın, Kuveyt’e gömülen akibeti de akıllarına gelmiyordu. Hayal alemlerinde akılları tutuk, gözleri bağlıydı.
Onun için, birbiri hakkında söylediklerini yalayıp yutuyor, kendi müridini de soyan cemaatçisinden, El Kaide İslamcılarına, onlara karşıymış gibi duran Hitler mukallidi kafa tasçı ırkçıların mahdumlarından, kurt soyundan türediğini söyleyen, en birinci ırkçı görünme gösterilerinde kurt gibi uluyanlara kadar hepsi, “ganimete hücum” cephesinde birleşiyor, bir ve bütün oluyorlardı.
Oysa, Kürdistan’ın parçaları dünün toprakları değildi. Uğrunca can vermeye (üstelik paralı subayların komutasında değil) adanmışlardan oluşan birer ordusu vardı.
Fetih hayaliyle, o topraklara gömülmek mukadder, dahası “Dimyata pirince gideyim” derken, evdeki bulgurdan olmak vardı.