Sözü dolandırmanın günü değil. Türk parlamentosundan çıkan tezkere, Kürtlere karşı topyekün savaş kararıdır. Bugüne kadar tetikçi olarak kullandığı, Türklerin IŞİD dediği DAİŞ çetesini artık devreden çıkarıp, doğrudan savaş cephesine dalması, Kobanê’den başlayarak Rojava’yı işgal etme icazeti, Kürtler açısından ise sözün bittiği yerdir.

Kürtlere karşı topyekün savaş tezkeresi Amerika’ya rağmen mi? Yoksa, peşin ucu gösterilip ağızlarını sulandıran ücret mi?
Bu soruların cevabı, bugün değilse yarın, bütün netliğiyle  gün ışığına çıkacaktır. Çünkü, bugün artık dün ve İnternet dünyasında hiç bir şey sır değildir.
Oysa bunun tuzak olup olmadığı bugün yenide "kurtarıcı" kesilen Amerika'nın tutumundan bellidir. Saddam'a da, "İran’ın üstüne yürü arkandayız" demiş, sonra "buyur Kuveyt'i al" diye kışkırtmışlardı.
Türk devletinin diktatoryal bakışlı şefleri, umarız sonları aynı olmaz, ama bugün bölgeye bakıp dişlerini çak çak eden bir Saddam görünümünde. Üstelik Amerikan çıkarlarını göz dikmiş ve petrol kuyularına el daldırmış…
Petrol kuyularının güveniliği için bölgede yürüyen karıncaların hareketini bile uydularla takip eden, kuş cıvıltılarını dinleyen Amerika, DAİŞ denilen canavarın, kim tarafından yaratılıp beslenerek, füzeler, tanklar, toplarla takviye edildikten sonra,  masum insanlara musallat edildiğini bilmezlikten gelemez. Palazlandığı dönemde, kiminle ortaklık kurup çaldığı petrolü satarak para kazandığını da herkesten önce biliyordu.
Diyelim, dünya jandarmalığı imajına iftira ile bunları görmedi, duymadı; ya İstanbul’da organize edilen yapılanma toplantılarına ne denmeli? Burada geliştirilen taktiklerden sonra uluslararası kiralık katil, hırsız çetelerinin Suriye'ye sarkıtılmasını da mı görmedi?
Katil çeteler birden bire ortaya çıkmış gibi, aptal şaşkını oynuyor, Amerika.
Oysa çetelerin nerede barınıp, kimlerden eğitim gördükten sonra silahlanarak çocukları, kadın ve ihtiyarları katle gittiklerini, hırsızlık ve talan için eksikliğini hissettikleri füzelerin TIR’la arkadan gönderildiğini diktatoryal esir Tük basını bile yazıyordu.
Bütün bunlara karşı aptal, kör ve sağır rolü yapan Amerika, daha bir kaç yıl önce Saddam’ın ordularını yerle bir eden, tank taburlarını kuma gömen güçtü; ama Musul önlerinde çetelerle baş edemiyor, Şengal’de katliam yapmalarını önleyemiyordu.
Katil çetelerin Musul’dan sonra, Bağdat’a yöneleceği beklenirken, yaratan ve besleyen efendilerinin işaretiyle, Kürtlerin bütün parçalarındaki kazanımlarını hedef almasını da, birden bire aptallaşmış Amerikan kafası algılayamıyordu, öyle mi?
Halbuki Türkçe konuşan, Türk askeri üniformalılarının mevzilerde çekilmiş görüntüleri Türk medyasında bile yayımlanıyordu. Kobanê bebekleri katle, çocukları kaçırmaya, kadınları esir pazarına sürüklemeye hamle eden vahşilere rehberlik eden Türk askerlerinin görüntüleri de…
Bebeği, yeni yürüyen çocuğu, eli sopa tutan kızı, oğlanı, ihtiyarı ve kadınıyla Kobanê şehrinin insanları katillere direnirken, yeniden kurtarıcı rolüne soyunan Amerikan uçakları boş alanlara bombalarını boşaltıyorlardı.
Neden acaba?  
Yoksa, midelerini tıka basa doldurduktan sonra, gece yattıkları uykuda hazımsızlıktan gördükleri rüyaları hayatın yol gösterici gerçeği sanan, yarı uyanıkken Osmanlı yayılmacılığının hayallerini kurup, ertesi gün bölgenin horozluğuna soyunan, Türk rejiminin şeflerinin kızdırmamak için mi?
Oysa, Türk halkı da farkında değil, ama bu bir tuzaktır.
Türk rejiminin şefleri, gördükleri rüyanın dolduruşuyla, Rojava'yı işgal ederek, Osmanlıcılığa adım atacaklarını sanıyorlar. Türk halkının büyük bir kesimi de ganimet beklentisiyle el oğuşturuyor. Oysa farkında olmadan tuzağa sürükleniyorlar.
Kimsesiz sanıp, tepesinde "ü ürü üüüü!" diye öttükleri çöplük ve etekleri mayın döşeli, Ortadoğu çıkılması imkansız bir bataklık, Kürdistan ise fedailer yatağıdır.
Fedailer bir avuçken, Türk ordusu başa çıkamdı. Bugün fedaileşmiş bir halk söz konusudur. Kürt halkı hamlelerini bekliyor. Sessiz ve haklı olmanın soğukkanlılığıyla…
 
AŞK OLSUN SANA KÜRDİSTAN ÇİÇEÐİ

1925-1939 tarihleri arasındaki Kürt soykırımından kurtulan nesil, köy cemaatlerinde, bu insanlık yangını kadınların direnişiyle anlatıyorlardı. Yenilgi anında düşman eline geçmektense uçurumlardan atlayarak, nehirlere atılarak, yangınların içine koşarak intiharı seçen direnişçi kadınların  hikayelerini, dengbêjler de destanlaştırarak anlatıyorlardı. Son başkaldırının öncüleri, bu destenları dinleyerek büyümüşlerdi.
Türk medyası dün, Kürdistan dengbêjlerine konu olacak yeni bir efsanenin doğuşunu haber veriyordu. Kobanê önlerinde katillere direnen, savaşçı adı Berivan Sosin olan Batmanlı Ceylan Özalp’in vahşilerin eline geçmemek için, elindeki son kurşunu kendi beynine sıktığını…
19 yaşındaydı, Berivan. Resmi de vardı, medyada. Nasıl masum ve güzeldi!
Can Yücel’in dizelerindeki deyimle "aşk olsun sana çocuk!"
Aşk olsun sana, Kürdistan çiçeği…