
Kürdistan sınırlar içinde inanç olgusu kırsalda daha gevşekken ovalarda, merkezlerde daha dindar, muhafazakar bir yapıya sahiptir. Dolaysıyla Kürdistan’da inanç olgusu egemenlerin öne çıkarıp politik çıkarlar temelinde şiddetli bir şekilde işleninceye kadar çok etkili değildi. Bu anlamda Nakşibendîliğin Kürdistan’a sokuluşu ve Hamidiye Alayları sürecini iyi irdelemek gereklidir. Sömürgecilerin inancı toplum üzerinde, toplum mühendisliği olarak kullanma arayışı cumhuriyet döneminde de devam etmiştir.
Kürdistan genelinde İslam’ın ortaya çıkışına kadar etkin olan Alevilik ve önceli olarak kabul edebileceğimiz inançlardır. Dört parça üzerindeki farklı isimlerle yaşayan Yarsenistler, Ehli Hak, Mazdek, Mani, Alevi, Ree Hag, Êzîdîlik, Kakailik vb. inançları Kürdistan’da dil, doğa, paylaşım üzerinde etkili olmuştur.
Kürt edebiyatı ve Alevilik
Kürt Edebiyatı, Alevî bir edebiyat olarak doğduğu iddiası her geçen gün daha fazla doğrulanıyor. Kürt edebiyatının ilk örneklerinin Kürtçe’nin Hewramî lehçesinde yazıldığı ve daha çok Alevilikten izler taşıdığının örnekleri mevcuttur. Baba Tahir Uryan Alevilerin Kürt edebiyatına büyük katkılar yapan bir ismidir. M.Ö. 935 Baba Tahir Uryan’ın şiirlerinde, deyişlerinde Alevilik izlerini görmek mümkündür.
İlk Kürt (Alevî) edebiyatının temsilcileri içinde 15 kadar Kadın şair olduğunu da tarihçiler yazar. Bu 15 kadar kadın şair arasında: Lîza Xanim, Nazdar Xatûn, Nergîz Xanim, Celala Xanima Lorîstanî, Dayê Tewrêza Hewramî, Rihan Xanima Loristanî gibi şairler vardır ve tamamı o dönemin Kızılbaş / Yaresan Kürt şairleridir.
Kürt Aleviler, Selçuklular ve Osmanlılar döneminde bulundukları bölgelerin Türkleşmesini engellemişlerdir. Yaşadıkları bölgelerde dillerini koruyan, Kürt kimliğinin devamını sağlama noktasında etkili olmuştur. 1900’lü yılların başında gelişen modern uluslaşma sürecinde yine Alevileri görmek mümkündür. İstanbul’da kurulan derneklerde Kürt Aleviler bulunarak mücadeleye katkı sunmaya çalışmışlardır.
Cumhuriyet döneminde Kemalist rejime ilk karşı çıkış yine Alevilerin yaşadığı Koçgirî’de olmuştur. Koçgirî, Kürdistan tarihinde talepleri ve istemleri açısından en net Kürdi harekettir. Çok net olan Kürdistan ve Kürt kimliğini içeren talepler kanla bastırılmıştır. Bazı çarpıtmalara rağmen Dêrsim’de Kurdî duruşu ve kimliği yüzünden Kemalizm’in hedefi olmaktan kurtulamamıştır. Dêrsim soykırımının ardında söylenen “Kürdistan hayalini gömdük “söylemi bir gerçeğin ifadesidir.
Dêrsim’de Kurdî ritüeller
Kürt uluslaşma çalışmalarının içerisinde Nuri Dêrsimi, Alişan Bey, Alişêr’i, Zarife’yi özellikle anmak gerekiyor. Kürt Alevi aydınların sürdürdüğü çalışmalar ile Koçgirî ve Dêrsim Kurdî kimlikleri ile mücadele etmişlerdir. Kürt Aleviliğin önemli bir merkezi olan Dêrsim’de Alevi felsefesi, ritüellerine bakıldığında anadili yapar eski geleneklerini sürdürürlerdi.
Kürt Aleviler Türkler ile iç içe yaşadıkları bölgelerde inancın değil adeta Kürtlüğün temsilcisi olmuştur. Malatya, Antep, Maraş, Koçgirî, Erzincan gibi Türklerle iç içe yaşanılan bölgelerde Sünni kimliğine sahip olan Kürtler bulunsa dahi Kürt kimliğinin temsili olarak Kürt Aleviler kabul edilir.
Kemalizm baskı aracına dönüştürüldüğü süreçlerde yaşanılan toplumsal gerçeklik bu olmasına rağmen, darbe sonrasında ısrarla Kürt Alevi kimliği yok sayılmaya çalışılmıştır. 70’li süreçlerde devrimci mücadele içerisinde yer alan Alevi gençleri devrimci mücadelenin önemli dinamiği olmuştur. Kürdistani hareketlerin Alevi bölgelerinde var olmaları Kürt Alevi gençlerin gerçekliklerini koruması ve taşımasını getirmiştir.
Kürt uluslaşmasının en önemli kilometre taşlarından biri olan PKK içerisindeki Alevi katılımı dikkat çekicidir. Kuruluş sürecinden itibaren modern Kürt uluslaşma hareketinin öncü ve mihenk taşı olan Kürt Özgürlük Hareketi içerisinde yer almaları, inançsal kimliklerinin yanında etnik kimlik anlamında da bir arayışın olduğunu ve arayışın giderek güçlendiğini göstermektedir.
Amaç, Kürtlük’ten koparmak
Kürt Özgürlük Hareketinin (KÖH) ivme kazanması ile Alevi kimliği de olumlu etkileşimle gelişim sürecine girmiştir. Büyüyen Alevi örgütlülüğünün Kürt Özgürlük Mücadelesi ile buluşmasını engellemek için çok yönlü saldırılar başlatılmıştır. İdeolojik, fiziki ve yaşamsal bu saldırılar ile Alevilerin genleri ile oynanmak istenmiştir.
Genel olarak Alevilerin özlerine ve inançlarına sahip çıkmasının bir gereği olarak ezilen mazlum Kürt halkının özgürlük mücadelesini desteklemesi gerekiyor. Kürt Aleviler içinse bu daha zorunlu bir realitedir. Kürt Aleviler, hem inançsal hem de etnik kimlik mücadelesi yürütmelidir. Bu ikisi birbirini öteleyen, dıştalayan mücadeleler değildir, bilakis birbirini özgürleştiren mücadelelerdir. Dolaysıyla bazılarının sıkça dillendirdiği “biz inanç mücadelesi veriyoruz, bize ne Kürt mücadelesi” yaklaşımı ve söylemi sistem yaklaşımıdır. Bu yaklaşımın kendisi tehlikeli olduğu kadar sistemin Aleviliğe karşı sürdürdüğü ideolojik saldırının parçasıdır. Kürt özgürleşmeden Alevilerin özgürleşebilme şansı yoktur. Aynı şekilde Alevi özgürleşmeden de Kürt gerçek anlamıyla özgürleşemez. Realite ortada iken sistem ağzı ile konuşmak Aleviliğe hakarettir. Öte yandan bu söylem Kürt Alevileri görmeyen, yok sayan, inkarcı bir yaklaşımdır.
Diğer yandan “Alevi’den Kürt olmaz” yaklaşımı da inkarcılığın kendisidir. Arap, Türk, Arnavut, Fars Alevi olabiliyorken Kürt Alevi olmaz yaklaşımı ırkçılığın daniskasıdır. Bu yaklaşımın ırkçı faşistlerin söylemlerinden farklı değildir. Alevileri sistemin oluşturduğu Türk İslamcı çizgiye oturtmak isteyen bu yaklaşım sahipleri iyi bilmelidir ki Kürt Özgürlük Mücadelesinin bedellerle yükselttiği mücadele olmasaydı, hala varlığı kabul edilmeyen bir Alevilik olacaktı.
Alevilik Kürtlüğünden ayrıştırılarak, tarihsel gerçekliğinden, özünden koparılarak sisteme yedeklenmek isteniyor. Asimle edilmiş, Türk İslam çizgisine oturtulmuş Aleviliğin gelişim dinamiği statikleştirilmiş, tarihe damgasının vuran özelikleri yok edilmiş bir Aleviliktir. Bu Aleviliğin gericileşmiş, devlet inancına dönüştürülmüş dolaysıyla da artık egemenlerin, iktidarların inancı haline gelmiş diğer inançlardan farkı kalmaz.
Alevilik üzerinde yürütülen bir başak sistem politikası ise Aleviliği “şeriatçı” korkulara mahkum ederek tepkisel çıkışlar ile kapitalist modernitenin bataklığına sürülmesidir. İlericilik, modernlik adına Aleviliğe dayatılan, popüler, yoz kültür Aleviliği bekleyen diğer bir tehlikedir.
Özcesi egemen zihniyet Aleviliği tarihsel bağları ve Kürt kimliğinden koparabilmek amacı ile her türlü yolu denemektedir. Adeta Alevi her şey olsun ama kendisi olmasın yaklaşımı esas alınmıştır. Egemenlerin bu politikasının kendi çıkarları açısından nesnelliği vardır. Aleviliğin kendi kökleri ile buluşması egemen politikaların iflası anlamına gelmektedir.
Ulusal birlikte Alevilerin rolü
Gecikmeli bir şekilde hız kazanan Kürt uluslaşmasında inançların rolü çok olumluluk içermese de katkıları da yadsınamaz. 1900’li yıllarda hız kazanan uluslaşma sürecinde inançlar, egemenler tarafından Kürt uluslaşmasına karşı rol oynatılmıştır. Konumuz açısından irdelendiğinde Alevilerin uluslaşma ve ulusal birlik açısından oynayacağı rol önemlidir. Tarihsel Aleviliğin Kürt etnistesinin varlığını sürdürmesindeki rolü belirgindir.
Kürt direnişlerinde öne çıkan ama tamamlanamayan birlik süreci bugün daha da önemli bir hal almıştır. Kürt ulusal birliği açısından inançların rollerini oynaması elzemdir. Çünkü egemenler tarih boyunca inançlara karşı rol oynatmıştır.
Yavuz Selim sürecinde ulusal birliği parçalama konusunda inançlara oynatılan rol biliniyor. Sonrasında Sultan Abdülhamit döneminde panislamist hareketler ile inançsal ayrılıklar daha da öne çıkarılmıştır. Kürt ulusal birliğini parçalamak amaçlı cumhuriyet döneminde de, inanca ayrıştırıcı bir rol oynatılmıştır. Kemalist rejimin inancı devlet karakterine büründürmesi ve inancın ideolojik çıkar aracına dönüştürülmesiyle tüm inançlar özünü kaybetmiştir. Sünni İslamla, Alevilik, Süryani, Êzîdîlik asimile edilmiş ya da katliamlara maruz bırakılarak sürgünlerde yok edilmek istenmiştir. Bugün gelinen aşamada inançlar ulusal birlik noktasında egemenlerin ayrıştırıcı politikalarına karşın, birlik politikalarını esas almalıdır. Devletin ayrıştıran bölüp parçalayan, kendine biat ettiren, yok eden politikaları teşhir edilmeli alternatif birlik politikaları güçlendirilmelidir.
Kürdistan’da halkımızın inançları arasında yaratılan ön yargılar, düşmanlıklar bu coğrafyanın zenginliği olan kimliklerimiz yok etmeyi hedeflemiştir. Emevi zihniyetini esas alanların halkımızı bölmek amaçlı yürüttüğü bu kirli politikalar sonucu Kürdistan’da Süryanilerin yaşadıklarını unutmamalıyız. Bugün Kürdistan’da bu toprakların öz çocukları olan Êzîdîler yok denecek kadar azalmışsa, herkesin devletin bu kirli politikasını düşünmesi gerekiyor.
Alevilere hakkında uydurulan hurafeler, önyargılar kime hizmet etmiştir, bu topraklara nasıl bir katkı sunmuştur herkes düşünmelidir. Yani inançlar arasındaki sahte söylemler, önyargılar, düşmanlıklar Kürdistani bir politika değildir.
Günümüzde bu kirli politika kısmen aşılmış olsa da halen alınması gereken yol uzundur. Her alanda Kürdistani birlik amacıyla yürütülen mücadele inanç anlamında da güçlendirilmelidir. Roboskî’de katledilen Kürt ile Paris’te katledilen Kürt arasında fark yoktur. İnançları ne olursa olsun hedef olmalarına neden olan Kürt olmalarıdır. Karşıtların zihniyetinin bu olduğu noktada Roboskî’yi, Paris’le, Hawreman’ı Serekaniyê ile buluşturmak gibi bir görevimiz vardır.
Birlik geleceğimizin teminatıdır
Bugün Kürtler eski Kürtler değildir. Kürt Özgürlük Hareketinin yürüttüğü mücadele Kürt halkının demokratik değişimi, toplumsal alt üst oluşu ile büyük gelişimler sağlamıştır. Bir asıra sığabilecek gelişmeleri 30 yıllık mücadele pratiği ile sağlayan Kürtler, her halkın olduğu kadar özgürlüğü hak etmektedir.
Kürt halkının bu değişim ve dönüşümü, özgürlük mücadelesi inançların özgürleşmesini de beraberinde getirmektedir. Dün egemenlerin birbirine düşman etmeye çalıştığı, önyargılar içerisinde bölüne Kürdistani zenginlikler bugün oyunun farkına varmış birlikteliği yolunda ilerliyor. Son yıllarda atılan adımlar umut vericidir. Alevi’nin Süryani’yi, Êzîdî’nin Müslüman’ı kucaklayarak ulusal birliği pekiştirdikçe inançların özü olan hak, adalet sağlanmış olacaktır.
Kürt modernleşmesinin öncü gücü olarak PKK’nin politikaları bu gelişimi sağlayan en önemli faktördür. PKK şahsında gelişen yeni ideolojik format ve modeller sadece Kürt halkı için değil, aynı zamanda dünya halkları açısından da umut olmuştur. Milliyetçilik bataklığında adeta körler dövüşüne çevrilerek halklar boğazlaşmasına dönüştürülen Ortadoğu halkları açısından da umuttur.
Kürt Özgürlük Hareketinin Demokratik Özerklik projesi Türkiye’de ki farklı etnik, inançsal, kültürel ve sosyal kimlikleri korurken Kürdistan açısından da yeni bir uluslaşma modeli ortaya koymaktadır. Yeni uluslaşma modeli ulus pazara dayanan sınırları çevrili, devlet olgusu üzerinden kendini var eden değil, tam tersine iktidar hastalığına bulaşmadan var olan kimlikleri koruyup, gelişimein katkı sunarak yönetim erklerine doğrudan temsiliyetini sağlamaktadır. Bu yeni demokratik ulus model ile tek bir kimliğin merkeze konularak baskı ile diğer kimliklerin ezilmesi, asimilasyon ile benzeştirilme tehlikesi bertaraf edilmektedir. Kürdistan uluslaşması bu anlamda zengin içeriği ile bu toprakların özlemi olan kimlikler bahçesi modeline ulaşmaktadır.
Bugün Diyarbakır’a bakıldığında etnik anlamda, inançsal anlamda ki zenginlik görülebiliniz. Çok fazla nüfusa sahip olmasa dahi şehirde izleri olan tüm değerler zenginlik olarak algılanıp geliştirilmektedir.
Ermeniler açısından dil çalışmaları desteklenmekte, kiliseler onarılmakta, Cemevi yapılmaktadır. Aynı zamanda konferanslar ile tüm Kürdistan zenginlikleri işlenmeye çalışılıyor, gelecek programları yapılmaktadır. Egemenlerin tehlike olarak gördüğü her şey Kürdistan da artık zenginlik olarak algılanmaktadır.
Demokratik Özerklik’le farklılığın zenginlik olarak algılandığı zihinsel dönüşüm, toplumsallaştıkça kazanan Kürtler ve diğer halklar olacaktır. Bireysel, toplumsal özgürlükler güvence altına alındıkça toplumun tüm farklı kimlikleri aynı oranda kaynaşacak, birleşecek ve gelişecektir.
İnsan eksenli felsefe
Kürdistan’da yeni bir dönem başlarken tüm toplumsal kesimler kadar Alevilere de rol ve görevler düşmektedir. Aleviler yeni toplumsal modeli en iyi sindirecek, uygulayacak ve pratik öncülüğünü yapacak güçtür. Aleviliğin felsefi ve kültürel alt yapısı Demokratik Özerklik ve yeni toplumsal projeyi uygulamaya müsaittir.
Tarih boyunca devlet dışı bir inanç olmuş, iktidarlaşmanın kirliliğine, hırs ve öfkesinden kendini koruyarak insan eksenli toplumcu, paylaşımcı yapısını muhafaza etmiştir. Paylaşımcılık, hoşgörü, insan eksenli felsefe ve bakışı ile Aleviler Kürdistan’daki inançlar açısından model teşkil edebilir. Bilge insanın “Kürdistan toplumu Aleviliği yakaladıkça, ondan etkilendikçe olumlu yönde değişecek, dönüşecektir” tespiti yerindedir. Yıllar önce ortaya konulan bu tespit günümüz çizgisine de uygundur.
Aleviler ulusal birlik sürecinde sistemin yarattığı önyargılardan kurtulmalı, Kürdistan’da egemen olan Sünniler kadar birleşmek için azimli, istekli olmalıdır. Kolay olmayacağı aşikardır, lakin egemenlerin müdahalesi ile oluşturulan manipülasyonlar, yalanlar ve önyargılar ile bir ulusun geleceğini riske etmek yaşamın kendisine ihanettir.
Ne yapılmalı sorusuna çokça yanıtlar verilebilir, çokça olmazın teorisi yapılabilir, yönlendirmeler ile oluşturulan yanlışlar hep önümüze konulacaktır. Kimse Aleviliğin kırdan kente geldikçe inanç noktasındaki bağnazlaşmanın yaşandığını sorgulamayacaktır. Yine biliyoruz ki Kürt Aleviler, Sünniler çokça yargı oluşturulsa da birbirlerine karşı hiç şiddet kullanmadığını düşünmeyecektir. Artırdıkça artıracağımız bu soruların yanıtları tarihte gizlidir. Tarih doğru okunursa oluşturulan bu yargıların mümesilleri de açığa çıkarılır.
Bütünsel gerçeklere rağmen bugün gelişen sürecin öncü ve demokratik gücü olması gereken Aleviler Özgürlük Mücadelesinden ayrıştırılmaya çalışılıyor. Kürt Özgürlük Mücadelesinin önemli bir gücünü oluşturan Aleviler üzerinden bugün oynanmak istenen bu kirli oyun; Aleviliği Kemalist boyundurukta tutma ve sürekli kullanma anlayışından ibarettir. Statükocu Kemalistlerin ve ikbal avcılarının aslında bölge halklarının ve inançlarının geleceğine sokulmak istenen ulusalcı, Kemalist hançer kabul edilemezdir.
Tüm bu sorunlara karşın bugün yapılması gereken modern anlamda özgürlükçü bir çaba ortada iken Aleviler bu işin odağında olmalıdır. Odağında olması gerekliliğinin çokça sebebi vardır. Sadece Alevilerin tarihsel özüne sahip çıkmak Kürt ulusal birliğine katkı sunmayı gerektirir. Kürt Aleviler için bu daha öncelikli bir görev iken, çeşitli etnik kimliğe mensup aleviler açısından ise zalim ile mazlumun mücadelesinde mazlumun yanında olma gerekliliğidir.
ERGİN DOÐRU