Dünyanın ve bölgenin içinde bulunduğu Üçüncü Dünya savaşı koşulları, yıkılan ve oluşturulmak istenen yeni dengeler ve Kürtlere yönelik saldırılar dikkate alındığında doğal olarak Kürtlerin de gündeminde esas olarak ulusal birliğin yaratılması olmalıdır.

 

Akıl bunu gerektirir, toplumsal varlığını sürdürme duygusu, bilinci ve hissi bunu gerektirir. Ancak ne hikmetse ya da ne oluyorsa ne ulusal birlik çalışmaları ve söylemlerinden vazgeçiliyor ne de bu yönde herhangi bir adım atılıyor. Sanki bir ‘görünmez el’ bu birliğin sağlanmasını engelliyor.

Kürt toplumunun özlemi ve istemi olan bu birlik, sadece ‘olmalı’, ‘yapılmalı’ sözlerinde kalınca da aslında bir yandan birlik olmanın özü boşaltılmış oluyor, bir yandan da yurtsever Kürt toplumunda bu iş olmaz denilerek inançsızlığın gelişmesine neden olunuyor. Böylece Kürtlere en büyük kötülük yapılmış oluyor.

Kürtler neden birlik olmasın ki! Bunun önünde ne tür engeller olabilir ki! Aslında tek engel var, o da kendileri. Mesela Kürdistanlı bütün partilerin program ve tüzüğünde her ne kadar mücadele verilen parçanın ismi geçse de bir şekilde tüm Kürdistan’ın bağımsızlığından, Kürtlerin özgürlüğünden söz edilmiyor mu, varlık ve mücadele gerekçesi ona dayandırılmıyor mu?

Tuhaf şey, madem ki bu partiler ve hareketler Kürtlük ve Kürdistanilik adına oluşmuşlar, o zaman esas hedefe neden odaklanmıyorlar! Aslında ulusal hassasiyet ve bilinçle yaklaşılsa dediğimiz gibi hiçbir siyasal partinin önünde birlik olma konusunda engel yoktur. Anacak belli olmayan, muğlak, tanımsız bir güç, bir görünmez el engelliyor bunu.

Bazı imkanlar kazanmış bazı partiler (Başurê Kurdistan’daki), milyonlarca Kürdün yüreğinde ve beyninde taht kurmuş partilerle bir görünürse ellerindekini kaybederler korkusuyla hareket edip, birliğe gelmede tedirginlik yaşayabiliyorlar. Böyle bir düşünme biçimi olabilir mi? Bu çağda bu düşünme biçimi Kürtlere ancak kaybettirir. Çünkü Üçüncü Dünya savaşının yaşandığı ve yarının ne olacağı belli olmayan ortamda birlik içinde olarak atak halde olmayıp elimdekini koruyayım da ne oluyorsa olsun demek, aslında var olanı başkalarına peşkeş çekmektir ve kaybetmektir.

Kürdistan bir parçadan oluşmuyor, birkaç şehirden de ibaret değildir. Kaldı ki Kürtleri yeryüzünden silmek istediğini dünyaya ilan eden düşmanları var. Tayyip Erdoğan BM’de bunu açıkça ilan etmiş, sonra da bu uğursuz emellerine ulaşmak için gereklerini yapmıştır. Irak’ın Kuzeyinde geçmişte yapılmış yanlış (ancak koşullar değişirse düzeltilemez değildir) Suriye’nin Kuzeyinde yapılmayacak, Kürtlerin kendisini yönetmesine fırsat verilmeyecektir sözü onlarca defa dillendirilmiştir. Nitekim Rojava’ya saldırdı, saldırmaya devam da ediyor. Girê Spî ile Serêkanîyê alanlarını işgal etti Kürtlerin de içinde bulunduğu ve orada yaşayan halkları topraklarından sürgün etti.

Bu saldırıların yapılmasının tek nedeni, Kürtlerin kazanımlarına gösterilen tahammülsüzlük. Bugün Kuzey-Doğu Suriye’deki kazanımlara saldırır, yarın Başur’dakine!

Bakurê Kurdistan’da zaten her türlü zulüm ve baskıyı yapıyor. Kuzey-Doğu Suriye’ye saldırı koşullarında ve ortaya çıkan atmosferle Kürtlerin de içinde bulunduğu demokrasi blokuyla seçilmiş ve halkın iradesini temsil eden neredeyse tüm belediyelere sömürge vali ve kaymakamlar atadı. İnsanlar OHAL’e ve OHAL koşullarına alıştırılmaya çalışılıyor. Kürdistan coğrafyasındaki her yer yasaklı bölge haline getirildi, insanlar evinden çıkamaz, işlerini yapamaz, rahat konuşamaz hale getirildi. Gözaltına alma ve tutuklamayla bu işin hal olmayacağı görülünce de Bakurê Kürdistan tümden zindana dönüştürüldü. Faşizmin tam ve mutlak hali var. Kimsenin tek bir söz söylemesine, iki kişinin bir araya gelmesine izin verilmiyor.

Böyle soykırımcı sömürgeci zihniyete sahip bir gücün saldırıları karşısında hangi Kürt kendi statüsünün sürekli olacağını, geleceğinin güvenlikli olduğunu düşünebilir ki! Kürtlere yönelik saldırıları bir partiye yönelikmiş gibi görmek veya değerlendirmek en büyük ahmaklıktır. Soykırımcı sömürgeci Türk devletinin, Tayyip Erdoğan faşistinin, AKP-MHP faşizminin amacı Kürtleri yeryüzünden silmektir. Böyle görmemek ve anlamamak toplumu kandırmak ve Kürtleri kurbanlık koyun gibi bıçağın altına yatırmaktır.

Mesela Irak’ta durumlar çok karışık. Anayasa değişikliğinin gündeme getirilmesi ve bu değişimde Kürtlerin mevcut statüsünü tartışmaya koyma gündemlerinin olduğu ve bunun da arkasında Türk devleti olduğu söyleniyor. Rojava’ya yönelik işgal saldırıları zaten sürüyor. Bakur’un durumu ortada, kimsenin soluklanmasına izin verilmiyor. OHAL, öldürme ve tutuklama dahil her türlü baskı aracı Demokles’in kılıcı gibi Kürtlerin ve demokratların üstünde sallandırılıyor.

Peki, Kürtleri bu kadar yok etmek isteyen ve atak halde olan bir düşman karşısında Kürtler birlik olma becerisi gösteremeyecekler mi? Aslında Rojava’ya yönelik saldırılarda da görüldü ki, partileri ya da partilerin de içindeki bazı elitleri saymazsak Kürt toplumu birliği sağlamıştır. Dört parça Kürdistan ve Avrupa’da yaşayan Kürtlerin ulusal refleksi çok güçlüdür. Türk mallarına karşı gösterilen boykotta da bunu çok açık gördük. Türk malları alınmıyor, ellerindeki mallar ya yakılıyor ya da atılıyor.

Ancak Partiler ulusal birliği sağlayamayınca, varlık gerekçeleriyle ters düşüp kendi hesap ve çıkarlarını “ulusal” çıkarların önüne koyarak birliğin sağlanmasını engelliyorlar gibi düşüncelerin ortaya çıkmasına neden oluyorlar.

Şunu bilmek gerekiyor: Savaşın her gün daha da tırmandığı, Kürtleri yok etme planları ve pratiğinin ivedilik kazandığı günümüzde Kürtler partiler üstü bir anlayışla yaklaşmazlarsa kaybederler. Hem de çok büyük kaybederler. Ancak birlik sağladıkları oranda da kazanacaklardır. Kurtuluş birliktedir! Bu, kesindir.

Halk tutumuyla birliği sağlamıştır. Bu birlik tutumunu partilere de dayatmalıdır. Hangi parti olursa olsun kim ki bu birliğe tereddütsüz bir biçimde gelmiyorsa, şart koşuyorsa, oyalama yaklaşımı içine giriyorsa teşhir edilmelidir.