"Koronavirüs sonrası hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” söylemi, bir klişe söylem olarak dillendirilmeye, niyete bağlı olarak, kimi zaman örtülü anlamlar kimi zaman da bir gerçekliği ifade etmek için kullanılmaya başlandı.

Bu klişeye sığınanlar, otoriter iktidarlarını kurumsallaştırma hevesinde olanlar, kalıcı olmanın tek yolunun “kuşatma siyasetinden” geçtiklerine inanıyorlar. Bu nedenle salgını “fırsat” bilenler; algı operasyonları, imaj düzeltme çabaları ve toplumlara karşı, muazzam bir propaganda makinesini devreye koymuş durumdalar.

Küresel ölçekte “otoriterizm”, demokrasi ve özgürlükleri, Koronavirüs eşliğinde kuşatma, haklar ve özgürlükler alanını “kalıcı” olarak sınırlandırma çabası içindeler. Ülkeler “içe” kapandıkça, kimi iktidar sahipleri bu eğilimlerini gizleme gereği duymadan, pandemi sonrası süreç için düşündükleri “düzeni” ifade etmeye başladılar bile. Sonsuza dek “iktidarlarını” sürdürebileceklerini düşünüyorlar. Oysa “kapatılan” toplumlarında pandemi sonrası süreç için “düşünceleri” var. Dayatılan “kuşatmayı” yaracak hareketliliği ve örgütlülüğü var.

Çöken ekonomiler, baş gösteren yoksulluk ve işsizlik, sosyal ve toplumsal sorunlar, hız kesmeden süren savaşlar, insanlığı uçurumun kenarına getirmiş durumda. Bu yetmezmiş gibi insanlara daha otoriter bir “devlet” dayatması “kuşatılan” insanlığı, ulus-devletlerin cenderesine mecbur etme yolunda hızla mesafe alıyorlar. Düzeni koruma adına insanları “hapsetme” yöntemini dayatmaktan çekinmeyen yönetimler, kuşatmayı haklı çıkaracak korku aygıtlarını da devreye koymuş durumdalar.

11 Eylül 2001 tarihinde, ABD’de gerçekleşen saldırılardan sonra, dünyada siyasi iklim değişmiş, bu saldırılar küresel ölçekte, bir “güvenlik ve özgürlük dengesi” ikilemini ortaya çıkarmış ve “yeni dünya düzeni” haklar ve özgürlüklerin kısıtlandığı bir süreç başlatmıştı. 9/11 saldırıları, haklar ve özgürlükler için bir milat olmuş, o zamanda, ABD yönetimi, bu olaylardan sonra “hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını” dünyaya ilan etmişlerdi. Sonrası biliniyor. Kuşatma, savaş ve işgal yılları…

Biliniyor… Tarihin kırılma anları, insan toplumları için devrimsel dönüşüm süreçleri de açığa çıkarmıştı. 1789 Fransız Devrimi, Birinci ve İkinci Dünya Savaşları, 1918-1920 ‘İspanyol Gribi’ olarak bilinen pandemi sonrası köklü değişimler etkilerini günümüze dek devam ettirmişlerdi.

İnsanlık tarihi boyunca yaratılan değerler, haklar ve özgürlükler, her kafasına esenin, “hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” klişesini dayatarak, insanlığın ortak kazanımlarını ve değerlerini ortadan kaldırma gerekçesi yapmaya hakkı yok. Muktedirler “düzenlerini” sürdürmeyi düşünürken, insanlarda bu kuşatmayı kırıp, bu köhne düzenleri bilimsel aklın gücü ile elbette sorgulayacaklar. Muktedirlerin korkusu tam da bu. İnsanlar, eşit ve özgür yurttaşlar olarak (dünya yurttaşlığı) pandemi ile birlikte ve pandemi sonrası bu sorgulamayı, köhne düzenleri sarsmayı ve “ekolojik demokratik bir toplum” paradigması etrafında; yeni, demokratik bir dünya inşa etme amacıyla bir arya gelecekler. Muktedirler karanlığı dayatırken, büyük insanlık dayanışma ve ortak akılla aydınlık bir gelecek için yeni bir toplum yaratma konusunda tarihi sıçramalar gerçekleştirecek iradeye ve güce sahip olacak. Bu korku, muktedirleri uykusuz bırakıyor. Bu nedenle her gün yeni bir gerilim yaratarak, kavramları ters yüz ederek, halklar arasında izolasyonu dayatarak kuşatmayı sürdürmek istiyorlar. İleri sürdükleri gerekçelerden biri de: Ulusal Güvenlik!

“Ulusal Güvenlik” bahanesiyle, hakları ve özgürlükleri ortadan kaldırmaya hevesli muktedirlerin karşısında halklar, “hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” klişesine kanmayacaklarını, özgür iradelerini ortaya koyacaklarını düşünüyorum. İnsanlar, dayatılan kuşatmayı, dayanışma ve birlikle kıracaklardır. Demokrasi ve özgürlüklere karşı kısıtlayıcı tutum almaktan kaçınmayan popülist ve otoriter liderler, emekçilere ve yoksullara sırtlarını dönerken, ulus-devletlerini “hizmet” ettikleri sınıfların yararına tahkim edeceklerdir. Onlar gerilimlerle ve savaşlarla dolu bir dünya dayattıkça, halklar daha fazla sorgulayacak ve bu kuşatmaya hayır diyecekler.

İklim değişikliği, hızla kirlenen hayat kaynağımız dünya, çevrenin korkunç tahribi, yoksulluk gibi temel sorunlar, insanları ve toplumları bir araya getirecek; “ekolojik demokratik toplum paradigması”, pandemi sonrası sürecin en temel tartışma gündemlerinden biri olacağını düşünüyorum.