Böylesi zamanların ilacı nedir bilmiyorum. Bilmiyordum ya da. Radyoda Şostakoviç'in 7. senfonisini dinleyene kadar aslında. Belirsizlik kısa sürdü. İşte, hayat kurtaran bir ışık, mücadele azmini daha ilerilere taşıyabilecek bir kıvılcım...
Cizre, Sur, Nusaybin, Gever, İdil... Durmadan artacak ve bizler büyük sessizliğimize gömülmüş, bu kentlerin elimizden büyük gürültüyle alınışını izleyeceğiz. İçimizdeki isyan "öteki" kıldığımıza karşı pek bir sakin. İtirazımız da insanlığımızı gibi "zayi" ve "hükümsüz"...
O kentlerin her bir taşında gencecik kızların ve oğulların kanları var oysa. Paramparça edilmiş bedenleri, korku filmlerindeki kurgunun çoktan ötesine geçmiş. Başka bir boyut ve başka bir hissediş... Ah, raporlarda da yazılı olmasa gözleri bebeklerinden ayrılmış, tüm uzuvları vahşiler tarafından parçalanmış olduklarına inanmayacağız neredeyse. Giden gitti erkenden. Ve kalanlar sokaklarını, kentlerini, yaşamsal alışkanlıklarını vermemek için direniyor. Öyle bir direniş ki, dünyanın ordusunu, tankını küçücük sokaklara sürmüş olanın çaresizliğini anlatıyor bize. Tıpkı küçük çocukların ırzına geçen o büyük adamlar gibiler ve küçücük kasabaların ırzına geçmeye çalışıyor; başarılı olamadıklarında yakıp, yıkarak, parçalayarak yatıştırma gayretindeler öfkelerini.
....
Radyodaki program Rus besteci Dmitri Shostakovich'in kuşatma kırıcı senfonisinin her bir bölümündeki duygusunu anlatıyordu.
Bazı kaynaklar 900 bazıları 872 gün diyor Hitler'in Leningrad kuşatması için. Bu kadar zaman kuşatma altında ve bombardımanla sarsılan kenti düşmekten bir müzik parçasının kurtardığını anlatıyor programcı. 8 Eylül 1941'de başlayan Leningrad kuşatması, modern tarihin en uzun süreli ve en yıkıcı kent kuşatmalarından biridir ve en ağır kayıplarla sonuçlanmış üçüncü kuşatması olarak bilinir. 2,5 milyon olan şehrin nüfusu, kuşatma sonrasında yaklaşık üçte birini bombalar, soğuk ve açlık nedeniyle kaybetti.
Kuşatmadan hemen önce birinci bölümünü tamamlamıştı besteci senfoninin. Bu arada itfaiyeci olarak çalışıyordu kentte. Ailesiyle birlikte başka bir kente gönderildiler. Orada devam etti ve tamamladı eserini. İlk olarak Samara'da sahnelendi. Bestecinin derdi Leningrad'ı Leningrad'a dinletmekti. Ama nasıl?
Eser mikrofilme kaydedilerek kuşatma altındaki kente gönderildi. 100 kişilik orkestrasyona göre yazılmıştı ama Leningrad Radyo Senfoni Orkestrası'nın hayatta kalan 15 üyesi bir araya getirilebilindi. Şehre ilanlar asılarak amatör müzisyenler, öğrenciler yardıma çağrıldı. Cepheden çağrılan bazı müzisyenlerin de katılımıyla bir orkestra oluşturuldu. Tek prova alarak eseri sahnelemeye hazır hale geldiler. Leningrad konserinin tarihi 9 Ağustos 1942 olarak belirlenmişti. Bu, Hitler'in Leningrad’ın düşeceğini öngördüğü ve kutlama hazırlıklarına başladığı gündü. Konser bomba sesleri ile kesilmesin diye konser öncesinde Alman topçu birlikleri Sovyet ordusu tarafından ağır biçimde bombalandı. Şehre yayın yapmak için sokaklara ve gerek Sovyet, gerekse Alman askerlerine konseri duyurabilmek için ilk siper hatlarına varana kadar hoparlörler yerleştirildi. Psikolojik ve siyasi etkilerinden çok önemli kabul edilen bu tarihi konser bir saati aşkın uzunluktaydı ve bir saati aşkın süre alkışlandı.
....
Sur'un, Cizre'nin, Silopi'nin, Nusaybin'in, Kızıltepe'nin, İdil'in, Gever'in yazdığı senfoniyi dinleyecek bir kitle lazım, özcesi... Toprağına, yaşam alanına sahip çıkmanın senfonisini onlar yazdı; o kentlere gidip bu senfoniyi yazanları alkışlayacak eller lazım. Birilerinin yazılan bu tarihi oturup çocuklara okuması lazım. Müzik hayatın gıdasıdır...
Anlıyor musunuz?