Oscar ödüllü yönetmen Alfonso Cuaron’un „Roma“ filmi, Meksika’nın orta sınıf ailelerinin yaşadığı bir mahallede bir evde temizlik işçisi olarak çalışan genç bir kadın olan Cleo’nun hikayesine odaklanıyor.

ZABEL MİRKAN / İSTANBUL

Kusursuz mu, abartılıyor mu, yoksa hak ettiği ilgiyi mi görüyor? Herkesin konuştuğu Roma filminden bahsediyorum. Gündelik yaşamın içindeki buhranları mı anlatıyor, yoksa alabildiğine politik mi? Bunu filmle ilgili konuştukça göreceğiz. Ve naçizane tavsiyem, filmi mutlaka sevmeyenlerle tartışın.

Aralık 2018’de Netflix aracılığıyla izleyiciyle buluşan filmin yönetmenliğini ve senaristliğini „Büyük Umutlar“, “Harry Potter ve Azkaban Tutsağı”, “Y Tu Mama Tambien”, “Son Umut” ve “Yerçekimi” gibi başarılı filmler ile karşımıza çıkan iki Oscar ödüllü Alfonso Cuaron üstleniyor. Cuaron bu filmde kişisel geçmişine odaklanıyor ve otobiyografik bir örnekle çıkıyor karşımıza. Yıl 1970-71, yer Meksika. Cleo, Meksika’nın orta sınıf ailelerinin yaşadığı bir mahallede bulunan bir evde temizlik işçisi olarak çalışan genç bir kadındır. Bir yandan ev işleri ile uğraşan Cleo, bir yandan da yanında çalıştığı ailenin dört çocuğuyla ilgilenir. O tüm zamanını çalıştığı evde geçirse de kendisine ait bambaşka bir dünyası vardır. Genç kadın, gönlünü Fermin adındaki bir adama kaptırmıştır. Fakat bu ilişki pek de Cleo’nun düşlediği gibi sonuçlanmaz. Bu sırada ailenin annesi Sofia, kocasının yokluğu ile başa çıkmaya çalışır. Birbirinden farklı hayatlara sahip olsalar da benzer travmalar yaşayan Cleo ve Sofia, politik gerginliğin hüküm sürdüğü bir ortamda birbirlerinin en büyük destekçisi olur. Ya da izleyici yüzeysel baktığında öyle görebilir. Görmek isteyebilir...

‘Roma mahallesi’

Gelelim gerçeklere. Mahallenin adı Roma’dır; ama bu ismi mahalleye alt sınıfa mensup insanlar vermiştir. Bir nevi İstanbul’daki Nişantaşı diyebiliriz Roma için. Cleo, Cuarón ve kardeşlerinin gerçek hayattaki bakıcısı Liboria “Libo” Rodríguez’in kurmaca karşılığı. Film öncelikle onun hikayesine odaklanıyor. Cleo, ailenin bir parçası gibi görünse de sınıfsal ayrım kendini her an hissettiriyor. Şu yakıcı örnek meseleyi anlamamıza yardımcı olabilir. Ailedeki baba, iş seyahatinden dönüp aylar sonra eve gelmiştir, çocukları ve karısıyla birlikte televizyonun karşısında bir şeyler izler, Cleo da boş bardakları toplarken bir köşeye kıvrılır; ancak anne Cleo’yu babaya bir çay daha vermesi için uyarır. Cleo televizyonun karşısındaki yerini terk eder. Bir başka gün evin telefonu çaldığında Cleo, Sofia’ya uzatmadan önce telefonun ahizesini siler; yani Cleo da içselleştirmiştir sınıfsal konumunu.

Filmde en kritik noktalardan bir diğeri ise erkekleri çok az görmemiz. Hamile olduğunu öğrenince Cleo’yu terk eden Fermin’i sadece siyasi bir protesto esnasında faşistlerin arasında görürüz. Evi terk eden babayı ise hastanede, yine hiçbir sorumluluk almayan haliyle. Ailenin gelişimi veya gerileyişi, Meksika’nın politik geçmişiyle paralellik izler. Aile dağılmaya başlarken, Meksika’da da politik atmosfer boğucu bir hal almaya başlar.

Ne derse desinler, biz kadınlar yalnızız

Yönetmenin çok tartışılan tekniği ise bunların hepsini ne denli bilinçli yaptığının kanıtı. Örneğin babanın ilk kez eve girme sahnesinde huzur kaçıran bir şeyler olacağını sezinleriz, çünkü yönetmen babanın eve giriş anını uzun uzadıya verir. Arabayla gelen babanın evin garajın girmesi zordur. Aynasını koruyarak, bir yere çarpmayarak garaja girmesi için çaba sarf etmesi gerekir. Baba defalarca doğru açıyı bulmaya çalışır park için, nihayetinde de bulur. Babanın evi terk etmesinden sonra alkollü bir şekilde anne arabayı garaja sokmaya çalışır ve anne bunun için hiç çaba sarf etmez. Onun yüzeyde koruduğu bir şey yoktur çünkü, arabayı istediği gibi kullanabilir, ona gelecek zarar önemli değildir. Derinde koruduğu çocukları Cleo ile zaten güvendedir. Ve o gece Cleo’ya dönüp şöyle der: “Ne derse desinler, biz kadınlar yalnızız.”

Bulunduğumuz yerden bakınca 1970-71’e dönmek ve böyle sadelikle dönebilmek, çoğu yönetmen için hayli zor bir deneyim olabilir; ancak Cuaron hakkıyla bunun üstesinden gelmiş. Ailenin, Cleo’nun ve Meksika’nın travmaları bir sarmal olmuş ve hepsi birbirini izlemiş; en önemlisi ise Cuaron büyük laflar etmeden, hiçbir şeyi dramatik hale getirmeden, slogan atmadan geride bıraktığımız 2018’in en politik filmini yapmış.