AKP’nin toplumu kutuplaştırarak siyaset yaptığına ilişkin çok şey söylendi, fakat bunun mantığına ve temel örüntüsünün ne olduğu konusuna pek az eğildik. Çünkü siyasal yelpazenin neresinde olursak olalım, bakış açımız fena halde “biz ve iktidar” karşıtlığı üzerine kurulu. Bu ikilik de istisnasız herkesi, kendisinin-iktidar-karşıtlığı gündemi içerisine sıkıştırmaya başlıyor. Bir örnekle açık kılayım. Cizre’nin yakılıp yıkıldığı günlerin ardından Artvin’deki Cerattepe Direnişi patlak vermişti. Kendi evini, kendi toprağını korumak isteyen insanların bir ‘kendi yurdu’ duygusundan ne kadar yoksun bırakılmış olduklarını, protestolarının meşruluğunu Kürt karşıtlığıyla kurmaya çalışmaları açıkça ortaya koymuştu. “Biz terörist değiliz” diyordu mesela azımsanmayacak sayıda insan. İnsanların, son derece meşru bir direnişte bile ne olduklarından daha çok ne olmadıklarıyla ilgilenmesi, kurucu bir düşünceden de yoksun oldukları anlamına geliyordu/geliyor. O halde kurucu düşünceyi nerede aramak gerekir?
Cerattepe Direnişi sırasında, ırkçılığın en sinsi biçimini, sosyal medyada gördüğüm bir ifade koyuvermişti önüme. Kürtlerden yükselen hoşnutsuzluk seslerine verilen bir tepki: “Kürt olmayan hiçbir şeyi beğenmeyen Kürtler…” Cizre’de olan bitenin vahametini kavrayamamışlık elbette. Fakat daha derinde, sinsi düzeyde işleyen başka bir şey: “Biz terörist değiliz” ifadesinin son derece inceltilmiş bir versiyonuydu bu. İki ifade de aynı kapıya çıkıyor dikkat edersiniz. Her ikisi de Kürt karşıtlığı üzerine kurulu. Biri hiç olmazsa aleni, “terörist” diyor; öbürüyse sinsi, çünkü Kürtleri beğenmeme halini, Kürtlerin Kürt olmayan hiçbir şeyi beğenmemeleriyle açıklıyor. Herhalde Tanrı bile bizzat kendini açıklayan ilke olarak bu kadar kendinden emin olmamıştır hiçbir zaman.
Bu ifade, zaten mevcut olanın açığa çıkmak üzere fırsat kollayıp, fırsatını bulduğunda da açığa çıkması anlamına geliyor. O halde buradaki ‘kutuplaşmayı’ kim yaratıyor? Gerçekten AKP mi? Elbette retorik bir soru, çünkü bir şey açığa çıkmak üzere uygun anı kolluyorsa, zaten oradadır. Zaten orada olan, yukarıda sözünü ettiğim anlamıyla kurucu düşüncedir. Ve hiç kuşku yok ki anksiyetik bir kurucu düşünce… Kendi anksiyetesini bulaştırmaktan da imtina etmeyen bir ideoloji, yanılsama…
Bir başka örnek, biraz eskilerden… Hedef kılındığı düşünülmesin diye adını zikretmeyeceğim bir insanoğlu, 2013’te Amed’de düzenlenen “Kürdistan Alevi Konferansına” hem katılmayı hem de katılmamayı becermişti (bu ilginç bir politik beceridir). Konferansa iştirak etmiş, fakat sonraki açıklamalarında, bütün diğerleri için düşünmeye soyunmuş, hiç tereddüt etmeden geride kalmış kuşku ve belirsizlikleri gidermeye kalkışmıştı. Elbette temel itirazı, ‘Kürdistan’ ifadesineydi. Sözü edilen kimsenin başka bir iki eleştirisini haklı bulduğumu belirtmeliyim; fakat dönemin siyasal konjonktürü içinde, Alevilerin de Kürt sorununa barışçıl bir çözüme destek sundukları imajına da kendiliğinden bir gölge düşürüvermişti. Söz konusu kişi, hiç farkında olmaksızın, bir siyasi oyunda yenik düşmüş; kendisini Kürt sorununda barışçıl çözüm istemeyenlerin safında bulmuştu; en azından imajı itibariyle.
İşte AKP’nin kutuplarından böyle bir şeyi anlamak gerekiyor. AKP kutuplaştırmıyor; her siyasal-kolektif grupla özdeşleşerek altını boşaltıyor. Yani kutuplar zaten mevcut, açığa çıkmak için elverişli şartları bekliyorlar. AKP, basitçe, kendisinin tabanı durumundaki kitle ile diğerleri arasındaki bir kutuplaşmaya oynamıyor; aynı zamanda diğerleri arasındaki gerilimlere de sürekli oynuyor. Özellikle de Kürt karşıtlığı kartı, oyununun jokeri gibi. Bu kartla herkesin elini kolunu bağlıyor.
İlginç bir içleme-dışlama, suçlama siyaseti bu. Herkes başkalarının süper-egosu olmaya yelteniyor. Öyle ki neredeyse her konuda, AKP değil de hep başkaları suçlu. Örneğin yine sosyal medyadan bir ifade: “CHP’li kadınlar meclis grubunda ‘Bu daha başlangıç’ diye bağırırken, onlara dudak büken feminist akademisyenler sessizce işe gidip geliyor.” Bütün sorun zaten feminist akademisyenler ya! Aynı aklın, HDP’yi ve Kürt Hareketini de AKP’nin ekmeğine yağ sürmekle eleştirdiği zaten malum. Hatta kimileri, barış sürecini İdris-i Bitlisî ile Yavuz anlaşmasına benzetecek kadar ileri gitmişti, hatırlarsınız. O Yavuz’un bütün zulmü, Kürdistan’ın köy ve şehirlerinin üzerinden geçti.
Bu hal sürdükçe de hep başlayan, ama bir türlü arkası gelmeyen bir başlangıçlar girdabına mahkûm olan siyasal söylemler…
Aman Kürtlerle yan yana görünmeyin. Terörist olursunuz alimallah!