Bazen gazetelerin kültür sanat sayfalarında yahut köşe yazılarında çeşitli sanatsal ürünlerle ilgili bir kitapla yahut bir filmle ilgili çıkan yazı, yorum ve haberin ilgili sanatsal ürünün okunmadan, görülmeden yahut izlenmeden bu haberin yahut yorumun yapıldığı anlaşılabiliyor. 

Görülmeden hakkında yazı yazılan ürünle ilgili genellikle önceden alınan bir pozisyonun etkisi, belli bir takım önyargılar yahut duyumlar üzerinden bir süreç işliyor. Bu yazımda izlemediğim bir film üzerinden yapacağım yorum nedeniyle yukarıdaki açıklamayı yazmak zorunda hissettim. "Kanlı Postal" adıyla vizyona girecek olan filmin izlediğim üç adet fragmanı ve filmin yönetmeninin çeşitli zamanlarda verdiği demeçler üzerinden bir yorum olacak benimkisi. Filmin kendisini izlediğimde kim bilir elimde şu anda var olan veriler üzerinden yaptığım değerlendirme belki de yanılgılı olacaktır. Fakat genel olarak şu kanaati taşımaktayım ki bu tür politik konularda yapılan filmlerle yahut genel olarak ortaya konan yaklaşımlarla ilgili filmin sahibinin söylediği sözler film hakkında da çok önemli ipuçları vermektedir. 

Önce filmin fragmanından başlamak lazım. Malum fragman, filmin can alıcı yerlerinden seçilen, seyirciyi filme çekmek için kurgulanan kısa tanıtım filmidir. Filmin fragmanının gözler önüne serdiği ilk şey son derece başarısız, yapay, pespaye bir oyunculuk. Her üç fragmanda da bunu görmek mümkün. Yine oyunculara yapılan işkence izlerini gösteren makyajlar son derece acemice ve oyuncuları çok komik duruma düşürüyor. 

Filmin konusu 12 Eylül Diyarbakır Cezaevi. Mazlum Doğan, Kemal Pir ve Dörtler’in mücadelesi. Ve yönetmen filmi izlememize müsaade etmeden bizleri filmle ilgili maniple ediyor gazetelere verdiği demeçlerle. Dönemi en gerçek anlatan film diye tanımlıyor yönetmen her şeyden önce. "Tarihin en acımasız dönemi olan 12 eylül’de Prometheus gibi ateşlerde yananların destanını sinemaya uyarlamanın şerefini yaşıyorum" diye devam ediyor. Yine yılmaz Güney sinemasının devamı olmak gibi bir payeyle ödüllendiriyor kendini yönetmen biz daha filmi izlemeden peşin peşin. Ve buraya almaya değmeyecek pek çok büyük laf ediyor yönetmen. İyi bir film yapamadığının farkında olan ve parlak laflarla filmini pazarlamaya çalışan pek çok film taklidi işler yapanların yaptığı gibi. 

Yönetmen verdiği demeçte, filmdeki kahramanlarını Prometheus’a benzetirken, onu ateşte yanan biri olarak tarif edecek kadar basit mitolojik bilgiden bile yoksun olduğunu göstermektedir. Bilinir ki Prometheus ateşte yanan biri değil, ateşi Tanrılardan çalıp insanlara veren ve bundan dolayı bağlandığı kayada her gün bir kartal tarafından ciğeri parçalanarak yenen bir mitolojik kahramandır. Yani ateşte yanmamıştır. Dolayısıyla filmdeki karakterlerin ateşte yanmaları Prometheus gibi olamaz.  

Ama bu mitolojik bilgi fukarası olmasından daha vahim olanı, bir fragmanında gösterdiği üzere gördüğü işkence karşısında Mazlum Doğan’a "Allah duyar mazlumun sesini" dedirterek mazlum Doğan’ın direniş motivasyonunu dini bir kaynağa bağlamasıdır. Prometheus’la ilgili cehalet bir yere kadar mazur görülebilirse de Mazlum Doğan’ı konumlandırışı bilerek yapılmış bir çarpıtma ve bir yerlere selam gönderme kaynaklı bir tercihtir. 

Belki filmi izledikten sonra yeniden bu durumu daha kapsamlı değerlendirmek mümkün olacaktır. Umarım bütün bu ön tespitlerimde yanılan ben olurum.