2005 yılında Kuzey Kürdistan’da başlatılan ‘Canlı Kalkan’ eylemine üç teyze çocuğu katılır. Canlı Kalkanların Türk devletinden talep ettikleri kabul edilmediği için, PKK’ye katılır ve Botan eyaletine geçerler. Ali Şimşek (Latif), Kürdistan dağlarına çıkmaya karar verdiğinde onunla birlikte iki kuzeni daha vardı. Ve birlikte büyüyen üç akraba, özgürlük yolculuğuna da birlikte başlar.

Üç kuzenin sürgün serüveni

  Kürdistan’da yaşanan savaştan kaynaklı köylerinden ayrılmak zorunda kalan üç kuzen, Mûş Melazgir’den ayrılıp, İstanbul’a çalışmaya giderler. İçlerinde yaş olarak en küçük olan Ali Şimşek’tir. Ailesinin geçim sıkıntısından dolayı, sekiz yaşında İstanbul’a çalışmaya gider. Kuzenleri içinde yaşı en küçük olmasına rağmen, en erken iş bulan Ali Şimşek olur. Tekstil gibi iş ortamlarında 8-9 yaşlarındaki bir çocuk için kabul edilecek bir yaşam tarzı değildir. Ancak kalabalık olan ailesinin geçimini sağlamak için böylesi ortamlarda çalışmaya mecburdur. Bu küçük yaşında ailesinden uzakta bekar evlerinde kalmaya başlar.
Şu anda gerillada bulunan Kendal Baz, kuzeni Ali Şimşek’le (Latif) birlikte yaklaşık bir sene tekstilde çalışır. Daha sonra çalışma mekanları değiştiği halde aynı evi paylaşırlar. Kendal, o süreci şöyle özetliyor: “Oradaki her işi kendin yapmak zorundasın; yemekten bulaşığa, çamaşırdan ev temizliğine kadar her şeyimizi kendimiz yapmak zorundaydık. Küçük yaşta böyle yaşamak zorunda kalanlar için bu çok zor bir durum. O yaştaki bir insanın anne ve babasının yanında olması gerekirken, koşullar bizi farklı yerlere sürüklemişti. Büyük şehirlerde kendimizi ayakta tutmak için çok güçlü olmamız gerekiyordu. Yoksa oradaki ortam seni yutar ve kendine yabancılaşırsın.“

Kuzenlerin birleşen kaderleri

Ali Şimşek’in arayışları çok farklıydı diyen Kendal Baz, üç kuzen yürüttükleri tartışmalar sonucu ‘Canlı Kalkan’ eylemine katılma kararı aldıklarını belirtiyor. Böylece yola çıkarlar. İlk olarak Botan Eyaleti’ne giderler. Sekiz kişilik grubun içinde en genç olan Latif’ti diyen Kendal, şöyle devam ediyor: “Kürdistan dağlarına çıkmaya karar aldığımızda içimizdeki sevinç, coşku ve moral kelimelerle anlatılacak değildi. İçimiz kıpır kıpırdı. Çünkü kendi topraklarımıza dönüyorduk. Kendi topraklarımız için mücadele yürütecektik.“ İlk gördükleri gerillaya, sanki yıllardır tanıyormuş gibi sarılırlar. İçlerinde en mücadeleci olan da Latif’miş.
Gerillalara ulaştıklarında Latif, grubun lojistikçisi olur. O zamanlarda gerillada fazla imkan yoktur. Latif, her fırsatta şunu söyler: “Arkadaşlar yemiyor bize yediriyor, içmiyor bize içirtiyorlar bizim de buna göre hareket etmemiz gerekiyor.”
Çay içerlerken her gerillaya yarım şeker dağıtır Latif. Geri kalanını tedbir amacıyla saklar. Bir gün başka bir gerilla grubundan olan Çekdar Hakkâri gelir. İhtiyaçları olup olmadığını sorar. Latif, hemen konuya girer, „Bizim yiyecek konusunda herhangi bir sıkıntımız yok, eğer sizin varsa biz size yardımcı olabiliriz” der. Çekdar adlı gerilla şaşırır, “Sizin durumunuzu biliyoruz. Nasıl vereceksiniz?“diye sorar. Latif ise, “bizim çok şekerimiz var size verebiliriz” diyerek, bir poşet şekeri Çekdar’a uzatır. Bu şekerler, tedbir amacıyla sakladığı şekerlerdir. Latif’in bu yaklaşımı, arkadaşlarını oldukça etkiler.

Soyadını Toprak koydu

Besta alanına geçtiklerinde, bir kaç yıl önce yaşamını yitiren Sorxwin (Özgür Kaya) ile tanışırlar. Sorxwin’in sürekli üç kuzen ile ilgilenmesi, Onları çok etkiler. Sorxwin, Latif için „Ya senden büyük bir komutan ya da büyük bir kahraman çıkar” der. Latif, yaşı küçük olmasına rağmen bir savaşçı olmanın gereklerine göre yaşar. Ardından Güney Kürdistan’a geçerler. Geride bıraktıkları arkadaşları için üzgündürler.
Kendal Baz, Latif’i anlatmaya devam ediyor: “Latif gerillalara ulaştığında bir avuç toprağı alıp öpüyor. Her şeyi anlamlandırarak yaşamayı seviyordu. Çok canlı, hareketli ve etrafındaki insanlara moral veren biriydi. Toprağa olan bağlılığından dolayı soyadını dahi Toprak koydu. Toprak koymasının nedenini ise şöyle açıklıyordu: ‘toprağım için savaşmaya geldim, onun için soyadımı da toprak koyacağım.’ Eğitimlerde fazla konuşkan biri değildi. Ama eğitim aralarında yürüttüğü tartışmalarda Kürdistan ve toprak kelimesi dilinden eksik olmazdı. Ancak yaşına göre birikimi fazlaydı.”
Kendal Baz, kuzeni Latif’i anlatırken, duygusal anlamda oldukça zorlanıyor. Hem O’nu koruyamamanın vicdan azabını hem de O’nunla daha fazla yaşayamamanın burukluğunu derinden hissediyor. Baz, Latif’in arkadaşlarına bağlı, her daim güleç, paylaşımcı biri olduğunu da dile getiriyor.

‘Toprağıma kanım dökülse de çiçek olup yeşerecek’
Latif, Canlı Kalkan eyleminin amacı için ailesine yazdığı mektupta şu sözlere yer vermiş: “Ben toprağım için savaşıyorum, ben Kürdistan için savaşıyorum, ölsem de Kürdistan için öleceğim, kanım dökülse de kanımdan çiçekler yeşerecek.”
„Ali Şimşek (Latif), 2005 yılında gerçekleştirilen Canlı Kalkan eylemiyle mücadele saflarına katıldı. Kürdistan da yürütülen savaşı durdurmak amacıyla başlatılan kampanyaya, küçük yaşıyla büyük yüreğe sahip olduğu için katıldı“ diye devam ediyor kuzeni Kendal Baz. Latif, 23 Haziran 2006 yılında Geliyê Zap’ta yaşamını yitirir. Kendal Baz, kuzeni Latif’in yaşamını yitirişine ilişkin şunları belirtiyor: “23 Haziran gecesi ben canımdan bir parçanın koptuğunu hissettim. Latif’in Geliyê Zap’ta şehit düştüğünü hissettikten sonra haberi TV’den öğrendim. Uzun bir zamana kadar bu şahadeti kabul edemedim. Onların mirasına layık olmak için en iyi yol onların mücadelelerine sahip çıkmaktır. Latif, aynı zamanda Canlı Kalkanların ilk şehididir.“


Kendal Baz, kuzeni Latif’e (Ali Şimşek) şu mısralarla sesleniyor: 


Gecenin omzuna yaslarsın başını
Dalarsın yıldızların parlak duruşuna
Oysaki yıldızların bakılmaya değil
Tanınmaya ve yaşatılmaya ihtiyaçları vardır
İşte o zaman 21 Mart’ın da doğan,
çoğalan Mazlum’u anlatır sana
Hatıraların ateşli dili ve şıkefta gazinoda
yaktığımız bir mum ışığında
Eritirken anılarını
Anlatırken anılarımızı,
nokta Newroz’a kayar bakışların
İşte o zaman gecenin kalbinde
yaktığımız bir gerilla ateşinde
Ve bir kelebeğin kanadına sarılarak dalarsın
Ey Cilo’nun asil türküsü,
Çarçela kokulu umut romanı,
Ve Avaşin yürekli çocuk,
sana son sözüm seni bende yaşatacağım
Yarına sevdalı izlerini, ruhuma damıtacağım
Asit gibi süzülürken patikalara vedasız gidişin
Sana son sözüm
seni kendimde yaşatacağım.“


DİLAN SEVAL/ZAGROS