
Hasan Güneş
Büyülü gerçekçiliğin anavatanı Latin Amerika. Aynı zamanda edebiyatın birçok usta ismini de doğuran, yetiştiren topraklar... Öyle ki Latin Amerika edebiyatı İspanyolca edebiyat içinde geniş ve köklü bir yere sahip. Çağdaş dünya edebiyatının doruklarından Cortazar’ın Seksek’i, Márquez’in “Kitabımda gerçekliğe dayanmayan tek bir cümle bulamazsınız” dediği Yüzyıllık Yalnızlık, Che Guevara’nın, Che olmadan önce anılarına dayanan keşif yolculuğu, Latin Amerikan romanının zirvelerinden Carlos Fuentes’in, Artemio Cruz’un Ölümü… Bunlardan yalnızca birkaçı.
Peki Latin Amerika edebiyatı denince akla ilk kimler ya da hangi kitaplar gelir? ingiliz gazetesi Telegraph bu soruya cevaben Latin Amerika edebiyatına dahil 6 kitap sıralamış.
1 Seksek - Julio Cortazar
Seksek, geleneksel biçem ve anlatı anlayışından uzaklaşmayı yurt edinen Julio Cortazar’ın başyapıtı, gerçekliğin dayattığı saçmalığın içinde biçimlenen bir dünyada amaçları sekseğin son halkası Gökyüzü’ne ulaşmak olan bir grup insanın hikayesidir.
Seksek gerçekte iç içe geçmiş iki romandan oluşmaktadır.
Cortazar, kitabın başında yer alan okuma planıyla, 155 bölümden oluşan, seksek oyunu yapısına benzer sıçramalı bir metin sunar okuyucuya. ilk 56 bölüm asıl romanı oluşturur, 57. bölüm ve sonrası için Cortazar, “okunması zorunlu değildir” notunu düşer. Kurgunun varolma nedeni, Cortazar’ın bütün yapıtlarında olduğu gibi, yalnızca dildir.
Deneysel yazın arayışını gündelik yaşamın sıradanlıklarıyla ustaca birleştirerek dilin sınırlarında dolaşan Seksek, çağdaş dünya edebiyatının doruklarından biridir.
‘’Kitaplarını okumamış olmak, ömür boyu şeftali yememiş olmak gibi bir şeydir. Cortazar okumamış insan bir kader kurbanıdır’’ dediği yazardır Cortazar.
2 Yüzyıllık Yalnızlık - Gabriel García Márquez
Herkes tanır Márquez’i… Bazıları Kafka’dan sonra gelmiş en büyük yazar der. Yüzyıllık Yalnızlık ise 20. asrın en büyük romanlarından biridir. Márquez bu romanı için “Kitabımda gerçekliğe dayanmayan tek bir cümle bulamazsınız” der. Fantastik ve gerçeküstücülüğün aksine büyülü gerçekçilik, kişinin geçmiş ve geleneklerle bağını kesmez, yani insanı geçmişinden ve bulunduğu toplumdan uzaklaştırmaz. Fantastik eserler gerçekçilikten çok uzaktır.
Roman, bir yerleşim yeri olan Macondo’nun kuruluşunu, gelişimini, yok oluşunu ve bu yerleşim yerinin en önemli ailelerinden Buendia’ların tarihini anlatıyor. Bunun içinde destansı bir anlatıma başvuruyor yazar. Büyücüler, uçan halılar, sihir yapan çingeneler, ölüler diyarından çıkıp gelen ruhlar, birkaç kere öldükten sonra çıkıp gelen Melquiades, büyük kırmızı karıncalar, toprak yiyen kız… Ve evin direği Ursula’nın başkaldırısı. Ve öte yandan gerçek yaşamın sıradanlığı. Her epik romanda olduğu gibi bu romanında belli bir toplumun tarihsel gerçekliğiyle bağlantıları var.
3 Artemio Cruz’un Ölümü - Carlos Fuentes

Carlos Fuentes’in kitabı, Artemio Cruz’un Ölümü, Latin Amerikan romanının zirvelerinden biridir. Cruz, ölüm döşeğinde o ân orada bulunmak ve etrafındakilere zihinsel tepkiler vermekle geçmişi hatırlamak arasında gidip gelir. Cruz yetmiş bir yaşında bir toprak ve medya baronudur ve ölmek üzeredir. Hikayenin girişinde kızı ve karısıyla karşılıklı nefret ilişkisi içinde olduklarını öğreniriz. Ailenin ölüm döşeğindeki babadan istediği tek şey vasiyetinin yerini öğrenmek. Artemio Cruz’un güvendiği tek kişi yardımcısı Padilla. Cruz, Meksika Devrimi’ne katılmış bir asker. Devrim sonrası kargaşa ortamında en yakın arkadaşına ihanet ediyor ve ölmesine neden oluyor; ölen arkadaşının kızkardeşini kendisiyle evlenmeye zorlayıp zengin bir toprak ağası oluyor. Hayatını tamamen mal mülk ve mevki elde etmek için yaşayan Cruz’un bu hırsı tek oğlu Lorenzo’nun ölümüne neden olacaktır. Birçok eleştirmen Fuentes’in Artemio Cruz’un kişiliği ve hayat hikayesi üzerinden bir modern Meksika tarihi anlattığı kanısında.
4 Motorsiklet Günlükleri - Ernesto Che Guevara
“Motosiklet Günlüğü”, Alberto Granado’nun ve Che olmadan önce Ernesto Che Guevara’nın anılarına dayanan bir kendini keşif yolculuğu. Hurda bir motosiklet üzerinde Buenos Aires’teki orta üst sınıf yaşamlarını geride bırakarak yola çıkarlar. Motorları yolun başında iflas etse de otostopla yola devam etmeye karar verirler.
Bu kitap, Che’nin 23 yaşında Alberto Granado’yla birlikte bir motosikletle çıktığı ilk Güney Amerika yolculuğunda tuttuğu günlüklerden oluşmaktadır. Che’nin derdi Amerika’yı keşfetmekti bir bakıma. Nitekim içindeki çağrıya uymamazlık edemeyip, üniversite eğitimini, ailesini, hatta ilk aşkı Chicniya’yı geride bırakarak yollara vurmuştu kendini.
Çeşitli ülkeleri dolaştıkça ve özellikle cüzamlıların bulunduğu hastaneleri ziyaret ettikçe, gözlerinin önündeki tablo netleşmeye başlamıştı. Hem tüm insanlığı ikiye ayıran muazzam bölünme gerçekleştiğinde halkın yanında saf tutmaya karar veriyor, hem de tüm Amerika kıtasını Yankiler dışında bir melez ırka ait sayıyordu.
Cüzamlıların Che’yi ve Alberto’yu sevmelerinin nedeni, bu iki kafadarın onlarla çekinmeden sohbet etmeleri, dertlerini dinlemeleri ve futbol oynamalarıydı. Dolayısıyla bu kitap, sonu bir gerilla mücadelesine varan ve Küba Devrimi’ne giden bir serüvencinin ağzından anlatılmış bir yol hikâyesidir aynı zamanda.
5 Ruhlar Evi - Isabel Allende
“Anneme, büyükanneme ve bu öyküdeki bütün olağanüstü kadınlara.”
Ruhlar Evi bu sunuşla başlıyor. Sonra Pablo Neruda’dan bir alıntı var:
“İnsan dediğin kaç zaman yaşar sonunda?
Bin gün müdür yaşadığı tek gün mü yoksa?
Bir haftacık mı? Yüzlerce yıl mı?
Kaç zaman sürer kişinin ölmesi?
Ya sonsuzluk, onun anlamı ne?”
On dört bölümün ilki “Güzeller Güzeli Rosa.” Kitabın ilk cümlesi “Barrabas bize denizden geldi, diye yazdı Clara adındaki çocuk, o güzel, çıtkırıldım yazısıyla.” Romandaki olağanüstü kadınlardan, üç beyazdan birini böylece tanımaya başlıyoruz. Büyülü bir dünyanın, gerçeğe hiç de uzak olmayan kapısı böyle açılıyor.
Öykünün olağanüstü kadınlarından üçünün ayrı bir yeri var. Üç beyazın, temizliğin ve iyiliğin simgeleri Clara’nın, Blanca’nın ve Alba’nın. Anlatılan ana öykü Esteban Trueba’nın, nişanlısı Rosa’yla evlenmek için zengin olmayı kafasına koyan ve çabalarına bir madende başlayıp büyük bir çiftlikte başarıya ulaşan genç bir adamın uzun yaşamına dayanıyor. Romanın ana kahramanının Şili ve onun 20. yüzyıldaki değişim süreçlerinde acılar içinde varlıklarını sürdürmeye çalışan çileli insanları olduğunu söylemek de yanlış olmaz.
İyi bir öykü, yalnızca kişilerin sınırlı bir zaman dilimine sıkışmış yaşamlarını anlatmakla kalmaz, yaşadıkları dünyayı ve içinde bulundukları dönemi de en azından sezdirir, bir tarih kitabında bulunandan çok farklı bilgilerle yeni sayfalar açar. Anlaşıldığı sanılan gerçekleri ince ayrıntılarla örer, alışılmadık yönlerde kapılar açar, ışık tutar.
Ruhlar Evi, her satırı ilgiyle ve yeni anlamlar bularak okunan başarılı ve önemli bir roman olarak kalmıyor, kitabın arkasını da adeta gizlice yazıyor. Gerçekliğin özgün bir yansımasını büyülü dünyasında kurabilmiş olmanın çok ötesine geçiyor. Yaşamın, toplumsal ve bireysel ilişkilerin, yirminci yüzyıla damgasını vurmuş sistemlerin ve içinde bulundukları değişim sürecinin öyküsü oluyor.
Isabel Allende Şili’nin özgün seslerinden biridir. Salvador Allende’nin Pinochet önderliğindeki ordu tarafından devrilmesi ve öldürülmesinden sonra ömrünün önemli bir kısmı sürgünde geçen Allende’nin kökleriyle kurduğu bağın bir meyvesidir ilk romanı Ruhlar Evi. Romanda, yaşayan kişilerle geçmişin ruhları sanki iç içe geçmiş, birbirlerine karışmışlardır.
6 Simyacı - Paulo Coelho
Simyacı, İspanya’dan kalkıp Mısır Piramitlerinin eteklerinde hazinesini aramaya giden Endülüslü çoban Santiago’nun masalsı yaşamının felsefi öyküsü. Sanki bir nasihatnâme: Yazgına nasıl egemen olacaksın, mutluluğunu nasıl kuracaksın? sorularına yanıt arayan bir hayat ve ahlak kılavuzu. Mistik bir peri masalına benzeyen romanın altı yılda, yedi milyondan fazla okur bulmasının gizi, kuşkusuz, onun bu kılavuzluk niteliğinden kaynaklanıyor. Simyacı’yı okumak, herkes daha uykudayken, güneşin doğuşunu seyretmek için şafak vakti uyanmaya benziyor. Aslen Brezilyalı olan Paulo Coelho’yu bir dünya yazarı haline getiren kitap desek Simyacı için yalan olmaz. Mesnevi’de yer alan bir öyküden yola çıkılarak yazılan bu roman Coelho’nun yazarlık kariyerinde adeta bir sıçrama tahtası görevi görmüştür. Simyacı yayınlandıktan sonra hızla popülerleşmiş ve altı yıl içinde tam 26 dile de çevrilmişti.