
Dünya „sarı yelek“ hakkında konuşuyor. Elbette bizler de konuşuyoruz. Küresel dünyanın metropolleri „sarı yeleklilerin“ eylemiyle sarsılıyor.
Çok da iyi oluyor. Irkçılığın ve sömürünün tırmandığı bu dünyanın „sarı yeleklilerin“ eylemleriyle sarsılması iyi bir gelişmedir. Ama dünya, şu sıralarda „beyaz tülbentlilerin“ Leyla Güven liderliğinde başlattığı harekete de ilgi duymalı. Çünkü „beyaz tülbentliler“ hareketi, „sarı yelekliler“ hareketinden farklı olarak faşist Türk diktatörlüğünü en can alıcı yanından sarsmaya adaydır.
Türkiye’de faşist rejimin yıkılması yalnız Ortadoğu’ya değil, tüm Batı dünyasına „demokratik soluk“ aldıracak ilk ve belirleyici gelişme olacak.
„Beyaz tülbentliler“ dünyanın her yerinde açlık grevleriyle Leyla Güven’in başlattığı „Tecridi kırmak, faşist rejimi yıkmak ve Kürdistan’ı özgürleştirmek“ yolunda ilk adımlarını attılar. Gerisi gelecektir.
Saray-Ergenekon rejimi daha şimdiden büyük bir korkuya kapıldı. Amed’de, Van’da, Batman’da ve Urfa’da „beyaz tülbentlilere“ saldırdı.
Neden?
Onlar henüz „sarı yelekliler“ gibi büyük kentlerin altını üstüne getirmemiş. Arabaları ters çevirip kundaklamamış. Molotof kokteylleriyle polis araçlarını yakmamış. Hiç biri kalaşnikof kuşanıp, barikatların ardında mevzilenmemiş. Dağlarda değiller, „hendeklerin“ ardında değiller. Alanlarda değiller. Sokaklarda değiller. Hatta kapı önlerinde bile değiller.
Partilerinin binalarında, otuzu, kırkı, ellisi bir araya gelmiş, dünyanın kendilerini duyup, duymamasına aldırmadan Leyla Güven’le dayanışma için açlık grevi yapıyorlar.
HDP binaları bu „beyaz tülbentlilere“ karşı iki yüz, üç yüz, beş yüz polisle çevrilmiş. Sokak başları zırhlı araçlarla kesilmiş. „Beyaz tülbentli“ kadınlar yerlerde sürüklenerek göz altına alınmakta...
Kimilerine „abartılmış bir önlem“ gibi gelse de rejim başına geleceklerin farkında. Bir zindan hücresinde başlayan bu eylemin, yüzbinlerce „beyaz tülbentli“yi harekete geçirmek üzere olduğunu görüyorlar.
„Beyaz tülbentli“ kadının üstüne zindan kapıları kapanmış. Amed’de, Van’da, Batman’da, Urfa’da, Kürdistan’ın her yerinde bu „beyaz tülbentliler“ parti kapılarının ardında, yere serili kilimlerin üstünde oturmakta. Dört duvarın ardındaki bu hareketin, az sonra sokaklara çıkacağından şüphe bile edilemez. Dört duvar ardında biriken öfke ne zindan kapısı dinler, ne kapıların önündeki polis barikatlarını.
Yeni bir aşamanın ilk habercileridir hepsi. Bana kalırsa tek bir erkeğin bile aralarına karışmadan, eylemin öznesi olmak yerine „beyaz tülbentlilerle“ dayanışmanın öznesi olması en isabetli tutum olacağa benzer.
Kadınlar „eşitlikten, eş başkanlıktan“ yeni bir aşamaya doğru ilerliyor: Demokrasi hareketinin öncüsünün başında „beyaz tülbent“ var. Kadınlar öncülüğü ele alıyor.
Bu yeni bir süreç.
„Erkeğin erkekle savaşı“ tarih boyunca hiç bir kalıcı insani sonuç doğurmadı. Milyonlarca erkeğin, milyonlarca erkekle savaşında ölen milyonlarca erkek yalnızca yeni savaşlar için birer intikam nesnesi oldu.
Şimdi Türkiye’de „erkek egemenlere karşı“ „beyaz tülbentlilerin“ direnişiyle karşı karşıyayız. Bu direnişin zaferi, bilelim ki kalıcı olur, barışa, demokrasiye, refaha yolu açar. Leyla Güven’in bu eylemiyle başlayan „beyaz tülbentliler“ hareketi başarıya ulaştığı gün, bu direniş ne gibi bedellere mal olursa olsun, Türkiye’de „erkek şiddetine“, bu şiddetin en örgütlü, en terörist, en emperyalist biçimi olan „faşist şiddete“ ölümcül bir darbe indirir.
Direnişi kazanan kadın, bu kazanımını yeni savaşlar, kırımlar, intikamcı eylemler için değil, çocuklar aç kalmasın, ekmek yiyebilsin diyerek insani amaçlara yöneltir.
Eğer Leyla Güven’in eylemi „erkekleştirilmezse“, „beyaz tülbentliler“ hareketi özgürce kendi yolunda yürüyüp, milyonlarca kadını harekete geçirebilirse, Saray rejimi „erkek erkeğe“ dövüşte elde ettiği bütün dersleri unutacak, bunların işe yaramadığını görecektir.
Yeni bir aşamadayız.
Bu defa mağdur, ezilmiş, yenilmiş, ürkmüş erkeklerin önünü „beyaz tülbentliler“ açacak. „Beyaz tülbentli“ kadının zılgıtı, yeni bir uyanışın işareti olacak.
Kürdistan Özgürlük Hareketinin en büyük kazanımı kadın devrimidir. Şimdi bu devrim asıl rolünü oynamak üzeredir. Evlatları dağda, yer altında, zindanda ve sürgünde olan kadın ayağa kalkıyor.
Başlarında beyaz tülbent, dudaklarında her dinden dua, ellerinde Apo’nun kadın devrimine ruh veren kitapları.
Durdurun bakalım durdurabilirseniz bu kadınları...