Leyla Güven bu yazı yayınlandığı zaman açlık grevinin 43. gününde olacak. 55 yaşında ve ciddi sağlık sorunları olan bir insanın, gerekli vitaminleri almaksızın yürüttüğü bu eylem ölümcül sonuçlara gebedir.

Bu durumda, böyle bir „ölüm yolculuğunun“ gereği var mı sorusu akla gelebilir.

Eylemin amacı „Öcalan’ın üstündeki tecridin kaldırılması“. Bu talep ilk bakışta bir rehinin „insan hakkı“ ile sınırlı bir talep gibi görünüyorsa da, bugünkü aşamada yalnız Kürt halkı için değil, hatta yalnız Türkiye halkları için de değil, fakat Ortadoğu halkları ve dolayısı ile dünya halkları için de karşı karşıya olunan tehlikeleri aşmanın çaresi.

Öcalan’ın üstündeki tecridin kalkması ve onun özgürce görüşlerini dile getirmesi, savaş sürecini yaşayan tüm ülkelerdeki siyasi iklimi bir anda değiştirecektir.

Nasıl olacak bu değişiklik? Kestirmeden söyleyeyim: PKK Önderi Öcalan’ın tüm Ortadoğu için dile getireceği çözüm yolu, dile getirildiği an, dört parça Kürdistan’daki on milyonlarca insanın desteğini kazanır. Bu öyle pasif bir destek de olmaz. Coşkulu, etkin, eylemli, örgütlü ve bilinçli bir destek olur.

On milyonlarca Kürdün vereceği bu destek, Kürdistan parçalarının yer aldığı dört ülkedeki bütün barıştan, özgürlükten yana kitlelerin desteğini kazanır. Türkiye’nin yarısı da buna dahildir. İran’ın bütün muhalifleri de. Irak’ınkiler de...

Tecrit kırıldığı gün, Ortadoğu’da savaşa ve krize karşı İmralı’dan gelecek olan çözüm önerileri, tüm Avrupa kamuoyunun mutlak desteğini kazanacaktır.

Bu durumda söyler misiniz, dünyadaki şu politik liderlerden hangisinin önerisi böylesi bir geniş yankı bulabilir? Ne Trump’ın, ne Putin’in, Erdoğan’ı zaten geçelim, hiç birinin böylesi bir etki imkanı yoktur. Çünkü önerilerinin arkasında dört parça Kürdistan’ın, her parçanın yer aldığı ülkelerdeki muhaliflerin, Efrîn direnişi esnasında ortaya çıkan Batı kamuoyunun desteğine benzer bir destek bulamazlar.

Şu anda böyle bir destek yalnızca Öcalan tarafından dile getirilecek olan önerilerin arkasında toplanır.

O nedenle, Leyla Güven’in başlattığı ve dünyanın her yerine, Kürdistan’a, zindanlara yayılan „süresiz ve dönüşümsüz“ ölüm yolculuğuna şaşırmamak gerekir. Çünkü bu insanlar, „ölümü göze almaksızın tecritin kırılamayacağını“ anladılar ve tecrit kırılmazsa, tüm halkların ölüm yolculuğuna mahkum olacağını gördüler.

Açlık grevi hareketinin arkasında yatan gerçek böyledir.

Bu çok büyük bir hedeftir.

Tecritten çıkan Öcalan konuştuğu gün, elli milyon Kürdün, bir o kadar Kürt dostunun, kat ve kat daha fazla Batı halklarının  arkasında duracağı yol haritasını çizecektir.

Ya devletler bu yol haritasına uyacak ya da bu yol haritasına göre yola koyulacak olan halklar bu devletleri yola getirecek.

Soru şudur: Böyle bir yol haritasını, PKK Önderinin dışında kim çizebilir ve çizdiği yol haritasının arkasına böylesine muazzam bir sosyal gücü kim seferber edebilir?

Yanıt açıktır: Yalnız bölgeyi değil, tüm Avrupa’yı ve dünyayı tehdit eden bugünkü kriz koşullarında bütün iktidarlar, bütün devlet başkanları, başbakanları sınavdan geçti. Hepsi başarısızlığa uğradı.

Şimdi „Öcalan zamanıdır“. Onun konuşması gerekmektedir.

Ve işte insanlar da bu bilinçle ucunda ölüm duran bir yola kendi özgür iradeleri ile atılmışlardır.

Bu yolun ucundaki „Azraili“ caydırmanın yolu, Leyla Güven’in başlattığı bu saygı değer mücadeleyi her türlü yöntemle sahiplenmektir. En önemlisi bu mücadeleyi yerel seçimlere hazırlık mücadelesiyle organik olarak birleştirmeyi başarmaktır.

Kayyumları silip süpürmek için yürütülen mücadele, Belediyecilik işlerinin boyunu çoktan aşmıştır. Artık şu ya da bu Belediye’nin faşist rejimden koparılıp alınması Öcalan’a özgürlük, Kürdistan’a statü, Ortadoğu’ya barış, halka demokrasi ve refah mücadelesinin parçası haline gelmiştir.

O nedenle tekrar söylersek, şimdi „çözümsüzlüğün“ hüküm sürdüğü tüm Ortadoğu’da çözümün yolu İmralı’dan geçmekte.

Zaman „Öcalan zamanıdır.“

İşte bu zamana ayak uyduran kazanacaktır.